Jeffrey Epstein skandalı, modern dünyanın yüzleştiği en büyük ahlak ve sistem krizlerinden biri olarak sadece münferit bir fuhuş vakası değil; küresel siyaseti, finansı, akademiyi ve istihbarat ağlarını rehin alan bir şantaj düzeninin itirafıdır. Batı medeniyetinin "insan hakları" ve "özgürlük" kisvesi altında örttüğü o kokuşmuş yapının maskesi bu belgelerle düşmüş, Siyonist Yahudi sermayesi ile istihbarat odaklarının masum çocukları nasıl birer "biyolojik hammadde" olarak kullandığı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir. MOSSAD’ın kontrolündeki şantaj mimarisinden New York sinagoglarının altındaki karanlık dehlizlere, ateist figürlerin ahlaki iflasından Türkiye’deki tıbbi ve akademik iş birlikçilere kadar uzanan bu 23 maddelik dosya; insanlığı dinsizleştirerek köleleştirmeyi hedefleyen yaratılışı bozma ajandasını ve küresel barbarlığı deşifre etmektedir. Bugün Epstein davasıyla saçılan rezillikler, Batı’nın sonu gelmiş medeniyet telakkisinin bir aynasıdır ve kurtuluş ancak gücü ilahi ölçülerle sınırlayan kadim İslam nizamının yeniden ayağa kalkmasıyla mümkün olacaktır.


1. MOSSAD Bağlantısı ve Siyonist Şantaj Ağı

Epstein dosyası, karanlık ilişkiler ağını sıradan bir suç şebekesi seviyesinde bırakmıyor; arka planda istihbarat ölçeğinde kurulan bir şantaj mimarisini işaret ediyor. Epstein’in yıllar boyunca siyaset, finans ve akademi dünyasının en üst katlarına kesintisiz erişim sağlaması; bu temasları sürdürürken uzun süre korunur bir zeminde hareket etmesi, operasyonel bir aklın varlığını gösteriyor. Bu çerçevede dosya, Epstein’in İsrail istihbaratı MOSSAD hattıyla kesişen bir mekanizma içinde konumlandığı ve küresel elitlerin tepesinde “kontrol edilebilirlik” üreten bir düzenek kurulduğu okumasını güçlendiriyor.

Kurulan düzenek, “bal tuzağı” yöntemiyle yüksek profilli isimleri suç ilişkilerinin içine çekip kayıt altına alıyor; kayıtlar, zamanla küresel bir şantaj arşivine dönüşüyor. Böyle bir arşiv, bireyleri susturmakla sınırlı kalmıyor; Amerika’dan Avrupa’ya uzanan karar verici merkezleri baskı altında tutan bir kaldıraç hâlini alıyor. Yani Epstein dosyası, fuhuş ve istismar başlıklarını aşan bir tabloyu ortaya çıkarıyor: devlet ölçeğinde yönlendirme, şantajla yönetim ve uluslararası siyaseti rehin alan bir kontrol hattı.

2. Batı Medeniyetinin Ahlaki Çöküşü ve İkiyüzlülüğü

Batı dünyası, yıllardır "demokrasi, insan hakları ve özgürlük" maskesi altında dünyaya nizam vermeye çalışırken, Epstein skandalıyla birlikte bu makyaj tamamen dökülmüştür. Kendi halklarına ve dünyaya ahlak dersi verenlerin, kapalı kapılar ardında nasıl birer barbara dönüştükleri, çocuk ticaretini ve her türlü sapkınlığı bizzat sistemin merkezine yerleştirdikleri ayan beyan ortadadır. Bu aslında Batı’nın tarih boyunca böyle pislik ve kirli olduğunun da tezahürüdür. Batı’nın “insanlığın ufkunu aydınlatan bir medeniyet” olarak lanse edilen maskesi artık yırtılmıştır. Aksine, en temel insani değerleri kendi kirli emelleri için tüketen, özü çürümüş ve etrafına mikrop saçan bir suç şebekesi olduğu ortaya çıkmıştır.

Bu düzen, tarihteki putperest ataları gibi kendi elleriyle diktiği “değerleri” işine gelince birer birer yutmakta; iyiliği ve iyi insanı sistematik bir şekilde yok etmektedir. Zulüm üzerine kurulu bu sistem, meşruiyetini ve ahlaki üstünlüğünü çoktan kaybetmiştir. Batı her yere yayılan ve önüne çıkan her sağlıklı hücreyi öldüren bir kanser gibi işlemektedir. Epstein ve suç ortaklarının fütursuzluğu, bu kokuşmuşluğun münferit bir hatası olmaktan uzaktır; bizzat genetik bir kodudur.

3. Epstein Sapkınlığının LGBT ve "Cinsel Yönelim" Boyutu

Bu kirli ağ, sadece gizli kapılar ardında yaşanan bir fuhuş skandalı değil, pedofiliyi "cinsel yönelim" kılıfı altında topluma dayatmak isteyen küresel bir projenin parçasıdır. Epstein ve çevresi, küçük çocuklara yönelik istismarı normalleştirmek amacıyla LGBT ideolojisinin sağladığı kavramsal boşlukları kullanmaktadır. Hedef, cinsel sınırları tamamen ortadan kaldırarak sapkınlığı bir "özgürlük" alanı olarak pazarlamak ve toplumsal ahlakın en temel savunma hattı olan aile yapısını çökertmektir.

Sözde "ilericilik" maskesi takan bu yapılar, çocukların cinsiyet değiştirmesini ve erken yaşta cinselleştirilmesini teşvik ederek, savunmasız yavruları küresel istismar endüstrisinin açık hedefi haline getirmektedir. "Trans çocuk" veya "erken cinsel farkındalık" gibi parlatılmış kavramların arkasında, aslında Epstein’in adasında somutlaşan o iğrenç arzuların yasallaştırılması çabası yatmaktadır. Bu, insan nesline karşı açılmış bir savaştır ve LGBT lobisi bu savaşta sapkın elitlerin en güçlü propaganda aracı olarak görev yapmaktadır.

Türkiye’de de bu küresel hadisenin yansımaları açık biçimde görülmektedir. LGBT başlığı altında yürütülen bazı kampanyalar, çocukların ve gençlerin kimlik gelişimini tartışmalı tıbbî ve kültürel müdahalelerin konusu hâline getiriyor; aile yapısını zayıflatan ve toplumsal değerlerle çatışan bir yönelim üretiyor. Kültür ve eğitim alanında yürütülen çalışmalarla bu süreç destekleniyor, toplumun geleneksel referansları aşındırılmaya çalışılıyor.

Laik-seküler Kemalist çevrelerin bu politikaları sahiplenmesi, bu dönüşümün yayılmasına zemin hazırlamaktadır. Medya, sanat ve akademi alanında kurulan bu birliktelik, Türkiye toplumunun tarihî ve kültürel dokusunu geri plana iten bir modernleşme anlayışını öne çıkarmaktadır. Bu tablo, küresel ölçekte yürütülen kimlik politikalarının Türkiye’de de güçlü bir araç hâline getirildiğini ve toplumsal yapıyı dönüştürmeye yönelik kapsamlı bir kültürel müdahale yürütüldüğünü göstermektedir.

4. Küresel Elitlerin Dokunulmazlığı ve Hukuksuzluk

Epstein davası, modern dünyanın "hukuk önünde eşitlik" masalının nasıl koca bir yalandan ibaret olduğunu tüm çıplaklığıyla kanıtlamıştır. Bu kirli sistemde adalet, sadece sıradan vatandaşlar için işleyen bir cezalandırma mekanizmasına dönüşmüş; en tepedeki elitler için ise bir koruma kalkanı haline gelmiştir. Ortada münferit bir suç değil, yargıdan siyasete, medyadan iş dünyasına kadar uzanan kolektif bir dokunulmazlık zırhı vardır. Gücü ve parayı elinde tutanlar, en iğrenç suçları işleseler dahi sistem tarafından itinayla gizlenmekte ve "hesap verilemez" bir konuma yerleştirilmektedir.

Prenslerden devlet başkanlarına, milyarder CEO'lardan dünyaca ünlü bilim adamlarına kadar uzanan o meşhur "ziyaretçi listesi", aslında küresel bir suç şebekesinin üye kayıt defteridir. Bu isimlerin birçoğunun hâlâ serbestçe dolaşabilmesi ve isimlerinin dosyalardan karartılması, adaletin tecelli etmesini değil, suç ortağı olan sistemin bekasını sağlamak içindir. Epstein'in hücresinde şüpheli bir şekilde susturulması da bu dokunulmazlık tiyatrosunun en kanlı perdesidir; çünkü bu yapı, kendi çarklarını döndüren "efendilerini" korumak için her türlü hukuksuzluğu ve infazı meşru gören bir çürüme merkezidir.

Hatta ortalığa saçılan Epstein dosyalarının büyük kısmı, bugün hayatta olmayan isimler etrafında dolaşmakta; böylece suçun ağırlığının ölen figürlerin üzerine yıkılmasıyla dosyanın kapatılması için uygun bir zemin oluşturulmaktadır. Bu tablo, yaşayan aktörlerin korunarak aynı düzenin devam etmesine imkân tanıyan bir perdeleme yöntemine işaret etmektedir. Suçun merkezindeki yapı değişmeden kalırken, sorumluluğun geçmişe havale edilmesi küresel sapkınlık ağının varlığını sürdürmesine alan açmaktadır.

