Milli Eğitim Bakanlığı, okul-aile işbirliğini güçlendirmek amacıyla "Ailem" isimli 27 bölümlük bir dizi projesi başlattı. Ancak projenin başrolü için seçilen isim, kamuoyunda infial yarattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "86 milyonu tehdit eden bir yıkım projesi" olarak nitelediği LGBT akımına, 2019 yılında Londra’daki "Onur Yürüyüşü"ne katılarak açık destek veren Gülben Ergen, şimdi devlet eliyle "ideal anne" olarak pazarlanıyor.

Ergen, o dönem Londra sokaklarında LGBT bayrakları altında poz vermiş ve sosyal medya hesabından "İnsan seçimleri, renkleri ve hissettikleriyle hep en değerlidir" notuyla sapkınlığı meşrulaştıran paylaşımlar yapmıştı. Türkiye'de aile yapısının en kutsal değerlerini temsil etmesi beklenen bir projede, bu sicile sahip bir ismin vitrine konulması, projenin temeline daha ilk günden dinamit koymak demektir.
60 anaokulu bir LGBT destekçisinin elinin altında
Mesele sadece bir dizi oyunculuğuyla da sınırlı değil. Gülben Ergen’in başkanlığını yürüttüğü "Çocuklar Gülsün Diye" derneği, geçtiğimiz aylarda Adıyaman’da açtığı birimle birlikte Türkiye genelinde tam 60 anaokuluna ulaştı.
Körpe dimağların, henüz oyun çağındaki sabilerin eğitim gördüğü bu 60 okulun, LGBT destekçisi bir figürün nüfuzu altında olması, geleceğimiz adına korkunç bir haber değil midir? Sapkın ideolojileri "renkler ve seçimler" güzellemesiyle normalleştiren bir zihniyetin, devletin eğitim sistemine bu denli eklemlenmiş olması, "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?" dedirtmektedir. Bakanlığın, bu tehlikeli nüfuzu görmezden gelip bir de üstüne devlet onayıyla meşruiyet bahşetmesi, bir "nesil suikastı" riskini de apaçık göstermektedir.
Cumhurbaşkanı Başdanışman Oktay Saral: Popülerlik ölçü olamaz!
Söz konusu rezalete yine devletin kendi içindeki yüksek bir ismi olan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’dan sert tepki geldi. Saral, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, bürokrasideki "ajans aklına" şu sözlerle yüklendi:
"Gülben Ergen'in yıllardır kamuoyunda tartışma oluşturan çıkışları ve zaman zaman aile kavramına dair ortaya koyduğu yaklaşımlar düşünüldüğünde, böylesine değer temelli bir projede yer alması elbette soru işaretlerini beraberinde getirirken halk nezdinde de tepki uyandırmaktadır. Popülerlik ya da ekran başarısı, aile müessesesinin temsilinde asla yeterli ölçü olamaz! Milletimiz; samimiyet, değer bağlılığı ve toplumsal sorumluluk görmek ister."

Sanat camiasında bu toprakların değerleri parya halinde
Bu tablo, sanat dünyasındaki "ideolojik ambargoyu" da bir kez daha tescilledi. Oyuncu Hakan Boyav’ın daha önce yaptığı ve bugün yaşanan "Gülben Ergen vakasıyla" birebir örtüşen o tespiti hafızalardaki tazeliğini koruyor:
"Türkiye'de ödül almak için ya politik görüş olarak solcu olacaksınız ya da birilerine daha yakın olacaksınız. Adil, nesnel bir değerlendirmeden çok uzaktır Türkiye'deki ödüller. Ya solculara oy veriyorlar ya da popülerlere oy veriyorlar."
Boyav’ın bu tespiti artık sadece ödül mekanizmaları için değil, devlet destekli projeler için de geçerli hale gelmiştir. Bu toprakların mayasına bağlı, aile değerlerini yaşayan sanatçılar sistematik olarak dışlanırken; değerlerimize savaş açan isimlerin devlet eliyle "normalleştirilmesi", bürokrasinin kimlerin güdümünde olduğu sorusunu akıllara getirmektedir.
Bu ihanetten derhal dönülmeli
Milli Eğitim ve Aile Bakanlıkları, bu yanlıştan derhal dönmelidir. Aileyi koruma iddiasındaki bir projenin, aileyi aşındıran akımların figüranlarıyla yürütülmesi bir "akıl tutulması" değilse, açık bir ihanettir
Baran Dergisi





