Felsefe bölümlerindeki müfredata dikkat çeken Kaplan, öğrencilerin dört yıl boyunca neredeyse bütünüyle Batı felsefesi üzerinden yetiştirildiğini söyledi. Kant, Descartes, Nietzsche, Hegel ve Schopenhauer gibi Batılı düşünürlerin öğrenilmesi gerektiğini belirten Kaplan, buna karşılık bu toprakların yetiştirdiği büyük fikir ve irfan adamlarının eğitim hayatının merkezine yerleştirilmemesine tepki gösterdi.
“Ben çocuğumu üniversiteye gönderiyorum. Felsefe okuyor, baştan sona Batı felsefesi okuyor. Burası neresi? Patagonya mı?” sözleriyle mevcut tabloyu eleştiren gazeteci-yazar, meselenin Batı düşüncesini öğrenmekten ziyade öğrencinin kendi medeniyetinden kopartılması olduğunu ifade etti.
Pergelin sabit ayağı kendi medeniyetimize basmalı
Konuşmada Mevlânâ’nın “pergel” metaforu üzerinden eğitim sisteminin nasıl kurulması gerektiğine de işaret edildi. Pergelin sabit ayağının kişinin kendi inancına, kültürüne ve medeniyetine basması, hareket eden ayağının ise bütün dünyaya açılması gerektiği vurgulandı.
Kaplan, “Pergelin sabit ayağını bu kültüre, kendi medeniyetine basacaksın. Hareket eden ayağıyla bütün dinlere, kültürlere, inançlara ve dünyalara açılacaksın” ifadelerini kullandı.
Mevcut eğitim düzeninde ise bunun tam tersi bir istikamet görülüyor. Çocuk, anaokulundan üniversiteye kadar kendi medeniyet dünyasını merkeze alan bir eğitimle yetiştirilmiyor; Batı’nın kavramları, ölçüleri ve düşünce kalıpları üzerinden dünyayı tanımaya zorlanıyor. Böyle bir sistem, kendi toprağına basarak dünyaya açılan insan yerine, kendi toprağına yabancılaşan nesiller üretiyor.
Üniversite, kendi toprağına yabancı insan yetiştiriyor
Türkiye’de yükseköğretimin temel meselesi tam da burada ortaya çıkıyor. Üniversiteler bugün Batı’da üretilmiş kavramları, teorileri ve düşünce sistemlerini büyük ölçüde hazır biçimde aktaran kurumlara dönüşmüş durumda. İslâm düşüncesi, Osmanlı ilim geleneği ve bu topraklarda asırlar boyunca teşekkül etmiş fikir mirası ise çoğu bölümde ya tali başlıklar altında ele alınıyor ya da bütünüyle müfredatın dışında bırakılıyor.
Batı düşüncesini bilmek bir zaruret olabilir; fakat onu tek ölçü hâline getirip kendi medeniyetini dipnota çevirmek eğitim değil, fikrî bağımlılık üretiyor. İbn Sînâ’yı, Farabî’yi, Gazâlî’yi, İbn Haldun’u, İbnü’l-Arabî’yi, Mevlânâ’yı ve İmam-ı Rabbânî’yi kendi düşünce tarihinin asli unsurları olarak öğrenmeyen bir genç yaşadığı toprağa fikrî bir mensubiyet geliştiremiyor.
Zihnî işgal eğitim eliyle sürdürülüyor
Konuşmasının sonunda Türkiye’nin askerî olarak işgal edilemediğini ancak zihnen ele geçirildiğini belirten Yusuf Kaplan, “Türkiye fiilen dışarıdan işgal edilemedi ama zihnen işgal edildi” dedi.
Bu tespit, üniversitelerin önündeki asıl meselenin bina, kontenjan veya diploma sayısından çok daha derinde olduğunu gösteriyor.
Üniversitelerimizin müfredatından akademik zihniyetine, bölüm yapılanmalarından ilim anlayışına kadar baştan sona yeniden ele alınması gerekiyor. Kendi medeniyetine yabancı nesiller yetiştiren mevcut sistem devam ettiği müddetçe üniversite sayısının, bina büyüklüğünün veya diploma adedinin artması bir eğitim hamlesi anlamına gelmiyor.




