Rivayete göre Kanûnî Sultan Süleyman, rüyasında Peygamber Efendimiz’i takip ederek İstanbul’un üçüncü tepesine çıkar; orada Efendimiz, mihrabın ve minberin yerini bizzat işaret eder. Sultanın sabah Sinan’la çıktığı aynı tepede, Sinan rüyanın ayrıntılarını anlatınca temele ilk taşı Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’nin koyduğu inşa süreci başlar (1550).
Sinan, Haliç’e hâkim kayalık zemini seçer; 108 bin m² alanda 6 m derinliğinde temel çukuru açtırır, 30 bine yakın kazık çakar ve iki yıl zemini 10–15 ton/m² basınç altında dinlendirir. Kazık-radye kombinasyonu ve Horasan harcı (kil-kireç-soğan-deve kuşu yumurtası karışımı) yapıya deprem karşısında “hacıyatmaz” esnekliği verir. Altına kurduğu drenaj tünelleri hâlen işlevini sürdürür.
Ayasofya’nın plan şemasını yorumlayan Sinan, kare tabana oturan 27,5 m çaplı, 53 m yüksekliğindeki ana kubbeyi iki yarım kubbe ve dört filayağı ile dengeler; 25 kubbeli örtü sistemi, 68 bin tonluk yükü filayağı-payanda düzenine dağıtır. 32 pencereli kasnak ve yan kubbeler, iç mekâna dengeli ışık taşır.
Dört minare—ikisi 56 m, ikisi 76 m—kubbe alemlerine ve avlu siluetine millimetrik hizada yerleştirilmiştir. Kurşun kenetli taş örgü sayesinde minareler çelik kullanmadan 45 cm’ye kadar esneyebilir; bu elastikiyet, 500 yıllık sismik mukavemeti açıklar.
60 dönümlük araziyi kuşatan medreseler, darüşşifa, imaret, hamam, bedesten ve türbeler, Sinan’ın “şehir planlaması”na dair vizyonunu ortaya koyar. Külliye, eğitim-sağlık-sosyal yardımı tek merkezde birleştirerek Osmanlı vakıf medeniyetinin numunesi olur.
Yedi yıllık çalışmanın ardından Süleymaniye Camii 7 Haziran 1557’de ibadete açılır. O günden beri ne kubbesinde ne temellerinde milimetrik çatlak oluşmamış; yapı, Sinan’ın “beşinci matematik işlemi” diye nitelenen statik zekâsını hâlâ çözülmemiş sır olarak saklamaktadır. Süleymaniye, altın oranıyla, ışık-ses akustiğiyle ve bütün-fikir estetiğiyle sadece İstanbul’un değil, dünya mimarlık tarihinin zirve noktalarından biridir.




