İskiri Erken Uyarı Üssü, Salamis Deniz Üssü, Kastelli, Kalamata ve Andravida Hava Üslerine ek olarak Dedeağaç'taki Yanuli karargahı, Litohoro'daki atış talim sahası ve Stefanovikio Askeri Havaalanı civarındaki Yeorgula Karargahı bunların tamamı ABD'nin bugün Yunanistan'da aktif biçimde kullandığı ya da hazır beklettirdiği tesisler.
ABD'nin mevcut üslerinde yüzlerce silahlı hava aracı, tank, tanksavar, havan, silahlı zırhlı araç, ağır silah, radar ve hava savunma sistemleri bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Saya saya bitiremedim" dediği bu üslerin sayısı her geçen gün artmaya devam ediyor.
Son olarak Volos'taki Georgula Kışlası, Litohoro'daki atış alanı, Dedeağaç'taki Yannuli Kışlası ve Suda Üssü, ABD-Yunanistan Karşılıklı Savunma İşbirliği Anlaşması kapsamında ABD'nin kullanabileceği alanlar arasında resmen tescil edildi.
Bu yıl bir kez daha yenilenen ABD-Yunanistan Karşılıklı Savunma İşbirliği Anlaşması'yla Yunanistan, konuşlanması için ABD'ye aralarında gayri askeri statüdeki adaların da bulunduğu 22 yer göstermişti. Yani üsler yalnızca anakarayla sınırlı kalmıyor; anlaşmalar icabınca silahlanması “yasak” olan adalar bile bu listeye dahil ediliyor.
Dedeağaç'ın seçimi rastgele değil. ABD bu üsle Türkiye'yi çevrelemeyi, Boğazlar ile Ege'yi gözlem altına almayı planlıyor. ABD; Dedeağaç, Bulgaristan ve Romanya üzerinden yeni bir hat oluşturarak Türk Boğazlarının stratejik değerini düşürmeyi hedefliyor.
Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi gereğince boğazları savaş gemilerine kapattı. Bu hamle Batı'yı zor durumda bıraktı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi gereğince Türkiye boğazları kapatınca Dedeağaç limanının rolü hayli arttı. Liman başta ABD olmak üzere İngiltere, İtalya gibi NATO ülkelerine Bulgaristan, Romanya ve Polonya gibi Rusya sınırına yakın ülkelere askeri teçhizat sevkiyatında kullanılıyor.
New York Times'ın Ağustos 2022'de yayımladığı özel haberde 'ABD'nin silah merkezi' olarak tanımladığı Dedeağaç'taki liman, daha fazla yük getirilebilmesi için Amerikan ordusu tarafından yeniden inşa edildi.
Lozan ve Paris Anlaşmaları koz olarak kullanılmalı
Yunanistan'ın Türkiye kıyılarına dayanan adaları silahlandırması uluslararası antlaşmaların açık yasaklarına rağmen yapılıyor. Taşoz, Semadirek, Limni, Bozbaba, Midilli, Sakız, İpsara, Sisam ve Ahikerya adaları, 1923 Lozan Barış Antlaşması uyarınca gayri askeri statüde kalmak koşuluyla Yunanistan'ın egemenliğinde bulunuyor. 1947 Paris Barış Antlaşması uyarınca silahsızlandırılması koşuluyla egemenliği İtalya'dan Yunanistan'a verilen Doğu Ege adaları ise Onikiadalar olarak adlandırılıyor.
Lozan Barış Antlaşması'nın 13. maddesi ile Türkiye ve Yunanistan arasında “sürekli barışı sağlamak” amacıyla Yunanistan, Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya adalarında deniz üssü inşa edemeyecek ve askeri faaliyetlerde bulunamayacak. Bu adalarda bulunacak asker sayısına da sınırlama getirilmiş. Aynı zamanda Yunan askeri uçaklarının Anadolu kıyılarında olması yasaklanmış. Yunanistan, Türkiye'nin itirazlarına ve antlaşmalardan doğan yükümlülüklerine rağmen 1960'lardan beri yavaş yavaş adaları silahlandırarak Ege Adaları'nın silahsızlandırılmış statüsünü ihlal etmeyi sürdürüyor.
Atina yönetimi pişkin
Daha ilginç olan ise Yunanistan'ın bu ihlali bizzat kabul etmesidir. Yunanistan, 1993'te Uluslararası Adalet Divanının zorunlu yargı yetkisini kabul ederken, "ulusal güvenlik çıkarları" ile ilgili askeri önlemlerden kaynaklı hususlara ilişkin olarak zorunlu yargı yetkisine çekince koymuştu. Bu durum, Yunanistan'ın anlaşma yükümlülüklerini ihlal ettiğinin Atina tarafından zımnen kabul edildiğini ortaya koyuyor.
