28 Şubat; bu toprakların ruh köküne, inancına ve manevî varlığına yönelik topyekûn bir imha operasyonuydu. Bu darbe "Bin yıl sürecek" diyenlerin kibri, aslında Batıcı vesayetin Müslüman Anadolu insanına duyduğu o kadim nefretin dışavurumuydu.

Yahudi'nin değişmeyen karakterine karşı Beni Kaynuka kuşatması
Yahudi'nin değişmeyen karakterine karşı Beni Kaynuka kuşatması
İçeriği Görüntüle

Meseleyi sadece bir "mağduriyet" parantezine hapsedip ağlak bir dil kullanmak, o gün dik duran iradeye haksızlıktır. 28 Şubat, bir hukuk cinayetiydi. Brifingli yargıçların kaleminden çıkan kararlarla hayatları karartılan, zindanlara mahkûm edilenlerin davası hâlâ masadadır. Bu süreçle gerçek manada hesaplaşmak; sadece faillerin yargılanması değil, o günün hukuksuz kararlarının tüm sonuçlarıyla beraber ortadan kaldırılmasıdır.

15 Temmuz şehidi Halil Kantarcı, 28 Şubat'ta DGM'den ağır ceza almıştı

28 Şubat zihniyetini en iyi özetleyen şahsiyetlerden biri; henüz 16 yaşında bir çocukken, brifingli Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) koridorlarında idamla yargılanan Halil Kantarcı’dır. 28 Şubat 1997 tarihinde—yani darbenin tam yıl dönümünde— daha sonra FETÖ'cülüğü ortaya çıkan hâkim Şerafettin İste ve ekibi tarafından yaş haddinden idam verilemeyip en azami sınırdan hesaplanarak 40 yıl cezaya maruz kalan Kantarcı, gençliğini "bin yıl sürecek" denilen o karanlık zindanlarda tüketti. On yıl süren mahkûmiyetin ardından beraat ettiğinde, vatanına milletine küsmek yerine o çelikleşmiş iradesini daha da tahkim etti.

Bugün 28 Şubat’ın aktörleri değişmiş, yöntemleri evrilmiş olabilir; ancak o vesayetçi damar pusuda beklemeye devam ediyor. Bizim için bu tarih, bir anma gününden ziyade bir teyakkuz noktasıdır. Tefekkür disiplini, düşmanını tanımayı ve onun hamlelerini boşa çıkaracak fikrî donanımı kuşanmayı gerektirir.

Müslüman Anadolu insanının iradesini prangalamaya çalışanlar, tarihin çöplüğüne süpürülmeye mahkûmdur. Pazarlıksız bir iman ve tavizsiz bir fikir disipliniyle yürütülen bu kavga, o günün karanlığını da bugünün maskeli vesayetini de aşacak güçtedir. 28 Şubat bitmemiştir; o gün başlayan büyük hesaplaşma, mutlak fikrin mutlak galibiyetine kadar devam edecektir.