5. Kayıp Mülteci Çocuklar ve Organ Ticareti

Bu karanlık ağın faaliyetleri sadece cinsel istismarla sınırlı kalmayıp, çok daha dehşet verici bir "insan kasaplığı" endüstrisine uzanmaktadır. Özellikle Suriye, Irak gibi savaş bölgelerinden ve büyük deprem felaketlerinden sağ kurtulan, ancak korumasız kalan refakatsiz çocuklar bu şebekenin bir numaralı hedefi haline gelmiştir. Bu savunmasız çocuklar, modern dünyanın gözü önünde kaçırılarak küresel elitlerin emrine sunuluyor; insan evladı olarak görülmüyor, sistemin dişlileri arasında öğütülecek bir “biyolojik hammadde” muamelesi görüyor.

Mesele sadece fuhuş değil; organ ticareti ve elitlerin sapkın ayinlerinde kullandıkları kan ritüelleri gibi barbarca eylemlerdir. İnsani yardımların ve mülteci koruma programlarının büyük bir zaafiyet içinde olduğu, hatta bazen bu suç şebekelerine yol açtığı bir düzende, çocuklar organları için parçalanmakta veya laboratuvar ortamlarında deney malzemesi yapılmaktadır. Bu, insanlık tarihinin gördüğü en organize ve en profesyonel cinayet şebekesidir; küresel sistem ise bu vahşeti sessizce izlemekle kalmayıp, mülteci krizlerini bu pazarın beslendiği birer kaynak olarak kullanmaktadır.

6. Gazze Soykırımı ile Epstein Sessizliği Arasındaki Bağ

Gazze’de binlerce masum çocuk terörist Yahudilerin bombaların altında can verirken "insan hakları" havarisi kesilen Batı’nın sergilediği sessizlik, Epstein skandalındaki suskunlukla aynı kaynaktan beslenmektedir. Her iki olayda da kurbanlar savunmasız çocuklar, fail ise dokunulmazlığı olan küresel güç odaklarıdır. Batılı liderlerin Gazze’deki soykırımı görmezden gelmesi, aslında Epstein’in adasında kurulan o iğrenç sistemin dış politikadaki bir yansıması olması muhtemeldir. Bu ikiyüzlülük, Siyonist Yahudi düzeninin hem kendi sapkınlıklarını hem de işlediği savaş suçlarını örtbas etmek için kullandığı sistemik bir zorbalıktır.

Batılı siyasetçilerin İsrail’in katliamlarına koşulsuz destek vermesinin arkasında, siyasi çıkarlar ile birlikte, Epstein’in arşivlerinde saklanan o utanç verici kayıtların olduğu gerçeği yatmaktadır. Siyonist Yahudi şebeke, elindeki şantaj kasetlerini birer pranga olarak kullanarak dünya liderlerini esir almış durumdadır. Bu yüzden Gazze'de bebekler katledilirken ses çıkaramayanlar, aslında bir zamanlar o sapkın adada işledikleri günahların bedelini bugün masumların kanı üzerinden ödeyen birer piyon haline gelmişlerdir. Epstein ve Gazze, aynı kirli madalyonun iki farklı yüzüdür; biri yatak odalarında, diğeri ise savaş meydanlarında çocukları kurban etmektedir.

7. İntihar Süsü Verilmiş İnfaz İddiası

Jeffrey Epstein'in hücresinde ölü bulunması, kirli çarkların dönmeye devam etmesi için planlanmış profesyonel bir infaz olabilir. En üst düzey güvenlik önlemleri altında, intihar gözetiminde tutulması gereken böylesine kritik bir ismin; kameraların tam o sırada "bozulduğu" ve gardiyanların "uyuyakaldığı" bir ortamda hayatına son vermesi akla ve mantığa aykırıdır. Bu olay, Epstein’in mahkemede konuşarak sistemin "dokunulmaz" efendilerini deşifre etmesini engellemek amacıyla tezgahlanmış karanlık bir operasyondan başka bir şey değildir.

Bu şüpheli ölüm, suç ortaklarını koruma altına alan küresel şebekenin en kanlı hamlesidir. Eğer Epstein yaşasaydı ve itirafçı olsaydı, bugün dünya siyasetine, bilimine ve iş dünyasına yön veren pek çok "saygın" isim bugün demir parmaklıklar ardında olacaktı. Ancak sistem, kendi bekası için en tehlikeli tanığını ortadan kaldırarak bir "temizlik" yapmış ve adaleti bizzat hücresinde boğmuştur. Bu infaz, küresel elitlerin kendi iğrenç sırlarını mezara gömmek ve düzenlerini sürdürmek için her türlü cinayeti işleyebilecek kadar gözü dönmüş birer tiran olduklarını kanıtlamaktadır.

8. Pandemi Simülasyonları ve Bill Gates Bağlantısı

Bill Gates gibi küresel figürlerin Jeffrey Epstein ile olan yakınlığı, basit bir finansal ortaklık veya masum bir tanışıklık değil, karanlık bir ajandanın parçasıdır. Epstein’in tescilli bir suçlu olduğu bilinmesine rağmen, Gates’in onunla defalarca bir araya gelmesi ve milyonlarca dolarlık bağış trafiğini bu kirli ağ üzerinden yönetmesi, yapının ne kadar derinlere nüfuz ettiğini göstermektedir. Bu görüşmelerin ana eksenini, "hayırseverlik" maskesi altında yürütülen ancak aslında insan neslini denetim altına almayı hedefleyen genetik ve biyolojik projeler oluşturmaktadır.

Belgeler, COVID-19 gibi küresel salgınlardan yıllar önce Epstein’in adasında pandemi simülasyonlarının ve nöroteknolojik silahların tartışıldığını ortaya koymaktadır. Küresel elitlerin bu "bilimsel" ilgisi, insan sağlığını korumak değil, kitlesel kontrol mekanizmaları geliştirmek ve biyolojik veriler üzerinden toplumları rehin almak üzerinedir. Epstein davası, laboratuvarlarda üretilen senaryoların ve insanlığı köleleştirmeyi hedefleyen küresel politikaların hangi karanlık masalarda planlandığını deşifre eden bir ibret vesikasıdır.

9. Finansal Sistemin ve Bankaların Rolü

Epstein’in yürüttüğü bu organize kötülük, dünyanın en büyük finans devlerinin doğrudan desteğiyle ayakta tutulmuştur. JP Morgan ve Deutsche Bank gibi küresel kurumlar, Epstein’in kirli para trafiğini görmezden gelmekle kalmamış, bu istismar endüstrisinin finansal omurgasını bizzat inşa etmişlerdir. Bu küresel sermayenin kanlı parayı aklamak ve sapkın bir düzenin devamlılığını sağlamak için bilinçli olarak seçtiği bir suç ortaklığıdır. Bankalar, bu yapının sessiz ortakları olarak, her bir istismar vakasının finansal sponsoru haline gelmişlerdir.

Mevcut küresel finans sistemi, ahlaki değerlerden tamamen arınmış, sadece gücü ve parayı korumaya odaklanmış bir mekanizmaya dönüşmüştür. Binlerce uyarıya ve şüpheli işlem raporuna rağmen bu bankaların Epstein ile çalışmaya devam etmesi, sistemin en tepesindekilerin masum çocukların hayatını banka hesaplarındaki rakamlara kurban ettiğini kanıtlamaktadır. "Batmayacak kadar büyük" denilen bu kurumlar, aslında "temizlenemeyecek kadar kirli" bir yapının parçasıdır. Epstein vakası, finans dünyasının bu tür sapkın ağları besleyen ana damarlardan biri olduğunu ve bu düzen yıkılmadan küresel çürümenin durdurulamayacağını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir.

10. "Münferit Vaka" Algısına Karşı Sistemsel Çürümüşlük

Epstein skandalı, ana akım medyanın ve sistemin bekçilerinin iddia ettiği gibi birkaç "çürük elmanın" karıştığı münferit bir olay değildir. Bu, kökleri derinlere uzanan, kapitalist ve emperyalist düzenin bizzat kendisi tarafından üretilen yapısal bir hastalıktır. Jeffrey Epstein ve Ghislaine Maxwell, bu devasa suç makinesinin sadece görünürdeki dişlileridir. Asıl mesele, bu sapkınlığın on yıllarca sürmesine izin veren, onu finanse eden ve faillerini koruyan o kokuşmuş küresel sistemin ta kendisidir.

Ortadaki tablo, dünyayı yöneten elitlerin ahlaki pusulasını tamamen yitirdiğini ve insanlığı "pedokrasi" diyebileceğimiz, sapkınlık üzerinden birbirine bağlı bir azınlığın rehin aldığını göstermektedir. Bu düzen, gücü elinde bulunduranların her türlü kutsalı ayaklar altına aldığı, çocukları ve geleceğimizi kendi kirli fantezilerine kurban ettiği bir çürüme zirvesidir. Epstein’ın ölümüyle bu dosyanın kapatılmaya çalışılması, sistemin kendi suçunu örtbas etme çabasıdır; ancak hakikat, bu kokuşmuş yapının temellerinden sarsıldığını ve artık dikiş tutmayacağını haykırmaktadır.

