Sosyolog değilim. Sosyoloji bilgim de üniversitedeki Prof. Amiran Kurtkan'ın Sosyolojiye Giriş dersi ve okuduğum kitaplarla sınırlı. Ama 43 yıldır bilfiil gazetecilik yaptığım ve sürekli halkın arasında bulunduğum için bu konularda iki çift laf edecek kadar bilgi ve tecrübem olduğuna inanıyorum.

Efendim, mutlaka sizin de dikkatinizi çekmiştir. Giderek daha sabırsız ve tahammülsüz insanlar haline geldik. Hoşgörü eşiğimiz sürekli yükseliyor. Trafikte sarı ışık yeşile dönmeden kornaya asılıyoruz. Hiçbir fayda sağlamayacağını bile bile asansörün çağırma düğmesine sürekli basıp duruyoruz. Kuyrukta beklerken çatacak adam arıyoruz. Her şey çabucak olup bitsin istiyoruz. Oysa yetişmek için birbirimize omuz attığımız yer belli: Hepi topu iki metre toprak...

Çocuklarımız da bizden farklı değil. Bir kere her şeyden çok çabuk sıkılıyorlar. Ben çocukken iki plastik askerime uydurduğum hikayelerimle günler boyu tek başıma maceradan maceraya koşar, bir an bile sıkılmazdım. Şimdikiler öyle mi? Bir çizgi filmin sonunu getirebilecek kadar bile sebatları yok. Hepsinde bir dikkat dağınıklığı ve odaklanamama sorunu...

Bana göre bunun en büyük sebebi, dijital hayatın uzantısı sosyal medya. Parmağımızın ucuyla ekranı aşağıya kaydırıp konuyu değiştirmeye çok alıştık. Sıkıldın mı, hoop aşağı kaydır. Birileri bizi dünyayı parmağımızın ucunda oynatacağımıza inandırmış. Gerçek hayatı da kaydırarak hızlandıracağımızı sanıyoruz. Oysa geride hep yaşanmamışlıklar, yarım kalmışlıklar bırakıyoruz. Unutmayın, parmağımızı her aşağı kaydırdığımızda aslında hayatımızı kaydırıyoruz.
Şuraya naçizane not düşeyim istedim.
 

Gazze'yi unutmak! Gazze'yi unutmak!

Yüksel Aytuğ, Sabah Haber