Yassıada tiyatrosu ve İmralı sehpası
Milletin reyiyle vazifeye gelen Demokrat Parti iktidarını gayrimeşru bir darbeyle deviren cuntacı subaylar, Başvekil Adnan Menderes’i Kütahya’da Albay Muhsin Batur eliyle gözaltına aldırarak Ankara’ya, oradan da Yassıada zindanına sevk etti. Cemal Gürsel reisliğindeki Millî Birlik Komitesi ile darbeci Kurucu Meclis’in güdümünde çalışan sözde Yüksek Adalet Divanı, 9 ay 27 gün boyunca bir mahkeme müsamerisi icra etti. Mahkeme Reisi Salim Başol’un "Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor" hezeyanıyla tescillenen bu açık tiyatroda, milletin seçtiği vekillere "düşükler" yaftası vurularak ağır hakaretler edildi, darplara ve ruhî işkencelere maruz bırakıldı.
Menderes hakkında açılan 13 ayrı düzmece dosyanın 12’sinde ceza kararı çıkarıldı; yalnızca "Bebek Davası" beraatle neticelendi. Cunta divanı 15 fert hakkında idam hükmü verdi. Celal Bayar’ın cezası yaş haddi sebebiyle müebbete çevrilirken, darbeciler 12 idamı daha müebbet hapse dönüştürdü. Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan, 16 Eylül 1961 sabahında İmralı’da idam edildi. Ağır baskılarla tecrit edilen Menderes ise, göstermelik sağlık heyetinden zoraki alınan "sağlam" raporunun akabinde 17 Eylül günü saat 13.21’de darağacında idam edildi. Cellatların yüzüne karşı son nefesinde dudaklarından dökülen "Allah milletimize zeval vermesin" duası, Kemalist cuntanın alnına çalınmış kara bir leke olarak tarihe geçti.
Darbeci öfkenin asıl sebebi: İslâmî uyanış
27 Mayıs’ı tezgâhlayan zihniyeti çileden çıkaran asıl amil, DP’nin iktisadî yahut idarî adımları değildi. Esas mesele, milletin mukaddesatına vurulan prangaların kırılmasıydı. 1950 senesinde iktidara gelen Demokrat Parti’nin Ezanı 18 yıllık cebrî aradan sonra aslına çevirmesi, Kur’an kurslarına ve İmam Hatiplere alan açması, tek parti faşizminin bürokratik elitlerinde derin bir nefret meydana getirdi. CHP’nin tek parti devrinde sergilediği jakoben baskı öylesine katıydı ki, Ankara’da sefaretlerin bulunduğu muhitlere kılık kıyafeti bahane edilerek müslümanların girmesi jandarma dipçiğiyle engelleniyor, millet kendi vatanında parya muamelesi görüyordu.
Demokrat Parti kadroları menşe itibarıyla CHP içinden çıkmış ve ferdî hayat tarzları bakımından Batıcı temayülleri muhafaza etmiş olsalar da, halkın inancına hürmet gösterdiler. Hasan Bülent Kahraman’ın tespitiyle, "Demokrat Parti halkı kucaklamadı, halk Demokrat Parti’yi kucakladı." Halkın değerleriyle kurulan bu asgarî temas dahi Kemalist taassubun ordu içindeki kliklerini darbe tertibine sevk etmeye yetti. 6-7 Eylül tertipleri gibi kışkırtmalar DP’nin sırtına yüklenmek istense de, darbecilerin asıl intikamı milletin İslâm ile yeniden irtibat kurmasına duyulan kinden beslendi.
Demokrat Parti iktidarının vesayet odaklarını teskin etmek maksadıyla 1951 senesinde çıkardığı 5816 sayılı "Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun" dahi Menderes’in akıbetini değiştirmeye kâfi gelmedi. Kemalist ideolojiyi ve onun tabularını tahkim etmeye matuf bu geri adımlar, darbeci subayların iştahını kesmediği gibi bilakis cuntacılara cesaret verdi. İslâmî uyanışın önünü kesmek için hiçbir meşru hudut tanımayan vesayetçi rejim, kendi tabularını kanun zırhına bürüyen bir başvekili dahi kurban etmekten çekinmedi. Çünkü Kemalist oligarşi için asıl mesele kanunlar değil, tek parti zihniyetinin imtiyazlarını kayıtsız şartsız sürdürmesiydi.
Büyük Doğu kavgası ve Üstad’ın ihtarları
Hadiselerin perde arkasını basiretle teşhis eden Üstad Necip Fazıl Kısakürek, yaklaşan tehlikeye karşı Adnan Menderes’i defaatle ikaz etti. DP iktidarının gafletini ve bürokraside çöreklenen vesayet odaklarını haber veren Üstad’ın ihtarları kâfi derecede dikkate alınmadı; bu aymazlık darbenin zemin bulmasına sebep oldu. 27 Mayıs darbecileri iktidara el koyar koymaz Meclis ile beraber İslâm davasının kalesi olan Büyük Doğu’nun kapısına da kilit vurdu. Üstad Necip Fazıl 1,5 sene zindana kapatıldı ve zindanda kaleme aldığı "Zeybeğin Ölümü" şiirini neşretmesinin ardından yeniden takibata uğradı.
Cuntanın sözde mahkemelerinde "Örtülü Ödenek" davası üzerinden Üstad’ı lekelemeye yeltenen darbeciler, mahkeme salonunda sert bir hakikat tokadıyla karşılaştı. Necip Fazıl, dik duruşundan taviz vermeyerek Menderes’in kendisini kullanmadığını, bilakis DP devrinde de inancı uğruna ağır bedeller ödediğini haykırdı. Cuntanın hedef tahtasına hem DP idaresini hem de Büyük Doğu fikriyatını koyması, mücadelenin doğrudan doğruya İslâm ve küfür cepheleri arasında cereyan ettiğinin bariz vesikası oldu.
Kapanmayan hesaplaşma
Meclis’in seneler sonra aldığı itibar iadesi kararları, Kemalist cellatların döktüğü kanların hesabını kapatmaya yetmez. Yassıada’da kurulan sehpalar, sadece Menderes'e değil topyekûn Müslüman Türk milletinin iradesine ve mukaddesatına karşı kurulmuştur. Kemalizmin ideolojik tahakkümü, bürokratik alışkanlıkları ve İslâm düşmanı tortuları cemiyet hayatından bütünüyle sökülüp atılmadıkça, Menderes’in şehadetinin hesabı tamamlanmış sayılmayacaktır!..