11. Dinsizleşmenin Getirdiği Çöküş

Richard Dawkins, Stephen Hawking ve Lawrence Krauss gibi dünyaca ünlü ateist figürlerin bu sapkınlık adasının müdavimleri çıkması, sözde bilimsel otoritenin ahlaki iflasını kanıtlıyor. İnsanlığa mantık ve rasyonalizm dersi veren bu şahıslar, kapalı kapılar ardında en iğrenç istismar ağlarının parçası haline gelmiş durumdalar. Bilim ve akıl maskesiyle kendilerini kutsallaştıran bu isimlerin Epstein ile kurdukları yakınlık, savundukları tüm değerlerin koca bir yalandan ibaret olduğunu gösteriyor.

Manevi değerleri ve inancı yok sayan bu zihniyet, rehber edindiği materyalist bakış açısıyla insanı sadece bir tüketim nesnesine indirgiyor. Tanrı tanımazlığın zirvesindeki bu isimlerin çocuk istismarıyla anılması, inançtan yoksun bir aklın nasıl bir canavara dönüşebileceğinin en somut örneğidir. Modern dünyanın ikonları olarak pazarlanan bu figürler, sapkın arzuları uğruna her türlü rezilliği mubah gören bir karanlığın temsilcileridir. Bilimi ve ateizmi bir kalkan olarak kullanan bu suç ortaklığı, insanlık tarihinin en büyük ahlaki yıkımlarından birini simgeliyor.

İnsanlığı dinden uzaklaştıran, ahlakı izafi hale getiren ve her türlü kirli işi yapmayı mubah sayan bu materyalist anlayış, toplumları sistematik bir dinsizleşme sürecine mahkûm etmiştir. Manevi bağları koparılan kitleler, mutlak bir hakikate dayanmayan "modern etik" masallarıyla uyutulurken; bu tür sapkınlıklar toplumun gözü önünde çok daha rahat işlenir hale gelmiştir. İlahi sınırların reddedildiği bir dünyada, güçlünün arzusu tek kural halini almış ve savunmasız çocuklar bu vicdani çöküşün kurbanı seçilmiştir. Yaşanan bu dehşet tablosu, dinin ve ilahi ölçülerin insan onurunu korumadaki hayati önemini bir kez daha açıkça ispat etmektedir. İnancın rehberliği dışlandığında, aklın ve bilimin bile nasıl birer zulüm aracına dönüştüğü bu tabloyla tescillenmiş durumdadır.

12. Kâbe Örtüsü ve Körfez Sermayesi İddiası

Epstein’in kurduğu bu iğrenç düzen, Batı dünyasının karanlık dehlizlerinden çıkıp Körfez sermayesine kadar uzanmaktadır. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin devasa maddi kaynakları, bu küresel sapkınlık makinesini besleyen ana damarlar arasında yer almaktadır. Kendi halklarının refahı yerine bu karanlık ağlara oluk oluk para akıtan kukla rejimler, Siyonist Yahudi istihbaratın yönettiği bu çirkin yapıya finansal kalkan olmaktadır. Bu kirli ortaklık, İslam coğrafyasındaki bazı yöneticilerin küresel şer odaklarıyla nasıl bir ihanet sarmalı içinde bulunduğunu kanıtlamaktadır.

Bu ihanetin en sarsıcı kanıtı ise Kâbe’nin örtüsünden parçaların, bir hediye gibi bu sapkınlık adasına gönderilmesidir. Manevi değerleri koruma iddiasındaki yapıların, kutsal bir emaneti Epstein gibi bir figürün eline teslim etmesi, yaşanan ahlaki yozlaşmanın en utanç verici belgesidir. En mukaddes değerlerin dahi bu kirli ilişkiler ağında birer pazarlık objesine dönüştürülmesi, küresel sistemin ve yerli iş birlikçilerinin sınır tanımazlığını tescil etmektedir.

13. "Goyim" (İnsanı Hayvan Görme) İnancı

Siyonist Yahudi’nin temelinde yatan teolojik sapkınlık, Yahudi olmayan tüm insanları "Goyim" yani insan görünümlü hayvanlar olarak nitelendirmektedir. Epstein ve arkasındaki şer odaklarının işlediği suçların temel motivasyonu, bu ırkçı ve karanlık inanç sistemidir. Onlara göre kendi soylarından olmayan her fert, her türlü istismara, sömürüye ve hatta katledilmeye uygun birer nesneden ibarettir. Bu hastalıklı bakış açısı, işlenen dehşet verici suçların failleri tarafından bir "hak" olarak görülmesini sağlamaktadır.

