Bölgede yaşanan olaylar neticesinde can kayıplarının yaşanması ve çok sayıda kişinin yaralanması, güvenlik bürokrasisini en üst düzeyde alarma geçirdi. Yetkililer, bu kargaşanın arkasında eski sistemin taraftarlarının bulunduğunu ve sivil halkı hedef alan saldırıların bu kesimlerce organize edildiğini savunuyor.
Huzursuzluğun temelinde, Humus'ta bir camiye yönelik gerçekleştirilen ve can alan bombalı eylemden sonra Alevi toplumunun duyduğu derin endişe yatıyor. Toplum önderleri, ayrımcılığa uğradıklarını ve can güvenliklerinin risk altında olduğunu ifade ederek sokaklara döküldü. Bu kitleler, merkezi hükümetin korumasından ziyade siyasi federalizm yoluyla kendi geleceklerini tayin etme isteğini yüksek sesle dile getiriyor. Federalizm talebi, bölgedeki protestocular için bir güvenlik kalkanı olarak görülürken, yeni hükümeti destekleyenler bu yaklaşımın vatanın bütünlüğünü bozmaya yönelik bir hareket olduğu fikrini taşıyor. Karşı karşıya gelen gruplar arasındaki gerilim, ordunun sokaktaki varlığına rağmen kırılganlığını koruyor.
SANA haber ajansı, gösteriler sırasında maskeli kişilerin güvenlik güçlerine ateş açtığını ve olayların bir polis memurunun da ölümüyle sonuçlandığını aktardı. İçişleri Bakanlığı ise sükuneti sağlama noktasında kararlı olduklarını belirterek müdahalelerin süreceği mesajını verdi. Protestolara katılan yerel halk, her gün yeni bir ölüm haberi almaktan yorulduklarını ve sadece huzur içinde çalışabilecekleri bir düzen arzuladıklarını belirtiyor. Suriye ordusunun stratejik liman şehirlerindeki bu operasyonel varlığı, siyasi çözüm ve toplumsal uzlaşı arayışlarının ne yöne evrileceği konusunda belirleyici bir unsur olarak görülüyor.