Mesafe ve meşruiyet sorunu
Şimdi çok temel ama çoğu kez görmezden gelinen bir soruyu sormak gerekiyor: Bu adalar coğrafi olarak kime daha yakın?
Lozan Barış Antlaşması'nın 12. maddesi ile Anadolu kıyılarına 3 milden az uzaklıkta bulunan adaların Türk egemenliğinde kalacağına vurgu yapılmış. Böylece Bozcaada, Gökçeada ve Tavşan adaları dışındaki adalar Yunanistan egemenliğine bırakılmıştır.
Yani Lozan müzakerecileri şunu kabul etmiştir: Türkiye kıyısına 3 milin altında olan adalar Türkiye'ye aittir. Ancak 3 milin üstündeki adalar, kıyıya ne kadar yakın olursa olsun Yunanistan'a verilmiştir.
Meis Adası bunun en çarpıcı örneğidir. Türkiye'nin BM Nezdindeki Daimi Temsilcisi imzasıyla Genel Sekreter'e gönderilen mektupta, aralarında Meis Adası'nın da bulunduğu söz konusu adaların Türkiye ana karasına yakınlığına vurgu yapılarak, 1923 Lozan ve 1947 Paris Barış Antlaşmalarında açıkça belirtilmesine rağmen bu adaların Yunanistan tarafından silahlandırılmasının Türkiye'nin güvenliğine ciddi tehdit oluşturduğunun altı çizilmişti.
Meis, Türkiye'nin Kaş ilçesine 2 kilometre mesafede. Yunanistan'ın anakara kıyılarına ise 570 kilometre. Yani bu ada Türkiye'nin sahiline yüzülerek gidilebilecek mesafede ama Yunanistan bayrağı taşıyor ve silahlandırılıyor.
Türkiye’nin vaziyeti ve ne yapılabilir?
Türkiye, hukuk zeminini zaten kullanmaya başladı. Türkiye, "Eğer Yunanistan, anlaşmalardaki yükümlülüklerini yerine getirmede başarısız olursa o anlaşmalardan kaynaklı egemenlik haklarını deniz yetki alanlarının belirlenmesi dahil öne süremez" açıklamasını yaptı. Bu, güçlü bir hukuki argüman. Ancak takdir edersiniz ki, uluslararası hukuk bugünlerde ağızdaki sakızdan farksızdır.
Türkiye, son zamanlarda, Yunanistan'ın silahlandırma eylemlerinin Lozan Antlaşması'nın adalara dair hükümlerinin "esaslı ihlalini" oluşturduğu yönünde bir tutum benimsedi. Bu durumda Türkiye, Lozan Barış Antlaşması'nın adalar üzerindeki egemenliğe dair hükümlerinin sona erdiğini iddia etme hakkına sahip.
İki ülke de NATO üyesi olduğundan Türkiye, bu meseleyi ittifak içi bir güvenlik sorunu olarak gündeme taşıyabilir. ABD, Yunanistan ve Türkiye'yi aynı anda karşısına almaktan kaçınacağından bu kaldıraç hafife alınmamalı.
Türkiye'nin BM Temsilcisi, Genel Sekreter Antonio Guterres'e hitaben yazılan mektupta, "Bir kez daha dikkatinize getirmek isteriz ki Yunanistan, Ege ve Akdeniz'deki adaların silahsızlandırılması konusunda ilgili anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmemektedir" ifadesini kullandı. Bu tür BM kanalları sürekli ve sistematik biçimde kullanılabilir. Belki bir yıpratma savaşı, bir toplantı ile meseleye dair çözümler sunulabilir. Türkiye haklılığını sonuna kadar kanırtmalıdır.
Doğu Akdeniz enerji oyununda Türkiye'nin tutumu, hem Yunanistan hem de ABD için hesaba katılması gereken bir faktör. Libya ile imzalanan deniz yetki alanı mutabakat muhtırası bu bağlamda kritik önemini koruyor. Bu pozisyon daima korunmalı.
Tablo ortada: İki NATO müttefiki, birbirini hem hukuken hem stratejik olarak köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. NATO'nun Türkiye ve Yunanistan için genel güvenlik sistemi oluşturmuş olmasının adaların silahtan ve askerden arındırılmış statülerini geçersiz kıldığını savunan Yunanistan; adaları silahlandırırken bir yandan da NATO şemsiyesini kalkan olarak kullanıyor.
Rusya tehdidi, İran-İsrail gerilimi, Ukrayna savaşı... Tüm bu krizler, aslında on yıllardır süren bir kuşatma politikasının hızlanması için bulunmaz birer bahane işlevi görüyor. Dedeağaç'ta demir atan her Amerikan gemisi, Meis'e çıkan her Yunan askeri, antlaşmalarla korunan 1923 statükosunu biraz daha aşındırıyor. Türkiye elindeki her enstrümanı buna göre kullanmalıdır.
Analiz: Barandergisi.net