Küresel çapta kurulan bu istismar ağları, söz konusu teolojik narsisizmin pratik bir uygulama alanıdır. Masum çocukları kaçıran, pazarlayan ve katleden bu zihniyet, insanlığı aşağılayan bir kast sistemi üzerine kuruludur. Kendilerini "seçilmiş" gören ve geri kalan herkesi hizmetkar veya kurban olarak kodlayan bu sapkın inanç, Epstein’in adasındaki vahşetin de Gazze’deki soykırımın da asıl yakıtıdır. Bu batıl inanç sistemi deşifre edilmeden, küresel elitlerin neden bu kadar gaddarlaşabildiğini anlamak mümkün olmayacaktır.

14. New York Sinagog Tünelleri

New York’taki bir sinagogun altında ortaya çıkarılan yasa dışı tüneller, Epstein ağının sadece adalarla sınırlı kalmadığını, şehrin kalbine kadar uzanan bir yer altı suç trafiği kurduğunu kanıtlıyor. Bu gizli tünellerde bulunan kanlı yataklar, bebek arabaları ve çocuklara ait eşyalar, buraların ibadethane maskesi altında yürütülen sistematik birer işkence ve istismar merkezi olduğunu gösteriyor. Epstein davasıyla bu tüneller arasındaki paralellik, küresel Siyonist yapının çocuk kaçakçılığı ve ayin ritüelleri için kullandığı yer altı dünyasının ürpertici birer parçasıdır.

Sözde dini kurumların altına kazılan bu karanlık geçitler, sapkın elitlerin her türlü denetimden uzak, her türlü ahlaki sınırdan azade bir şekilde suç işleyebileceği güvenli limanlar olarak tasarlanmıştır. Bu tünellerin varlığı ve sonrasında apar topar betonla doldurularak kapatılması, suçun delillerini karartma ve bu şebekenin daha büyük bağlantılarını gizleme çabasıdır. Epstein’in adası okyanusun ortasındaki bir istismar kalesi ise, sinagog altındaki bu tüneller de modern metropollerin göbeğine kurulmuş birer vahşet dehlizidir.

15. Kirlerini Taliban’a Pislik Atarak Örtme Savaşı

Batı dünyasının Afganistan’daki yönetimi "kız çocuklarının eğitimi ve hakları" üzerinden sürekli yaylım ateşine tutması, Epstein skandalıyla birlikte tarihin en büyük riyakârlığı olarak tescillenmiştir. Kendi topraklarında ve özel adalarında çocukları sistematik bir şekilde istismar eden, kesen, biçen, işkence eden küresel elitlerin, Afganistan’daki çocuklar için endişeleniyormuş gibi yapması sadece iğrenç bir algı operasyonudur. Asıl rahatsızlıkları, çocukların eğitimi meselesi üzerinden yürüttükleri propaganda yerine; kendi sapkın ağlarına malzeme taşıyamadıkları ve kontrol kuramadıkları coğrafyalara duydukları kindir. Yıllarca Afganistan’ı işgal altında tutan emperyalist güçler, kadın haklarını maske gibi kullanırken, kendi başkentlerinde şekillenen çocuk pazarlarını perdelemişlerdir.

Taliban yönetimini “gericilikle” suçlayan Batılı “çağdaş” liderlerin, Epstein’in adasında ortaya çıkan tablo karşısında sergiledikleri sessizlik ve çifte standart, karanlığın hangi merkezlerde üretildiğini göstermektedir. Bu çerçevede, Batı’nın elindeki “insan hakları” sopası, kendi kirli düzenine boyun eğmeyenleri hizaya sokmak için devreye sokulan bir baskı aracına dönüşmektedir.

16. Yeni Nesil Sansür: "Gerçeği Gürültüye Boğmak"

Küresel sistem, Epstein davasına ait milyonlarca sayfalık belgeyi aniden servis ederek şeffaflık üretmiyor, sofistike bir karartma operasyonu yürütmektedir. Gerçeği yasaklamanın imkânsızlaştığı dijital çağda “gerçeği gürültüye boğma” stratejisi devrededir. Kasıtlı biçimde ortaya saçılan devasa veri yığını ve önemsiz detaylar, asıl büyük suçluların ve sistemik mekanizmaların gözden kaçırılmasına hizmet etmektedir. Halkın dikkati magazinel ayrıntılarla dağıtılırken, buzdağının görünmeyen kısmındaki failler bilgi kirliliği içinde gizlenmektedir.

