Tıpkı filmlerdeki gibi yaşadığımız hayatta da (fon) sesi olsaydı ne güzel olurdu; böylece yaptığımız faaliyetlerdeki beden uyumuna ruhî-zihnî bakımdan da intibakımız daha kuvvetli olur, böylece de yaptığımız işler bir başka verim kazanırdı kanaatimce. Ciddi bir biçimde üzerinde durmasam da, hayatımızda böyle bir arka plan müziğinin varlığı hakkında ve olsaydı nasıl olması gerektiği konusunda zaman zaman düşünmüşümdür. “Böyle bir arka plan müziğinin ne faydası olacak?” diye soranlar bulunacaktır elbet. Tabiî olarak bu türlü bir iddiayı ortaya süren birisi olarak bazı açıklamalarda bulunmam gerekir.
 
Kanaatimce, ruh halimize ve söylediklerimize göre ortaya çıkan bir (fon) sesinin pek çok faydası olacaktır; çünkü böyle olduğu zaman, bir kere, ciddi tonlarda konuşuyor gözüküp gayr-ı ciddî hususları dile getiren herkes kendi arka plan müziklerinin tınılarından rahatsız olup susacaklardır. Kaldı ki, böylece, karşısındakini saf saf dinleyen herkes arka plan müziğinin tınısından durumun zannettikleri gibi olmadığını anlayıp zaman israfından ve yanlış kişileri dinlemekten kurtulacaklardır. Bu ani gelişen durum insan ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olacak boş konuşmanın çerçevesi insanlık tarihinde belki de ilk kez belirlenmiş olacaktır. Böylelikle TV’lerdeki bütün tartışma programları bir kültür faaliyeti alanına dönüşerek toplum üzerinde etkili bir tesir sahası açılacaktır. Zaman tasarrufu had safhaya ulaşarak insanlığa faydalı icad ve işler için hesap edemeyeceğimiz düzeyde vakit kazanılmış olması da cabası… Lüzumsuz konuşmacılardan kendisine sıra gelmeyen mühim adamlar topluma daha çabuk ulaşacak ve böylelikle toplumumuzun genel kültür seviyesi istenilen hızda ilerlemiş de olacaktır… Bunun yanı sıra (komedya) yeni bir safhaya geçecek, (espri) neredeyse kelime anlamına yaklaşarak latifleşecek, kahkahaların gürültüsünden de kurtulmuş bir vaziyette içten tebessüm eden insan yüzleri gün geçtikçe artacaktır… Bu artış zamanla komşuluk ilişkilerini sahtelikten çıkararak toplumda yepyeni olumlu bir havanın meydana gelmesine sebep olabilir.
 
İnanmadığı tarihin dersini anlatan profesör arka plandan gelen cızırtılı müziğin tesiriyle birlikte içinde bulunduğu sahte fildişi kuleyi görecek, onu yıkıp hakiki tarihi anlatmak yani doğru arka plan müziğini bulmak zorunluluğuna sürüklenecektir. Kezâ talebeler, profesörlerinin durumundan ötürü “yanlış mı öğreniyoruz, doğru mu öğreniyoruz?” zahmetinden kurtulacak ve aralarındaki tesir itibariyle kendi arka plan müzikleri de “olması gereken” tarzda olacaktır.
 
Bu köklü değişim eğitim meselesini bir problem olmaktan ziyade cazibe merkezi hâline getirecek, toplumumuz çocuklarını hangi üniversitelere emanet etmeleri gerektiği hususunda yaşadıkları tüm kafa karışıklığından bir anda kurtulacaktır. Kalitesiz eğitim müesseseleri (sektör) değiştirerek “kaba inşaat” sektörünü canlandıracaklar.
 
Eğitimin yeni şekli bütün sınavları geçersiz hâle getirerek insanlığa faydalı (orijinal tez)lerin önünü açacak, böylelikle sahte tezlerden kurtularak memlekete bütün sahalarda inkişaf getirecek bir seviye belirlenmiş olacaktır. Bunun yanında, birbirinden aparılan hiçbir tezin olmaması, sanat ve edebiyat alanında değineceğimiz üzere çevre duyarlılığını arttırarak yeşil alanların da çoğalmasını sağlayacaktır. Eğitimdeki bu yeni gelişmeler devletin işleyiş düzenini de kökünden değiştirerek başka bir şekle bürünmesine sebep olacaktır.
 
Politikacıların ikbal hırslarını duyacağımız dehşetli arka plan müzikleri onları da bir düzene itecek ve onlar da ister-istemez memleket ve millet adına “doğru” faaliyet alanlarına yönelmek zorunda kalacaklardır; böyle olunca da, ayrıca seçim masrafına girmeye gerek kalmayacak, arka plan müziklerinden “hamaset” tüten politikacılar devlet (konsül)lerine kendiliklerinden seçilmiş olacaktır! Tam karşı durumuyla, arka plan müziklerinden cemiyete kötü tesirler yayılan vatandaşlar, kendi arka plan müziklerinin berraklığı ile seçilmiş politikacılar tarafından oluşturulmuş zabıtalar vasıtasıyla ayırt edilecek, sonrasında ise tam teşekküllü tedavi merkezlerine alınan bu kimseler (rehabilite) edilerek tekrar topluma kazandırılacaktır. Devlet içindeki (bürokrasi) yorgunluğu bitecek, lüzumsuz işler ve gereksiz ayrıntılarla uğraşmaktan ziyade toplumun menfaatini gözeten hizmetler bir an evvel yürürlüğe gireceğinden devletin vatandaşına hizmet etme imkânları artacak, böylelikle toplum ile devlet arasında yakın yüzyılda göremediğimiz bir uyuma çabucak ulaşılmış olacaktır!
 
Adliyeler suç davalarından ziyade hukuk mevzuunda yönlendirici-bilgilendirici hukuk merkezlerine dönüşerek, insanların nadiren yargılandığı ve esası itibariyle mevcut nizamı koruyucu, kollayıcı bir şekil alacaktır. Böylelikle suçlu üretmeyen bir toplumda mesâisi en az olan bir kurum olarak daha çok hukuksuzluğun olduğu bir toplumda ne türlü zehirli tesirlerin doğabileceği hakkında ilmî araştırmalar yapan fakültelere dönüşeceklerdir. Böylelikle adlî sahada sayı olarak da en çok istihdam edilmesi gereken zabıt kâtipleri yeter derecede alınarak gereksiz iş ve maaş yükü devletin sırtından alınacaktır. Adlî vak’aların azlığı beraberinde hukuk fakültelerindeki (branş)ları değiştirecek hâkim ve avukat sayısında azâmi derecede gerileme olacaktır. Avukatlar daha çok hâkimlik mesleğine alaka duyacak ve bunun yanında hâkimlik mesleği de hukukun yanı sıra bütün sanat ve edebiyat dallarının da öğretildiği bambaşka bir mahiyete bürünecektir... Hâkimler, az da olsa önlerine getirilen davalarda sadece “kuru delil” üzerinden hüküm vermeyecekler, insanları psikolojik, sosyolojik bakımdan da değerlendirerek onları anlamaya çalışacaklar, suçu sadece ferdin üzerine mühürlemek vazifesi gütmeyerek ferdin içinde bulunduğu toplumun sevki tabiîsiyle suça itilip-itilmediği ve benzeri birçok hususu da göz önünde bulunduracaklardır… Böylelikle hâkimlik sadece ceza veren bir makam olmaktan ziyade suçun türemesindeki sebepleri de keşfetmeye ve bunun tedbirlerini almakla yükümlü bir salahiyet makamı olacaktır.
 
Böyle bir arka plan müziğiyle “Sağlık sektörü” (sektör) olmaktan çıkacak, iktisadın değil insan hayatının öne alındığı ve “aziz” sayıldığı bir saha olarak hayatını sürdürmek zorunda kalacaktır. Böylece zorunlu (vizite) ödemelerinden tutalım yanlış teşhise kadar uzanan bin türlü başıbozukluk ortadan kalkacağı gibi, bugün insan hayatını hunharca mahvetmekten çekinmeyen “ilaç sektörü” de dünya üzerindeki hükümranlığını bırakarak insan hayatına ehemmiyet verecek çalışmalara yönelmek zorunda kalacaktır. Ruhî hastalıklar daha çabuk keşfedilerek iyileştirilebilecek, böylelikle toplumumuzun yakaladığı uyum neredeyse mükemmeliyete doğru kıvrılacaktır. Bunun tezahürü hâlinde idrak ve zekâ bakımından neredeyse üstün diyebileceğimiz fertlerin oluşturduğu, tahayyüllerimizi bugün zorlayan bir toplum yapısına sahip olunacaktır ki, ölmemek için direnen değil güzel bir şekilde yaşayıp güzel bir şekilde ölmeyi bekleyen, bu sebepten ötürü suçun asgarî seviyelere indiği bir toplum yapısı ortaya çıkacaktır.
 
Böyle bir durumda en çok faydalanacağımız alanlardan birisi de kuşkusuz askerî açıdan olacaktır. Mühendislerin icad edeceği silahlar toplu şekilde insanlığı ve tabiatı tahrib eden silahlardan ziyade mâkul seviyede olacağından güçlünün haklı olduğu dönem sona erecek ve aynı zamanda askerî icadlar daha çok “iyi ve güzel” arka plan müziklerini korumaya mahsus bir hâl alacaktır! Yanlış askerî tasniflerin de önüne geçilecek, askerî açıdan yetenekli ferdler kolaylıkla teşhis edilerek yanlış darbelerden tutalım lüzumsuz insanların eline koskoca orduları teslim etmek zahmeti de ortadan kalkacaktır. Ordu, kendi halkını düşman olarak gördüğü bütün yıllardan utanarak başka toplumların yüksek refah seviyesine ulaşması için ruh güzelliğinin elinde hareket eder bir hâle gelecektir. Mahiyetini köklü şekilde değiştirerek askerî sahaların yanı sıra zirâî sahalar başta olmak üzere yeni eylem planlarını da devreye sokarak aslî vazifesini unutmadan başka sahaların da bir savaş aracı olarak kullanılabileceğini de öğrenecek ve öğretecektir.
 
Arka plan müziklerinden faydalanacağımız belki de en mühim saha (teknoloji) bahsi olacaktır. İnsan ruhunu tahrib etmeyen icadlarla birlikte fizîkî hastalıklarda mühim derecede azalma olacak, kullanılan aletin yerinde değerlendirilmesiyle beraber israf meselesi de en aza indirilerek iktisâdî açıdan büyük ilerlemeler kaydedilecektir. Aynı zamanda büyük şehirlerdeki (trafik) meselesi kökten çözülecek, gereksiz (klakson)lar sıfıra inerek şehirlerin tepesine sinen bu kötü titreşimlerden kurtulmuş olunacaktır. Bu teki iyileşmeler tabiî olarak üretim ve tüketim arasındaki uyumsuzluğun da önüne geçilmesi zaruretini meydana getireceğinden insanlığa faydadan çok zarar getiren tüm istihsal faaliyetleri azalacak, bununla birlikte ise çok para kazanma hırsı dizginlenerek “faydalı olma” hususu rağbet gören bir alışkanlığa dönüşecektir. Böylelikle sanayi bahsi yeni bir döneme girerek istihsal sahaları yeni baştan düzenlenecek, toplumu (dejenere) edecek hiçbir ürün üretilmeyecektir. Bununla beraber iktisad mevzuu günümüzdeki hâlinden çıkarılarak bambaşka bir mahiyete büründürülecek, aile içindeki ilk temel yönlendirmenin yanı sıra tüm eğitim kurumları iktisadı ilköğretimden başlayarak talebelere öğreterek “tüketim çılgınlığı”nın önüne geçilecektir. (Obezite) “ilkel toplum hastalığı” olarak tarih kitaplarında anlatılacak, tasarruf odaklı yetişen fertler sanayi bahsinde günümüze göre daha mâkul olacaklardır; böylelikle çığırından çıkan bir (fabrikatör), ürününü alacak kalabalıklar bulamayacağını bildiğinden ayrıca zararlı ürünler üretmeye kendiliğinden tevessül edemez olacaktır. Aşırı israfın önüne geçilmesiyle yaşanan bolluk tüm kesimlerce hissedilecek, dilencilik ancak (Hügo)nun bir şiirindeki mahiyetiyle kalacaktır.
 
Arka plan müziği ile beraber kendisinde köklü değişiklikler olacak en büyük saha kuşkusuz sanat ve edebiyat sahası olacaktır. İstisnasız bütün “deneme” yazarları denemekten vazgeçerek adliyelerdeki kâtip açığını kapatacak, uyumlu bir toplumda roman cazip bir saha olmaktan çıkacağı için romancıların az bir kısmı tiyatrodaki metin yazarlıklarında değerlendirilecek, büyük çoğunluğu ise gerçekten mizaçlarına uygun düşen iş sahalarına yönlendirilerek toplumlarına verimli bir hâle geleceklerdir.

Gereksiz romanların ortadan kalktığı bir toplumda çevre duyarlılığı da artarak yeşil alanların zamanla çoğaldığını hayretle müşahede edeceğiz bana kalırsa… Birbirlerinin tekrarı bütün romanların yokluğu, hakiki romanların da önünü açacaktır… Bu durumun edebiyat dünyasına üst düzey bir (standart) getireceği de muhakkak! Kanaatimce bu alandaki en büy
ük inkişâfı şiir bahsinde yaşayacağız. “Serbest şiir” yazanların bir kısmı mesleklerini bırakacağından vergi dairelerinde istihdam edilecek, denetimli bir şekilde yazarlarken toplumlarına faydalı olabilmenin de huzurunu hissedeceklerdir. “Serbest şiir” yazanların büyük bir kısmı ise, önce (rehabilite) merkezlerine gönderilerek toplumun hassas uyumunu bir anda aralarına katılarak bozmaları engellenmiş olacak, bunun yanında, belirli bir süre sonra mevzu merkezlerden “serbest” bırakılarak toplum içerisinde adam akıllı bir meslek bulmaları için belirli bir zaman “denetimli serbestlik” müesseselerinin kontrolüyle yönlendirileceklerdir.
 
Diğer müteşairler ise toplum polisleri tarafından derhal tutuklanarak ıslahhânelere konulacak, en kısa zamanda mahkemeleri görülerek ömürleri boyunca beleşçilik yapmalarından ötürü en az 750 saat toplum hizmeti verme cezasına çarptırılacaklardır. Sonrasında (psikolojik) destek verilerek topluma kazandırılan bu kimselere sanat ve edebiyat sahasından ömür boyu men cezası uygulanması da olabilecekler arasında… İstedikleri meslekte karar kılmaları hususunda serbest bırakılmaları bahsettiğimiz toplum yapısının merhametli yüzünü de gösterecektir… Şiir sahasının ulaşılmazlığı anlaşıldığında bir yahut iki’ye varacak şair sayısına ulaşan edebiyat dünyası, ucuzcuların kümelendiği bir kümes mahiyetini bırakıp yıldızlara doğru uzayan maverâî bir tahassüs alanına dönüşecektir. Buna dönüştükçe de talibi az, sahibi kıymetli olacaktır.
 
Hayattaki arka plan müziğiyle birlikte aslî vazifesini icraya en çok yaklaşacak saha olan sanat fakülteleri nadirleşecek, nadirleştikçe resim ve mimârî birbiriyle örtüşecektir. Edebiyat ve sanat alanındaki müsbet gelişmelerle birlikte şehirlerimiz baştanbaşa birer (estetik) abidesi olma yolunda ilerleyecektir. Birçok ressam yeni inşaa edilen şehirlerde badanacı, birçok mimar da inşaat alanında faaliyet gösteren firmaların tahsis edeceği iş kollarına yönlendirileceklerdir.
 
Sinema “arka plan müziği” olmadan hayatın ne kadar da yavan bir şekilde ilerlediğini anlatan estetik içerikli çalışmalara yönelerek toplumları mahvetmeye mahsus bir sektör olmaktan çıkacaktır. Mevcut “uyum”un kazanılmasının ne kadar da zor bir nimet olduğunu hatırlatarak kötüye yönlendirici olmaktan ziyade mevcut güzeli muhafaza edici bir (pozisyon) alacaktır. Böylece sinema eski cazibesini kaybedecek ve kendisine karşı kazandığı sahte zaferden vazgeçerek altın tacını tiyatroya bırakacaktır. Sinemada bir sahneyi yirmi kez tekrarlayan başarısız (aktör)lerin bir çoğu tiyatro kapısından içeri sokulmayacak, gerçek (aktör)ler ise arka plan müziklerinin kâh (dramatik) kâh (trajik) tınılarıyla toplumdaki uyumun gerçekliğini sorgulayarak hayatlarımızın sahteliğe düşüp düşmediğini tiyatro sahnelerinde tartacaklardır. (Teknoloji) ve Sanat bahsindeki olumlu iyileşme “müzik sektörü”nü baştanbaşa sarsacak, zaten arka plan müziğinin varlığıyla tahtı bir anda yerle bir olan sahte müzik piyasası bir anda yok olacaktır. Arabesk, (pop) ve benzer müzik türlerinin konserleri yasaklanarak toplumda aşağılanacak, bunun yanında (bar) ver benzeri bütün yerlerdeki (kakofoni) nihayete erecektir. Herkesin arka plan müziğinin olduğu bir toplumda müzik, üstün yetenekli, ruh olgunluğuna ermiş mizaçlara kalarak asıl sahiplerinin eline geçecektir. Bunun yanında, gerçek müzisyenler kendi arka plan müziklerinin derin tahassüsü içerisinde daha az müzik yaparak ulvî yüksekliğe ulaşacak, böylelikle müzik, insanların ruhlarını sakatlayan gizli bir silah olmaktan çıkacaktır.
 
Baran Dergisi 449. Sayı