Aradan geçen asırlara rağmen unutturulmak istenen bu kanlı sayfa, hürriyet maskesi ardına sığınan çeteci zihniyetin gerçek çehresini bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.

Mora'da üç gün süren vahşet

Mora Yarımadası’nda 1821 senesinde alevlenen isyan, bölgedeki Osmanlı hâkimiyetini hedef almaktan ziyade doğrudan sivil ahaliyi imha etme hareketine dönüştü. Rum isyancıların elebaşları, daha ilk günden itibaren Mora topraklarında tek bir fert dahi Türk bırakmama gayesini açıkça ilan etti. Bu doğrultuda mart ayından itibaren savunmasız köylere ve kasabalara baskınlar düzenlendi; binlerce masum katledildi.

Mora eyaletinin idarî merkezi hüviyetindeki Tripoliçe, civar köylerden kaçan çaresiz Türk ahalinin sığındığı yegâne kale durumundaydı. Yaklaşık 60 bin kişilik çete güruhu tarafından beş ay boyunca kuşatma altında tutulan şehirde, açlık ve salgın hastalıklar tahammül sınırını çoktan aşmıştı. Nihayet 23 Eylül 1821 günü şehre giren işgalci komitacılar, tarihin kaydettiği en vahşi kırımlardan birine imza attı. Şehirde üç gün üç gece boyunca aralıksız süren yağma ve katliam neticesinde on binlerce mazlum şehit edildi.

Batılı şahitlerin kaleminden açık itiraflar

Mora'da sahnelenen bu kan dondurucu tablo, hadiseye bizzat yerinde şahitlik eden yabancı gözlemcilerin ve tarihçilerin vesikalarına da yansıdı. ABD’li tarihçi Justin McCarthy, şehirdeki vahşeti şu satırlarla kayda geçirdi:

“Üç gün boyunca zavallı Türk yerleşimciler, bir vahşiler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı. Kadınlarla çocuklar dahi öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler. Kıyım öylesine büyük ölçekteydi ki, çetecilerin sergerdesi Kolokotronis’in kendisi bile, kasabaya girdiğimde yukarı hisar kapısından başlayarak atımın ayağı hiç yere değmedi demektedir. İlerlediği zafer kutlama töreni yolu, cesetlerden bir örtüyle döşenmişti.”

Belene: Türk’ün adını silme teşebbüsü
Belene: Türk’ün adını silme teşebbüsü
İçeriği Görüntüle

Hadiselerin cereyan ettiği dönemde bölgede bulunan İskoçyalı Albay Thomas Gordon’un aktardıkları da yaşanan kırımın vahametini gözler önüne sermektedir. Gordon, iki gün zarfında on binlerce Türk'ün ikamet ettiği koca şehirde tek bir canlı dahi bırakılmadığını; mazlumların başları, kolları ve bacakları kesilerek katledildiğini açıkça belirtmiştir.

İngiliz yazar William St. Clair ise Mora genelinde cereyan eden mezalimi anlatırken, 40 bini aşkın Türk erkeği, kadını ve çocuğunun komşuları tarafından kasten boğazlandığını, yakılan evlerin enkazının cesetlerin üzerine yıkıldığını ve kaçmaya çalışan ailelerin yollarda pusuya düşürülerek kılıçtan geçirildiğini yazmaktadır.

Müslüman ahalinin kökünü kazıma siyaseti

İsyan öncesinde Mora genelinde 90 binin üzerinde seyreden Müslüman nüfus, bu sistemli kıyımlar ve sürgünler neticesinde tamamen yok edildi. Şehit edilenlerin haricinde sağ kalabilen az sayıdaki fert ise asırlardır yurt bildikleri ata topraklarını terk ederek kaçmak mecburiyetinde kaldı.

Bugünkü Yunanistan millî marşının şairi Dionysios Solomos’un 1823 senesinde kaleme aldığı dizeler dahi, hürriyet kisvesi altında yürütülen Türk düşmanlığını ve sivil kırımını meşrulaştırma gayreti taşımaktadır. Arşivlerdeki delillerin yok edilmeye çalışılmasına ve Batı başkentlerinde sürdürülen inkâr siyasetine rağmen, 23 Eylül 1821 Tripoliçe Katliamı, şehit edilen masumların hatırasıyla vicdanlardaki yerini muhafaza ediyor.