Günümüzde medya, bilgi aktarma işlevinden giderek uzaklaşarak hız, etkileşim ve görünürlük merkezli bir yapıya evrilmiş durumda. Bu dönüşüm, habercilikte ahlak ilkesini tali bir unsur hâline getirirken doğruluk, sorumluluk ve kamu yararı gibi temel ölçütleri zayıflatmaktadır. Özellikle dijital mecralarda bilginin denetlenmeden dolaşıma girmesi, medyanın toplumu bilgilendiren değil yönlendiren bir araç olarak algılanmasına yol açmaktadır.
Sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte bu ahlaki aşınma daha görünür hâle gelmiştir. Algoritmaların çatışmayı, uç görüşleri ve duygusal tepkiyi öne çıkaran yapısı; teyitsiz, bağlamından koparılmış ve çoğu zaman manipülatif içeriklerin hızla yayılmasına zemin hazırlamaktadır. Bu ortamda haber ile yorum, bilgi ile kanaat arasındaki sınırlar silikleşmekte; medya etiği neredeyse işlevsiz hâle gelmektedir.
Mevcut denetim mekanizmaları ise bu süreci kontrol altına almaktan uzaktır. Platformların kendi iç denetimleri, ticari kaygılar sebebiyle sınırlı kalmakta; kamu otoritelerinin müdahaleleri ise ya gecikmekte ya da parçalı ve etkisiz olmaktadır. Bu durum, özellikle hassas toplumsal konularda sorumsuz yayıncılığın önünü açmakta ve ahlaki erozyonu derinleştirmektedir.
Bu sebeple medya alanında yeni ve güçlü bir denetim masası kurulması artık ertelenemez bir ihtiyaçtır. Bu yapı, ifade özgürlüğünü zedelemeden; doğruluk, kaynak zorunluluğu ve toplumsal sorumluluk ilkelerini esas alan bir çerçeve oluşturmalıdır. Keyfî biçimde üretilen, kaynağı olmayan bilgilerin dolaşıma sokulması engellenmeli; haber adı altında yürütülen algı faaliyetlerine karşı net yaptırımlar uygulanmalıdır.
Özellikle din ve değerler alanı, bu denetimin en hassas başlıklarından biri olmalıdır. İnanç, ahlak ve kültürel değerlerin popülerlik uğruna basitleştirilmesi, istismar edilmesi veya magazinleştirilmesi toplumsal zemini tahrip etmektedir. Bu alanlarda yapılacak yayınların daha sıkı ilkelere bağlanması, toplumun manevi dokusunun korunması açısından hayati önemdedir.
Ayrıca sosyal medyanın insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri artık tartışma götürmez bir noktaya ulaşmıştır. Özellikle 17 yaş ve altındaki fertler için bu mecraların ciddi psikolojik ve ahlaki riskler barındırdığı açıktır. Bu yaş grubuna yönelik sosyal medya kullanımının sınırlandırılması, hatta yasaklanması; hem bireysel gelişim hem de toplumsal sağlık açısından zorunlu bir tedbir olarak ele alınmalıdır. Medya ahlakının yeniden inşası, ancak bu tür köklü ve kararlı adımlarla mümkün olacaktır.
Baran Dergisi