Osmanlı İmparatorluğu’nun 9. padişahı ve ilk Osmanlı halifesi olan Yavuz Sultan Selim Han, yalnızca Türk tarihinin değil, dünya siyaset ve harp tarihinin de gördüğü en büyük liderler arasında yer almaktadır. Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in Osmanlı sultanları içerisindeki en müstesna şahsiyet olarak nitelendirdiği Yavuz Sultan Selim, saltanatı boyunca Müslümanları tek bir çatı altında birleştirme davası olan "İttihad-ı İslam" idealini rehber edinmiştir. Ancak onun bu davası kuru bir romantizmden ibaret kalmamış; derin bir feraset, sarsılmaz bir irade ve yüksek bir aksiyon kabiliyetiyle birleşerek cihanşümul bir stratejiye dönüşmüştür.
Henüz Trabzon’da bir şehzade iken Doğu Anadolu ve Azerbaycan sahasındaki tehlikeli gelişmeleri öngören Sultan Selim, Şah İsmail’in bölgede kurduğu baskıyı, uyguladığı zulümleri ve Anadolu içlerine yayılan propagandayı dikkatle takip etmiştir. Dönemin padişahı babası II. Bayezid Han’ın durağan tavrının devleti bir çöküşe ve zaafa sürüklediğini fark eden Selim, imparatorluğun bekası için Osmanlı tarihinde eşi görülmemiş bir kararlılık sergilemiştir. Taht sırasının kendisinde olmamasına rağmen hem babasını hem de kardeşlerini devre dışı bırakarak yönetimi ele alması, şahsi ikbal arzusundan ziyade devletin karşı karşıya olduğu büyük tehlikeyi bertaraf etmek için sergilenmiş eşsiz bir siyasi ve askeri dehanın ilk adımı olmuştur.
Tahta çıkar çıkmaz ilk hedefi olan Şah İsmail’in üzerine yürüyen Yavuz Sultan Selim, İstanbul’dan Çaldıran’a kadar bin beş yüz kilometreyi aşan mesafede ordusunu sevk ve idare etmiştir. Yolun zorluğu ve düşmanın belirsizliği yüzünden çadırına kurşun sıkacak kadar ileri giden yeniçerilerin karşısına "Karısını özleyen varsa dönsün, ben tek başıma giderim!" diyerek dikilmiş ve bu muazzam iradesiyle orduyu sürükleyerek 1514’te Çaldıran zaferini kazanmıştır.
Safevi tehdidinin ardından arkasını sağlama almak ve Doğu'da mutlak bir hakimiyet kurmak adına, Safevilerle gizli ittifak arayışında olan Memlüklerin üzerine yürümüş; Sina Çölü’nü geçerek Suriye, Filistin ve nihayetinde Mısır’ı fethederek hilafet makamını Osmanlı hanedanına kazandırmıştır.
Batı’ya yönelmeden önce Doğu’da yekvücut bir güç ve nüfus merkezi inşa etmenin stratejik bir zorunluluk olduğuna inanan, nitekim vefatından önce bütün Asya’yı fethetme gayesiyle Çin haritaları hazırlatan Sultan Selim Han, hedefine giden yolda önüne çıkan her türlü engeli tereddütsüz bertaraf etmiştir.
Sekiz yıllık kısa saltanatına asırları aşan fetihler sığdıran, dolu bir hazine ve İslam birliği sağlanmış kudretli bir imparatorluk miras bırakan bu büyük cihan hükümdarı Yavuz Sultan Selim'i, 22 Eylül 1520'deki vefatının sene-i devriyesinde rahmetle yad ediyoruz.
Baran Dergisi