HADİS MECLİSİ 6 AYDA BİR YAPILACAK

2019 yılında yine Mihrimah Sultan Camii’nde Buhari hatim meclisi gerçekleştirmiştiniz. Cumhuriyet döneminden sonra bir selatin camiinde gerçekleştirilen ilk hadis kitabı hatim meclisiydi. Yeni bir meclis için 7 yıl bekledik. Bir sonraki meclis için bizi daha fazla bekletmeyeceğinizin müjdesini verebilir misiniz?

Müjdeyle başlayalım. İnşallah her 6 ayda bir başka bir kitap için meclis düzenleyebilir ve Kütüb-i Sitte’yi tamamlayabiliriz. Allah’tan bu konuda kolaylık diliyoruz. Bunu İngiltere’de de yaptık. Öğrencilerin yoğun ilgisi nedeniyle Sahih-i Buhari’yi İngiltere’de 1 ay içerisinde okuduk.

Yani bundan sonra İstanbul’da aynı camide 6 ayda bir hadis meclisleri mi olacak?

İnşallah. Allah kolaylaştırırsa aynı camide yapmayı diliyoruz. Bu caminin çok büyük bereketleri olduğunu gördük. 2019’daki mecliste 48 ülkeden öğrenciler gelmişti. Şimdi ise 51 ülkeden öğrenciler geliyor. 2019’daki mecliste Allah’ın lütfuyla çok büyük bir manevi atmosfer vardı. Çok güzel geri dönüşler aldık. Fakat bizim bizzat gördüğümüz şey, meclisin manevi bereketiydi.

Yunanistan'da İsrail protestosu: Onları ülkemizde istemiyoruz
Yunanistan'da İsrail protestosu: Onları ülkemizde istemiyoruz
İçeriği Görüntüle

Allah bu meclise de kabul ve bereket nasip etsin.

EN ÖNEMLİ BEKLENTİMİZ SABIR

Bu meclis 10 gün boyunca kesintisiz şekilde Sahih-i Müslim okunarak devam edecek. Bu kadar uzun bir ilim meclisi hem hocalardan hem öğrencilerden ciddi bir sabır istiyor. Onlara vermek istediğiniz mesaj nedir?

Bugün internet çağındayız. Gençler hızı öğreniyor ve hızlı olmaya alışıyorlar. 5 dakikalık bir videoyu izlemeye sabredemeden başka şeylere geçiyorlar. Oysa eskiden hocalarımızın dizinin dibinde 3 saat boyunca ders dinlemek gayet normaldi. Bu meclislerde gençler şikayet etmeden sabretmeyi öğrenir. Özellikle ilim taliplerinden istediğimiz şey sabırdır. Bu meclisler aynı zamanda edebi öğretir. Bütün meclislere gelemeyenler bile 1 saatliğine, örneğin akşam ile yatsı arasında gelebilir. Arapça bilmese bile gelebilir. Çünkü burası aynı zamanda zikir ve huzur meclisidir. Hadiste, “Onlar öyle bir topluluktur ki onlarla oturan kimse bedbaht olmaz” buyurulmuştur.

KUR’AN’IN AÇIKLANMASINDA TEMEL MERCİ, HZ. PEYGAMBER’DİR

Hadis-i şerif ilminin, İslam’ın korunması ve Kur’an-ı Kerim’in anlaşılmasındaki önemi ve rolü nedir?

Bildiğiniz gibi şehadet, “Lâ ilâhe illallah” demekle tamamlanmaz; ikinci bölüm olan “Muhammedün Resûlullah” da bunun ayrılmaz parçasıdır. Müslüman, yalnızca “Lâ ilâhe illallah” diyerek değil, “Muhammedün Resûlullah” diyerek İslam’a girer. Kelam âlimlerinin yaptığı tanıma göre Müslüman, “Hz. Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna ve onun Allah katından getirdiği şeylere iman eden” kişidir. Dolayısıyla İslam’ın merkezinde Hz. Muhammed’in Peygamberliğine iman vardır. Kur’an-ı Kerim de bize Allah’ın kitabı olarak ancak Hz. Peygamber’e gelen vahiy yoluyla ulaşmıştır. Dolayısıyla Kur’an’ın kabul edilmesinin ilk şartı Peygamber Efendimiz’e iman etmektir. Sünneti kabul edebilmemiz için öncelikle Hz. Peygamber’e gelen vahyin ve onun peygamberliğinin doğruluğunu ortaya koymamız gerek. Kur’an-ı Kerim hükümleri genel hatlarıyla verir, ayrıntılarını her zaman açıklamaz. Çünkü Kur’an bir hidayet kitabıdır, bir fıkıh kitabı değildir. Mesela Kur’an’da “Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edin ve secde edin” buyurulur. Fakat rükû ve secdenin nasıl yapılacağını Hz. Peygamber öğretmiştir. “Beni nasıl namaz kılarken gördüyseniz, siz de öyle namaz kılın” buyurmuştur. Dolayısıyla helal ve haram konusunda, fetvada ve Kur’an’ın açıklanmasında temel merci, Hz. Peygamber’dir. Bu sebeple sünnet, İslam’ın ikinci temel kaynağıdır.

KİTAPLARIN DA NESEBİ VARDIR

Günümüz insanına hadis icazetinin manevi önemini nasıl anlatırsınız?

Namaz kılan her Müslümanın bile Hz. Peygamber’e ulaşan bir senedi vardır. Çünkü Hz. Peygamber, “Beni nasıl namaz kılarken gördüyseniz, öyle namaz kılın” buyurmuştur. Bugün bir Müslüman namazı babasından öğrenir. Babası hocasından öğrenmiştir. O hoca başka bir hocadan öğrenmiştir. Bu zincir geriye doğru götürüldüğünde İmam Ebû Hanîfe’ye, onun hocası Hammâd’a, onun hocası İbrahim en-Nehaî’ye ve nihayet sahabilere ulaşır. Dolayısıyla siz, yalnızca namazın rükû ve secdesini nasıl yaptığınızı düşünseniz bile, aslında bir senet zincirinin parçasısınız. Aynı şey hadis için de geçerlidir. “İsnadlar kitapların soy kütüğüdür” denilmiştir. Nasıl bir insanın nesebi babasından başlayıp geriye doğru takip edilebiliyorsa, kitapların da bir nesebi vardır. Kitabı kim yazdı, kim okudu, kimden aldı, kime öğretti? Bunların hepsi kaydedilmiştir.

ŞÜPHELERE KARŞI HADİS MECLİSLERİNİN ROLÜ

Günümüzde modernist okumalarla sünnet-i seniyyeye yönelik bazı şüpheler ortaya atılıyor. Kesintisiz senetle hadis okutulan meclislerin bu yaklaşımlara cevap vermedeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca hadis kitaplarının böyle meclislerde hatmedilmesinin ne gibi faydaları var?

Öncelikle sünneti eleştiren veya hadisi reddeden insanların önemli kısmı, sünnetin bize nasıl ulaştığını bilmedikleri için bunu yapıyor. Oysa hadis âlimleri, ravilerin hayatlarını, birbirleriyle görüşüp görüşmediklerini, güvenilirliklerini ve rivayetlerini titizlikle incelemişlerdir. Hadislerin yazılı olarak tedvini ise özellikle Ömer b. Abdülaziz döneminde, hicri yaklaşık 100 yılında sistemli hale gelmiş, bize ulaşan en eski kapsamlı eserlerden biri İmam Mâlik’in Muvatta’sı olmuştur. Ayrıca mütevatir haber, yalan üzerinde birleşmeleri aklen mümkün olmayan çok sayıda kişinin bir haberi nesilden nesile aktarmasıdır. Bugün senedi kesintisiz şekilde okuyup Sahih-i Buhari veya Sahih-i Müslim’i hatmettiğimizde, kitabın imamdan öğrencisine, ondan hocasına ve nihayet Hz. Peygamber’e kadar nasıl ulaştığını bizzat gösteriyoruz. Hadis meclislerinde öğrenci, ravilerin isimlerini ve tabakalarını, isimlerin doğru telaffuzunu öğrenir ve hadislerle tanışır. Ayrıca kendi kitabını hocanın okuyuşuyla tashih eder. Çünkü bizim geleneğimizde ilim yalnızca kitaptan alınmaz, hocayla karşılaştırılarak alınır.

Bu meclis için yeniden tarihî Mihrimah Sultan Camii’ni seçtiniz. İstanbul’un ve genel olarak Türkiye’nin İslami mirasın ve hadis ilminin ihyasındaki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’ye ve İstanbul’a, geçmişte Osmanlı Devleti’nin ve hilafetinin merkezi olarak bakıyoruz. Biz Şam’da hocalarımızdan Osmanlı Devleti’nin ihtişamını hep dinledik. Hocalarımız Osmanlı dönemini özlemle anlatırlardı. İslam’ın ve âlimlerin güçlü olduğu, dinin bayrağının yükseldiği, ilim talebelerine dünyanın her yerinde destek verildiği dönemlerden bahsederlerdi. Osmanlı sultanları İslam ümmetine pek çok alanda hizmet ettiler; İslam’ın yayılmasına, âlimlerin eser üretmesine, camilerin, medreselerin ve tekkelerin inşasına destek verdiler. Bugün Şam’da Sultan Selim Camii, Sultan Süleyman Camii gibi eserler hâlâ ayakta. Bu rolün yeniden canlandırılması bizim için büyük bir mutluluk. İstanbul’a geldiğimizde aslında bir ilim ve âlimler şehrine geliyoruz. Suriye’deki âlimler, icazet almak için İstanbul’a gelirler, Fatih Camii’nde imtihana girer, hatta bazıları imtihanlarını sultanların huzurunda verirlerdi. İstanbul geçmişte bütün İslam dünyasından âlimlerin geldiği bir ilim merkeziydi. Bugün 51 ülkeden âlimlerin, ilim talebelerinin ve Avrupa’daki İslami merkezlerin yöneticilerinin Sahih-i Müslim okumak için İstanbul’a gelmesi bu açıdan hiç şaşırtıcı değil. Buraya gelen insanlar hafızalarında Osmanlı tarihinin kokusunu da taşıyor. Bugün yeni tarih ile eski tarihi yeniden birbirine bağlıyoruz.

Son olarak, gençlere ve bütün Müslümanlara sünnet-i seniyyeyi ve Peygamber Efendimiz’in ahlakını günlük hayatlarında nasıl yaşamaları gerektiği konusunda ne tavsiye edersiniz?

Gençlere ilk tavsiyem Hz. Peygamber’in ahlakına ve kişiliğine önem vermeleridir. Bugün ümmetin en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri ahlaktır. Peygamberimizin ahlakını öğrenmeliyiz: Cömertliğini, affediciliğini, hilm ve sabrını, insanlarla ilişkisini, dostuna ve düşmanına davranışını, yakınına ve uzağına yaklaşımını, çocuklarla ve kadınlarla ilişkisini, eşine olan vefasını, hastaları ziyaret etmesini, insanlara gösterdiği merhameti… Bugün en fazla ihtiyacımız olan şeylerden biri nebevi ahlakı yeniden hayatımıza taşımaktır. Ümmet olarak çok fazla ilim eksiğimiz olduğunu düşünmüyorum. Elbette ilme ihtiyacımız var ve ilim öğrenilmeli. Fakat asıl ihtiyacımız olan şey halimizi değiştirmektir. Bu değişimin anahtarı da Peygamberimizin ahlakına dönmek ve onu yüceltmektir.

Kaynak: Yeni Şafak