“Seni gerçekten hiç anlayamıyorum!” dedi kalabalık caddede yavaş adımlarla yürümekte olan iki kişiden biri. “Bu aslında insanların kendilerini doğru anlayabilmek için hatırında tutması gereken en önemli şey!” dedi diğeri.
Bir bütünün parçalardan oluştuğunu unutmamak gerekir; parçaların tek tek kendi gerçeklikleri içinde var kılındığını kabul etmeden, o bütün hakkında söylenen her şey tek kişilik bir gerçeklikte takılı kalmaya mahkûm eder insanı.
Luigi Pirandello, ‘Biri Hiçbiri Binlercesi’ isimli kitabında bu gerçeğin altını ustalıkla çiziyor: “Size bakarken, gözlerinizde sizin gördüklerinizi görmeyecektir, tıpkı sizin onun gözlerine bakarken onun gördüklerini görmediğiniz gibi; dünyanın, yaşamın, nesnelerin onlara dokunduğunuzda sizin için gerçekliği; onunkiyle aynı değildir; onun aynı nesnelerde, sizde, kendi içinde görüp dokunduğu başka bir gerçekliktir…”
Bir filmin senaryosu o filmin gerçekliği üzerinde çok belirleyicidir. Filmlerin izleyicisine gerçeklik duygusu verip veremediğine, karakterlere ve olaylara ne kadar yakından baktığına, bu ikisini birbirine hangi zengin ayrıntılarla bağladığına, insanı ve hayatı ne kadar doğru gözleyerek filmin hikayesine aktardığına bakarak karar veririz. Bu anlama mesaisi film hakkında yüksek ihtimalle isabetli varış noktalarına götürür bizi. Bir şeyi doğru yere doğru şekilde bakarak anlayabiliriz. Bu önemli bir hassas noktadır. Ancak kendimize, diğer insanlara, hayata, bütün bunların birbirine bağlantılarına, ilişkileri ören ayrıntılara, yani yaşadıklarımıza ve içinden akmakta olduğumuz o büyük hikâyeye bakarken bu hassasiyeti göstermeyiz. Hayat bizi bize her gün ve her an anlatır durur. Ama biz hayatın bize söylediklerine kulak vermeyiz. Her şeyi kendi gerçekliği içinde en doğru şekilde anlayıp anlamadığımızı kendimize neredeyse hiç sormayız. Bir filmin gerçekliğini inceden inceye sorgularken, bunu kendi hayatımız için hiç yapmayız. Her şeyi hak ettiği şekilde anlayıp anlamadığımızı hiç sorgulamayız.
Bazen bir şey yapıyor, hemen ardından ‘Bu yaptığımın anlamı nedir?’ diye düşünmeye başlıyorum. O şeyin anlamını düşünürken yaptığım acemiliklerden de bunu aslında ne kadar az yaptığımı farkedip halime şaşırıyorum!”
Başkalarını anlayabilmek adına gösterebileceğimiz her yakınlık, her ince yaklaşım; bizim dünyamızı da genişlik ve derinlik katacaktır. Deneyen herkes bunu çok kısa bir zamanda rahatlıkla müşahede edebilir.
Anlama çabası sevgi toprağında açan bir çiçektir. Bir şeyi ancak seversek anlamaya çalışırız. Birbirine kör ve sağır yaşamayı alışkanlık edinmiş yeni dünya öz sevgisini yitirdiği için bu haldedir.
“Ondan önce bir karanlığa gömülmüş, uyuyor gibiydim; ama o gelip beni uyandırdı, kaldırıp ışığa götürdü, çevremdeki her şeyi, bitmez tükenmez iplerle renk renk bir dantel gibi işledi; bana en yakın, kendisini en iyi anladığım, benim için en değerli insan o oldu, onun dünyaya duyduğu karşılıksız sevgi, zorluklarla dolu hayata karşı içimi güçle doldurarak beni zenginleştirdi” diye yazmış Maksim Gorki, ‘Çocukluğum’ isimli meşhur kitabında.
Daha zengin olmak için daha çok para biriktiriyorsun! Daha çok insan olabilmek için de daha çok insan biriktir!
“Bir ben vardır amma” dedi meczup, “nice de sen vardır bende benden içeru!”
Gökhan Özcan, Yeni Şafak