Bu yöntem, modern dünyanın yeni sansür mekanizmasıdır; bir konuyu unutturmaktan çok, aşırı bilgiyle kirleterek insanların analiz kabiliyetini felç etmektedir. Epstein dosyasındaki binlerce isim ve olay “bilgi çöplüğü”ne dönüştürülerek, odaklanılması gereken şantaj ağı ve devlet destekli suçlar sıradanlaştırılmaktadır. Toplum gerçeğe ulaştığını zannederken, kendisine sunulan kontrollü kaosun içinde kaybolmaktadır.

17. Transhümanizm ve Cinsiyet Değiştirme Fonları

Epstein’in karanlık faaliyetleri sadece fiziksel istismarla sınırlı kalmayıp, insan doğasını bozmayı hedefleyen transhümanist projelere kadar uzanmaktadır. Bu yapı, çocukların cinsiyet rollerini hedef alan ve onları biyolojik birer denek haline getiren sözde tıbbi süreçleri devasa fonlarla desteklemektedir. Harvardlı akademisyenlerden cerrahlara kadar geniş bir şebeke, çocukların erken yaşta hormon tedavileriyle cinsiyetsizleştirilmesini "özgürlük" olarak pazarlarken, aslında Epstein gibi sapkınların ihtiyaç duyduğu "insan dışı" bir nesil inşa etmeye çalışmaktadır.

Cinsiyet değiştirme operasyonlarının ve ergenlik durdurucu ilaçların bu kadar agresif bir şekilde savunulması, insan nesline karşı açılmış sistemik bir savaşın parçasıdır. Epstein’in laboratuvarlarda ve üniversitelerde fonladığı bu çalışmalar, insanın yaratılış fıtratını bozarak onu her türlü müdahaleye açık, köksüz ve kimliksiz bir varlığa dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Bu kirli ajanda, "bilimsel ilerleme" kılıfı altında, gelecek nesilleri küresel elitlerin laboratuvar faresi haline getiren devasa bir sosyal mühendislik projesidir.

18. Türkiye'deki Akademik ve Tıbbi Ayaklar

Küresel Epstein zihniyeti, sadece Batı'da kalmayıp yerli iş birlikçileri aracılığıyla Türkiye'deki akademik ve tıbbi kurumlara da sızmış durumdadır. Özellikle bazı üniversite hastanelerinde çocuklara yönelik yürütülen cinsiyet değiştirme süreçleri ve bu yöndeki akademik makaleler, küresel sapkınlık ağının Türkiye şubesi gibi çalışmaktadır. Türk aile yapısını ve gençliğini hedef alan bu faaliyetler, "modern tıp" maskesi takılarak toplumun en hassas damarlarına zehir enjekte etmektedir.

Bu akademik yapılanmalar, Batı'dan aldıkları fonlar ve talimatlarla, Türkiye’de 18 yaş altındaki çocukların geri dönüşü olmayan cerrahi müdahalelere maruz kalmasını meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Epstein’in dünyada öncülüğünü yaptığı bu yıkım projesini yerel düzeyde uygulayanlar, bilimsel özerklik zırhı arkasına saklanarak hukuktan ve denetimden kaçmaktadır. Bu durum, tehlikenin kapımızda olduğunu ve küresel çocuk istismarı lobisinin akademik dünyayı bir Truva atı olarak kullandığını açıkça göstermektedir.

Görüş: Tasavvufun kaynakları
Görüş: Tasavvufun kaynakları
İçeriği Görüntüle

19. Hollywood ve CIA İşbirliği

Hollywood, masum bir eğlence sektörü değil, CIA ve Pentagon’un senaryolarını dünyaya servis eden devasa bir algı yönetimi merkezidir. Epstein adasındaki vahşet ve küresel şantaj ağları gerçek hayatta tıkır tıkır işlerken, sinema endüstrisi kurguladığı hikayelerle toplumun zihnini iğdiş etmekte ve kötülüğü normalleştirmektedir. "Milli Güvenlik Sineması" adı verilen bu iş birliğiyle, devletlerin işlediği suçlar birer kahramanlık hikayesi gibi sunulurken, Epstein benzeri yapılar ya tamamen gizlenmekte ya da "uçuk komplo teorileri" olarak yaftalanmaktadır.

Sinema ekranlarından pompalanan içerikler, çocuk istismarı ve sapkınlık gibi konuları bilinçaltına yavaş yavaş işleyerek toplumun tepki verme reflekslerini yok etmektedir. CIA’nın doğrudan müdahil olduğu yapımlar, halkın neye inanıp neye inanmayacağını belirleyen birer zihin kontrol aracıdır. Epstein olayının Hollywood yıldızlarıyla iç içe olması tesadüf değildir; çünkü her iki yapı da aynı küresel şebekenin halkı uyutmak ve kontrol altında tutmak için kullandığı iki farklı koldur.

