Tarih

22 Ocak 1517: Ridaniye zaferi ve Hilafetin Osmanlı'ya devri

22 Ocak 1517’de kazanılan Ridâniye Zaferi, Yavuz Sultan Selim’in iman kararlılığı ve askeri dehasıyla İslam âlemini tek merkezde toplayan tarihî bir dönüm noktası oldu.

Abone Ol

22 Ocak 1517 sabahı Ridâniye zaferiyle İslam tarihinin en keskin virajlarından biri olmuştur. Yavuz Sultan Selim Han, bu zaferle parçalanmaya yüz tutmuş İslam alemini, hilafetin Osmanlı'ya geçmesiyle tek bir merkez etrafında kenetlemiştir. Bugün Ridâniye’yi anmak, o günkü askeri dehanın arkasındaki imanı ve ümmet olma şuurunu yeniden idrak etmektir.

Aşılmaz denilen Sina Çölü 13 günde geçildi

Mısır seferi, Osmanlı’nın o güne kadar giriştiği en meşakkatli ve stratejik hamlelerin başında gelir. 1514’te Çaldıran ile Şii tehlikesinin başını ezen Yavuz, ardından arkasını sağlama almak için yönünü güneye çevirdi. 1516’daki Mercidabık zaferiyle Suriye kapıları açılmıştı ancak asıl zorluk henüz başlamamıştı.

Sina Çölü, o dönemin şartlarında geçilmesi imkansız, devasa bir engeldi. Susuzluk, kum fırtınaları ve bitmek bilmeyen kavurucu sıcak altında Osmanlı ordusu, Yavuz'un bizzat önlerinde yaya yürümesiyle bu engeli 13 günde aşmayı başardı. Bu yürüyüş, bir ordunun kumandana olan mutlak sadakatinin ve bir liderin hedefi uğruna her türlü meşakkate askerinden önce göğüs germesinin şaheseridir.

Yavuz'un askeri dehasıyla Osmanlı, Ridaniye Meydanı'nda zafer kazandı

22 Ocak günü Kahire yakınlarındaki Ridâniye mevkiinde karşı karşıya gelindiğinde, Memlük ordusu Venedik yardımıyla kurulmuş ağır bir savunma hattına güveniyordu. Onlar, topları toprağa gömüp sabit bir kale gibi kullanmayı seçerken; Osmanlı ordusu, teknik imkanları hareketli bir stratejiyle birleştirmişti.

Yavuz Sultan Selim, cepheden saldırmak yerine El-Mukattam Dağı’nın arkasından ustaca bir manevra yaparak düşman hattını yan taraftan vurdu. Bu hamle, düşmanın o devasa toplarını daha tek bir mermi atmadan işlevsiz bıraktı. Savaşın en kızgın anında Vezir-i Azam Sinan Paşa’nın şehadeti ise zaferin ne büyük bedellerle kazanıldığının acı bir vesikası oldu. Padişah’ın, "Mısır’ı aldık ama Sinan’ı kaybettik" diyerek gözyaşı dökmesi, fethin sadece toprak kazanmak değil, bir gönül davası olduğunun ispatıdır.

Hilafet ve mukaddes emanetler

Ridâniye Zaferi’nin ardından Kahire’ye giren Yavuz , kendisine "Mekke ve Medine’nin Hakimi" diyenlere karşı "Hizmetkarı" (Hâdimü'l-Haremeyn) sıfatını tercih ederek İslam ahlakını devletin başına taç yapmıştır. Memlüklerden devralınan Hilafet makamı, artık İstanbul’un güçlü ve koruyucu kanatları altına girmiştir. Mukaddes Emanetler’in payitahta getirilmesiyle İstanbul, Müslümanların kalbi ve umut kapısı haline gelmiştir.

Bugüne alınacak ders

Ridâniye, bize "imkansız" denilen engellerin iman ve akıl birleştiğinde nasıl aşıldığını öğretir. Yavuz Sultan Selim’in ortaya koyduğu "İttihad-ı İslam" iradesi, bugün de darmadağın olmuş coğrafyamız için tek çıkış yoludur. O gün çölde yürüyen kararlı adımlar, bugün bizlere aynı azimle geleceği inşa etme mesuliyetini yüklemektedir.

Ecdadın kanıyla mühürlediği bu zafer, sadece bir tarih anısı değil, her daim diri tutulması gereken bir intibah muştusudur.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }