Türkiye’de hayvancılık sektörü, son yıllarda artan maliyetler ve çoban bulma sıkıntısı ile boğuşurken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın attığı son adım büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yerli çobanların ağır çalışma şartları ve ekonomik kriz sebebiyle talep ettiği maaşları "fahiş" bulan çevrelerin baskısı, devlet katında karşılık buldu. Çözüm ise üretimi yerli iş gücüyle kalkındırmak yerine, Afganistan ile yapılan iş birliği sonucunda "ucuz çoban" ithal etmekte bulundu.
Asgari ücretle modern kölelik düzeni
Resmî makamlar aracılığıyla duyurulan bu gelişme, Türkiye’deki asgari ücret seviyesinde çalıştırılacak Afgan çobanların getirilmesini kapsıyor. Yerli çobanın ailesini geçindirebilmek, sosyal güvencesini sağlamak ve zorlu doğa şartlarında ayakta kalabilmek için istediği ücretler, bu hamle ile tamamen devre dışı bırakıldı. Devlet, üreticinin maliyetini düşürme bahanesiyle, piyasada oluşan doğal emek değerini aşağı çekmek için dışarıdan müdahalede bulundu. Yapılan uygulama, yerli işçinin emeğinin değersizleşmesine ve sektörden tamamen elini çekmesine sebep oldu.
Kendi vatandaşına "pahalı" diyen anlayış
Yerli üreticiler ve çobanlar, hayat pahalılığı karşısında ezilirken, devletin kendi vatandaşına insanca yaşam standartları sunmak yerine yabancı iş gücünü bir "kurtarıcı" gibi sunması tepkileri artırdı. 17 bin TL gibi komik rakamlarla dağ başında, sosyal hayattan kopuk şekilde çalıştırılacak olan Afgan göçmenler, bir nevi "modern kölelik" sisteminin öznesi haline getirildi
Ekonomik riskler kapıda
Ucuz iş gücü ithali, kısa vadede hayvancılık yapan büyük sermaye sahiplerinin kâr marjını koruyabilir. Ancak uzun vadede bu vaziyet, yerli halkın üretimden kopmasına, köylerin boşalmasına ve yabancı bağımlılığının artmasına sebep olacak bir süreci tetikleyecek nitelikte. Kendi insanının emeğini kıymet saymak yerine, onu dışarıdan gelen ucuz iş gücüyle ikame etmeye çalışmak, bir devletin kendi sosyal sözleşmesine ihanet etmesi anlamını taşıyor.
Hükümetin bu uygulaması, emeğe bakış açısını ortaya koyan siyasi bir tavırdır. Vatandaşını koruması beklenen mekanizmaların, yabancı iş gücü reklamı yapması, yerli üreticinin ve emekçinin geleceğine vurulan en büyük darbelerden biri olarak kayıtlara geçmiştir.
Kendi gencini işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm edip, dışarıdan gelen mülteci emeği üzerinden piyasa düzenlemeye çalışmak, toplumsal dokuyu ve yerli üretimi uzun vadede felakete sürükleyecektir!