20. İnsanı Hayvanlaştırma Projesi

Hayvan hakları savunuculuğu maskesi ardında çocuklara tasma takıp "sahiplendirme" ilanıyla pazarlayan HAYTAP, insan onurunu hedef alan karanlık bir projenin yerel ayağı görüntüsü vermektedir. Çocukları nesneleştiren ve insanı hayvan seviyesine indiren bu iğrenç afişler, küresel çocuk istismarı ağı Epstein'in dünyada yaymaya çalıştığı "insanlık dışı" ideolojinin bir yansımasıdır. İnsan fıtratını bozmayı ve nesilleri aşağılamayı gaye edinen bu sapkın anlayışın, küresel çocuk taciri şebekelerle olan finansal ve ideolojik bağları vakit kaybetmeksizin soruşturulmalıdır.

Bu yapıların toplumu dinsizleştirme ve ahlakı izafi hale getirme çabaları, Epstein gibi figürlerin kullandığı kontrol mekanizmalarıyla birebir örtüşmektedir. İlahi ölçülerin dışlandığı her ortamda olduğu gibi, burada da masum çocuklar kirli emellere alet edilmektedir. HAYTAP yöneticilerinin karanlık geçmişleri ve "hayvanı tanrılaştıran" ürpertici ifadeleri, bu meselenin masum bir dernek faaliyeti olmanın ötesinde, Epstein benzeri şer odaklarının Türkiye’deki bir deneyi olduğunu kanıtlamaktadır. Devlet, merhamet maskeli bu küresel ajandanın peşini bırakmamalı ve tüm bağlantıları deşifre etmelidir.

22. Küresel Barbarlığa Karşı İslâmî Müdahale ve Mutlak Ölçü

Epstein belgeleriyle ortalığa saçılan bu iğrençlikler, az sayıda sapkın zenginin ferdi cürmü olmanın ötesinde; insanı ilahlaştıran, gücü yegâne ölçü kabul eden ve hürriyeti sınırsız haz zanneden Anglo-Sakson-Yahudi medeniyetinin tabiî ve kaçınılmaz neticesidir. Batı, insan hakları maskesiyle kendi vahşetini süslerken, zayıfı ve masumu korumaktan aciz kalan bu kokuşmuş düzenin aslında "kibarlaştırılmış bir barbarlık" olduğu artık ayan beyan ortadadır. Bu küresel çürümeye karşı Müslümanlara düşen vazife, uzaktan öfkelenmekle yetinmeyip; adaleti tesis etmek, mazlumu korumak ve insan onurunu savunmak adına gerekirse en güçlü şer odaklarının kapısına dayanacak bir iradeyi, orduyu ve nizamı yeniden inşa etmektir. Hakikat gürültüye boğularak unutturulmaya çalışılsa da, bu düzenin kökten değişmesi için gücün merhametli bir cerrah neşteri gibi kullanılması ve insanlığın bu kanserli urdan temizlenmesi hayati bir mecburiyettir.

23. Kul Olma Bilinci ve Yeni Bir Dünya Nizamı

İnsanoğlu, kendisini sınırlayan ilahî ölçüleri reddedip kendi nefsini putlaştırdığında, kaçınılmaz olarak en güçlü olanın en zalim kesildiği bir "şeytanî serbestlik" bataklığına hapsolmuştur. Epstein ve çevresindeki suç şebekesinin on yıllarca himaye görmesi, gücün hakikate bağlı kalmak yerine kirli menfaatlere ram olmasından kaynaklanmaktadır; bu sebeple kurtuluş, yalnızca suçluların değişmesinde kalmayıp, güce sınır çizen kadim İslâm medeniyeti ölçüsünün yeniden hâkim kılınmasındadır. İnsanın ne sahte bir tanrı ne de harcanacak bir kurban sayıldığı, sadece Allah’a kul olduğu bilinci yerleşmedikçe, sömürü düzeni sadece el değiştirecek ama zulüm baki kalacaktır. Bugün dünya, Batı’nın sunduğu "istikametsiz hürriyet" yalanı karşısında, insanın haddini ve kıymetini bildiği, zayıfın korunmasını medeniyetin tek şartı sayan yeni bir dünya nizamına muhtaçtır. Bu büyük dönüşüm, ancak Anadolu’dan başlayarak tüm dünyayı kuşatacak bir ruh ve ahlak inkılabıyla vücut bulacaktır.

Baran Dergisi