Yalova’da, Kur’an kursunu hedef alan asılsız iftiralarla başlayan, ardından 11 muhacir çocuğun zorla ailelerinden koparılarak adeta birer esir gibi devlet yurtlarına kapatılmasıyla devam eden zulüm silsilesi, nihayet çocukların serbest bırakılmasıyla nihayete erdi. Özbek ve Çeçen 11 muhacir yavru, dün görülen mahkeme neticesinde ailelerine teslim edildi. Annelerin aylar süren gözyaşı ve hasreti şimdilik dindi; lakin bu karar sorumluların bir anda şefkat ve vicdana gelmesinden ziyade, Müslümanların gösterdiği öfkenin karşısında zulüm mekanizmasının mecburen geri adım atmasıydı.
- Bakan Çiftçi "Ensar" nutku atarken annelerinden koparılan çocuklar işkence altında!
- Yalova'da çocuklar işkence ve travmaya uğradıktan "sonra" gelen soruşturma
Bu karar yapılan tahribatı, travmaları maalesef telafi etmiyor
Evet, bugün yavrular annelerinin sıcak kucağına döndü elhamdülillah. Ancak soruyoruz: O çocukların uykularında "Anne beni bırakma!" diye sayıklayarak döktüğü korku dolu yaşların hesabını kim verecek? Bir annenin, evladını görebilmek için kapı kapı süründürülmesinin, tehdit edilmesinin bedelini hangi mahkeme kararı ödeyecek?
Çocuklar zaten geri dönülemez travmalara, psikolojik ve fizyolojik tahribata uğratıldıktan, ruhlarında ömür boyu silinmeyecek derin yaralar açıldıktan sonra gelen bu düzeltme kararı, geçmişteki vahşeti unutturamaz. Alınan bu karar, ne o çocukların kırılan kollarını iyileştirir ne de namaz kıldıkları için gördükleri baskıların izini siler. Ortada telafisi imkansız bir zulüm vardır ve hiçbir hukuki iade, bu cürmün kolay kolay ağırlığını hafifletemez.
Muhacir çocukların maruz kaldığı o akıl almaz işkenceler nelerdi?
Her şey, eşi emniyette çalışan bir kadının mukaddesat düşmanlığından beslenen o iğrenç iftirasıyla başlamıştı. Kur’an kursuna yapılan baskın, evdeki plastik oyuncak silahları "savaş hazırlığı" diye dosyaya sokacak kadar gözü dönmüş bir tiyatronun perdesiydi. Çocukları güya "koruma" altına alma bahanesiyle kapattıkları o yurtlar, merhamet ve şefkati değil, duvarların arkasına gizlenmiş Kemalist kinin acımasız yüzünü gösterdi.
Çocukların kolları kırıldı, namazları yasaklandı, kendi dillerini konuşmaları engellendi ve en acısı, "Bizi savaşa hazırlıyorlardı" desinler diye psikolojik baskılarla yalan beyana zorlandılar. "Ensar" nutuklarının atıldığı, "kardeşlik" edebiyatının yapıldığı bir vasatta; muhacir çocukların bedeninde morluklar, ruhlarında ise ömür boyu silinmeyecek travmalar bırakıldı. Bu vahşet, münferit şahısların zulmüyle açıklanamayacak kadar sistemli bir İslam düşmanı yapının varlığının habercisidir.
Tasfiye Kaçınılmaz Bir Hesaplaşmadır!
Bu memleketin, kendi bağrında Kur'an okuyan evladına ve Müslüman kardeşine düşmanlık besleyen gaddar bir bürokratik yapıyı taşımaya ne dermanı ne de sabrı kalmıştır. Bu yaşanılanlardan bir başkasını dahi bu milletin kaldıracak hali yok! Göç İdaresi'nden Aile Bakanlığı'na kadar her bir hücreye sinmiş olan bu yabancılaşmış, bu millete ve mukaddesatına düşman unsurlar en ağır bedeli ödeyerek kökten tasfiye edilmelidir.
Milletvekilinin feveranıyla zoraki açılan o gecikmiş soruşturmalar bu cinayetin üzerini örtmeye yetmez. Çocuklar evlerine döndü; şükrümüzü eda ettik. Ancak bilsinler ki, o çocuklara bu zulmü reva gören, o elleri kıran ve bu sinsi iftira çarkını döndüren o karanlık zihniyet tamamen sökülüp atılana dek, bu defter kapanmayacaktır!
Baran Dergisi




