İktibas

Haliç’e dökülen yazma eserler

Abone Ol

Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde Osmanlı'yla bağları koparma adına yürütülen politikalar, yalnızca bir alfabe değişikliğine yol açmamış; asırların birikimi olan yazma eserleri, kütüphaneleri ve arşiv malzemelerini de hedef almıştır. Binlerce eser yakılmış, hurda kâğıt muamelesi görmüş, yurt dışına çıkarılmış veya kaderine terk edilmiştir. Bugün Osmanlı hafızasına dair anlatılan birçok hazin hikâye, aslında bir medeniyetin kendi geçmişine karşı yürütülen bu büyük tasfiye hareketinin somut örnekleri olarak karşımızda durmaktadır.

Yazar Ebubekir Aytekin, Kemalist Devrimlerin Analizi adlı eserinde bu meseleye özel bir yer ayırmakta; Osmanlı arşivleri ile yazma eserlerin uğradığı kayıpları çeşitli örneklerle ortaya koymaktadır. Eserde yer alan ve Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde tarihî mirasa yönelik yaklaşımı gözler önüne seren ilgili bölümü istifadenize sunuyoruz.

Haliç’e Dökülen Yazma Eserler

İstanbul, Beyazıt Sahaflar Çarşısı Derneği Başkanı Adil Sarmusak anlatıyor:

Cumhuriyet döneminin bu harf devriminden sonra eski kitaplara karşı aşırı bir düşmanlık… Bakın mesela, size bir şey anlatayım. Prof. Kasım Güven, Eczacılık Fakültesi Dekanından naklen anlatıyorum. Balat’ta bir kütüphane ağzına kadar kitap dolu. Eski kitap… Osmanlıca, Arapça… Yetkili birisi bir tane kağnı arabası kiralıyor. At arabası yani. Diyor ki bu kitapları götür Haliç’e boşalt, diye para veriyor ona. O kitapları adam yüklüyor kağnı arabasına, götürüp Haliç’e atıyor.”

“Bir seferinde de bunu Avusturya Sefiri görüyor. Diyor ki bu kitapları bana satar mısın? Adam zaten atmaya götürüyor, canına minnet… Sözün kısası kitaplar için 15 lira istiyor. Bir araba kitabı 15 liraya alıyorum, diyor Sefir. Bu kitaplar içinden ne çıkıyor biliyor musunuz? Dünyada tek nüshası olan İbni Sina’nın kendi eliyle yazdığı El-Kanun Fi-Tıb…”

“Adam alıyor. Avusturya’ya götürüyor.”

“Bugün o kitap Viyana Müzesindedir. Profesör Kasım Güven’in anlattığına göre, diyor ki biz Eczacılık Fakültesi olarak, Türk devleti olarak bir nüshasını istedik, bize vermediler. Niye versinler ki? İyi de etmişler. Sen malına sahip çıkma; yani bir zaman ben de çocukluğumda yaşadım. Evinizde bir Arapça Kur’an veyahut da bir Arapça kitap oldu mu suç olarak alıp götürüyorlardı bizi. Böyle dönemler yaşadık.”

“Böyle dönemlerde kimisi korkusundan yaktı onları, kimisi gömdü, kimini de yakalayıp attılar (hapishaneye). Dolayısıyla büyük bir hazinemiz böylelikle telef oldu. Ya yurt dışına kaçtı… Ben gururuma yediremiyorum. Dünyanın dördüncü büyük arşivi Bulgaristan’da. Ben bir kitapçı olarak, ben bunu bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak içime sindiremiyorum.

Ebubekir Aytekin, Kemalist Devrimlerin Analizi, s. 127-128

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }