Bugün ABD ve İsrail tarafından İran'a başlatılan saldırılar, uluslararası kamuoyu için bir sürpriz olmadı; haftalardır beklenen bir senaryonun hayata geçmesinden ibaret. Fakat savaşın gidişatını askeri mühimmatın değil, İran içindeki sosyolojik fay hatlarının belirleyeceği anlaşılıyor. Zira sahadan yansıyan en net tablo şu: İran halkı, devleti savunmak konusunda ne hevesli ne de beklenen direniş refleksini gösteriyor.
Bu toplumsal isteksizliğin arkasında ise günübirlik bir yorgunluk değil, on yıllara yayılan yapısal krizler ve tarihsel kırılmalar yatıyor.
1979'un İdeolojik Mirası ve "Çekiç" Politikası
İran, uzun yıllardır ağır uluslararası ambargoların pençesinde. Ülke, muazzam yeraltı zenginliklerine ve doğalgaz rezervlerine sahip olmasına rağmen, bu kaynakları küresel sisteme entegre edemediği için yeterli milli geliri üretemiyor. Ancak halkı asıl yabancılaştıran unsur sadece yoksulluk değil.
Devletin, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana sürdürdüğü uzlaşmaz ve militer Şii politikası toplumu yormuş durumda. Rejimin, Şiiliği birleştirici bir inanç sisteminden ziyade, her türlü iç ve dış meselede bir "çekiç" gibi kullanarak tüm dünyayı "şiileştirme" hevesi, halk nezdinde karşılığını yitirdi. Devrim ilk yıllarında kitleleri mobilize eden bu teolojik vizyon, günümüzde devletin manevra alanını daraltan kör bir silaha dönüşmüş durumda.
Rant Ekonomisi ve Güven Kaybı
Ekonomik krizin faturası halka kesilirken, devletin iç işleyişindeki yolsuzluklar ve adaletsizlikler bardağı taşıran son damla oldu. Belirli molla heyetlerinin ve elit grupların devlet gelirleri üzerinden kurduğu rant düzeni, ekonomik kaynakların halktan uzaklaşarak dar bir zümrenin elinde toplanmasına yol açtı.
Sosyo-ekonomik adaletin sağlanamadığı ve devletin refah üretmek yerine ideolojik dayatmalara odaklandığı bir düzende, halkın rejime olan bağlılığı da doğal olarak aşınıyor.
Yeni Neslin Kopuşu ve İsrail'in Stratejisi
Özellikle sosyal medyanın ve küreselleşmenin etkisiyle dünyayı çok daha farklı okuyan yeni nesil İranlılar, devletin sunduğu bu anlatıyı kabul etmiyor. Hızla dönüşen toplumsal yapı, rejimin sunduğu eski dünyanın vaatleriyle uyuşmuyor. Tamamen başka bir aidiyet ve özgürlük anlayışı geliştiren bu genç nüfus, rejimin savaşında gönüllü birer asker olmak istemiyor.
İsrail'in de stratejisini tam olarak bu kırılganlık üzerine inşa ettiği görülüyor. Tel Aviv yönetimi, dışarıdan yapılacak bir askeri müdahalenin ötesinde, İran içindeki toplumsal hoşnutsuzluğun bir rejim değişikliğini tetiklemesini umuyor.
Savaşın Kaderini Fars Orta Sınıfı Belirleyecek
Gelinen noktada, savaşın ve rejimin geleceğini belirleyecek olan ana unsur, İran'ın taşıyıcı kolonu konumundaki Fars kökenli Şii orta sınıfın tavrı olacak. Bu ana omurganın rejime duyduğu inanç, yıllar süren adaletsizlikler, yolsuzluklar ve tutulmayan vaatler silsilesiyle zayıflamış durumda. Tarihsel bir gerçeklik olarak; devletin beka sorunu yaşadığı anlarda onu ayakta tutacak yegane güç "milli irade"dir. Silah, teknoloji veya ordunun ötesinde, halkın devleti savunma iradesi yoksa, ne kadar köklü olursa olsun bir sistemin zamana karşı direnmesi mümkün değildir.





