Savaş Barkçin, Serdar Tuncer'in sunduğu MY Mecra kanalında şunları söyledi:
"Afganistan işgali tamamen, öyle Taliban'la bilmem neyle alakası yok. Onların da arkasında Amerika vardır zaten. Yani Selefi hareketleri İngiltere ve Amerika icat eder ve destekler. IŞİD'in de arkasında onlar vardır. Nerede bir Selefi hareket görürseniz bilin ki onun arkasından bunlar çıkar. Şimdi bizim kafa tekli çalışıyor; 0-1. Efendim, Selefi adamlar İslamcı, işte hilafet kurmaya çalışıyorlar, işte efendim güya şer'i düzen getirmeye... E bunun Amerika'yla ne alakası var? Heh, işte zaten sen böyle düşünesin diye onlara da bu ideoloji yamanıyor. Arkadaşlar, dünyayı anlamak istiyorsanız asimetrik düşünmeyi öğreneceksiniz. Yani pek çok devlet kendi, hatta kendine küfreden grupları bile destekler. Örnek verelim; İsrail dünyadaki antisemit literatürü destekler. Niye? O ne kadar karşıdan kendisine bir saldırı gelirse onu bahane edip daha büyük oyunlar oynayabilir. Menfaatini çoğaltır ve istediği yöne doğru yönlendirir. Yani düşmanını da belirleyebilmek gerçek güçtür. Düşmanınızı da belirleyebiliyorsanız, onun da gideceği yönü siz belirleyebiliyorsanız gerçekten büyük güç olursunuz."
Barkçin, “Taliban’ın arkasında Amerika vardır” iddiası, Batı merkezli tarih okumasının başka bir biçiminden ibaret. Bu zihniyete göre bir Müslüman hareket başarı kazanıyor, işgalciyi ülkeden çıkarıyor yahut devlet kurabiliyorsa mutlaka perde arkasında Amerika, İngiltere veya Yahudi bulunmalıdır. Müslümanın kendi iradesiyle teşkilatlanması, savaşması, bedel ödemesi ve sonunda galip gelme ihtimali yok. Aynı, herhangi bir mücadelede "aman provokasyona gelmeyin" deyip Müslümanların hareket alanını kısıtlayan FETÖ'cüler gibi.
Böylece Batı’ya karşı görünüşte son derece şüpheci olan zihin, gerçekte Batı’yı dünyadaki her hadisenin tek faili kabul ederek ona olduğundan da büyük bir kudret atfediyor.
Afganistan’ın tarihi ise Barkçin'in kolaycı tezini baştan çürütüyor.
İngiltere, Afganistan’ı 1839-1842 ve 1878-1880 yıllarında iki büyük savaşla işgal etmeye çalıştı. 1919’daki üçüncü İngiliz-Afgan savaşının ardından Afganistan dış siyasetindeki İngiliz tahakkümünden kurtuldu. 1979’da bu defa Sovyetler Birliği ülkeyi işgal etti ve on yıl süren kanlı savaşın ardından 1989’da çekilmek zorunda kaldı. 2001’de başlayan Amerikan işgali ise yirmi yıl sürdü. Taliban'ın mücadelesi sayesinde ABD ve NATO kuvvetleri çekilmek zorunda kaldıktan sonra Taliban 15 Ağustos 2021’de Kabil’e girdi. Barkçin gibi Afganistan’ın meselesini tek bir CIA senaryosuyla açıklamak, İngilizlerden Sovyetlere ve Amerikalılara kadar uzanan bu ağır işgal tarihini yok saymaktır.
Barkçin’in ABD’nin Sovyet işgaline karşı Afgan mücahitlerini desteklemesini “Taliban’ın arkasında Amerika vardı” şeklinde sunması da kronolojik bakımdan sakat. ABD, Soğuk Savaş’taki baş düşmanı Sovyetler Birliği’ni Afganistan’da yıpratmak için mücahitlere Pakistan üzerinden silah ve para sağladı. Bu, Washington’un kendi menfaat hesabıydı. Bir ülkenin düşmanıyla savaşan başka bir güce silah vermesi, o gücü kurduğu veya yönettiği anlamına gelmez. Daha önemlisi, Taliban o tarihte bugünkü örgütsel kimliğiyle henüz ortada bile yoktu. Hareket 1990’ların ortasında ortaya çıktı ve 1996’da Kabil’i ele geçirdi. “Düşmanımın düşmanına yardım ettim” siyaseti ile “bu hareket benim eserimdir” iddiasını birbirine karıştırmak tarih okumak değil, tarihi bir komplo şemasına zorlamaktır.
Barkçin’in Taliban’ı “Selefi hareket” başlığı altında anlatması da cehaletini ortaya koyuyor. Taliban’ın ana fikrî ve fıkhî zemini Selefilik değil, Güney Asya’daki Diyobendî geleneğin şekillendirdiği Sünnî-Hanefî çizgidir. Afganistan’da da tarih boyunca Sünnî nüfus içerisinde Hanefî mezhebi baskın olmuştur. Taliban yönetimi bugün dahi hukuk sisteminin temelini Sünnî-Hanefî fıkhına dayandırdığını açıkça ifade ediyor. Dolayısıyla Taliban’ı, IŞİD’i ve farklı coğrafyalardaki bütün silahlı hareketleri aynı “Selefi-Amerikan projesi” torbasına doldurmak, birbirinden farklı mezhep, tarih, toplum ve siyasi şartları bilmemekten kaynaklanan kaba bir genellemedir.
Amerika’nın yirmi yıl boyunca yüz milyarlarca dolar harcadığı, büyük bir ordu ve devlet mekanizması kurduğu ve milyonlarca insanı katlettiği Afganistan’da, Taliban alnının akıyla silahlı mücadeleyi sürdürdü ve yabancı kuvvetlerin çekilmek zorunda kalmasının ardından ülkenin hâkimiyetini yeniden ele geçirdi. Bugün savaş yıllarına kıyasla güvenlik ortamında belirgin bir değişim yaşanırken Afgan ekonomisi de ağır yoksulluğa rağmen 2024 ve 2025’te yeniden büyüme kaydetti. Dünya Bankası 2025 büyümesini yüzde 4,3 olarak tahmin ediyor. Ülkede ciddi iktisadi ve sosyal meselelerin devam etmesi bu gerçeği ortadan kaldırmıyor.
Barkçin gibilerin asıl tahammül edemediği ise şu: Bir Müslüman topluluğun Batılı bir işgalciye karşı kendi iradesiyle savaşabilmesi, onu ülkesinden çıkarabilmesi ve ardından kendi siyasi nizamını kurabilmesi. Batı tasallutuna uğramış zihin bunu kavrayamadığında hemen görünmez bir Amerikan eli aramaya başlıyor. Böyle bir bakış Amerika’yı neredeyse kadir-i mutlak bir güç seviyesine yükseltiyor. Afganların kırk yılı aşkın savaşını, milyonlarca insanın sürgününü, işgal altında büyüyen nesilleri ve verilen bedelleri birkaç istihbarat teorisine indirmek ise Amerikan emperyalizmini teşhir etmekten ziyade Afgan halkının iradesini ve mücadelesini hiçe saymaktan başka bir şey değil.




