13 yaşındaki Hamza el-Hatip’in ölümü isyanın fitilini ateşledi
Hamza el-Hatip, 2011 yılında duvarlara hükümet karşıtı yazılar yazdığı gerekçesiyle gözaltına alınan çocuklardan biriydi. Tanıklıklara göre, Necib’in kontrolündeki birimde ağır işkencelere maruz bırakılan Hatip’in tırnakları söküldü, vücudunda sigara söndürüldü ve çeşitli fiziksel şiddet yöntemleri uygulandı. Günler sonra ailesine teslim edilen cansız bedeni, kamuoyunda büyük infiale yol açtı ve olay, Suriye genelinde protestoların yayılmasına neden olan dönüm noktalarından biri olarak kayda geçti.
Ömer Camii operasyonları da iddianamede
Necib hakkında hazırlanan iddianamede, Deraa’daki Ömer Camii çevresinde yürütülen operasyonlar da yer aldı. Protestolar sırasında camiye sığınan yaralılara ve sağlık görevlilerine ateş açılması talimatının da Necib tarafından verildiği öne sürülüyor. Bu müdahaleler, rejimin sivillere yönelik sert müdahalesinin sembol hadiseleri arasında gösteriliyor.
Yargılama öncesi kamuoyuna teşhir edildi
Rejimin çökmesinin ardından yakalanan Necib, Şam’daki ceza mahkemesinde yargılanmadan önce demir kafes içerisinde şehit ailelerine ve halka gösterildi. Duruşma öncesinde Başsavcı Hüsam Hatab’ın yönelttiği, “Biz Allah’ın bize vadettiğini bulduk. Peki ya sen, rabbin olan Beşar Esed’in sana vadettiğini buldun mu?” sorusu, salonda dikkat çeken anlardan biri oldu.
Mahkeme salonunda yer alan ve Bakara Suresi 179. ayete atıf yapılan ifade ise davanın sembolik çerçevesini yansıttı: “Ey akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır.” Bu yargılama, Suriye’de yıllarca süren çatışmaların ardından hesaplaşma sürecinin önemli başlıklarından biri olarak değerlendiriliyor.





