FETÖ'ye karşı Diyanet de sınıfta kaldı
FETÖ'ye karşı Diyanet de sınıfta kaldı
İçeriği Görüntüle

Karaman'ın yeni meseleler karşısında içtihat müessesesini yeniden işler hâle getirdiğini ileri süren Ay, yıllardır tartışılan reformist fıkıh anlayışını bu defa "müçtehitlik" makamı üzerinden meşrulaştırmaya çalıştı.

Mahmut Ay, köşe yazısında şunları ifade etti:

O, arkasında bir kütüphane dolusu eser bırakan bir akademisyen olmanın çok ötesinde, bu topraklarda “Müslüman kalabilme”nin ve hayatı İslam’a göre tanzim edebilmenin önemli rehberlerindendir. İslam’ın donmuş bir tarihsel kesit değil her çağda yaşanabilecek bir hayat nizamı olduğunu savunan hocamız, ömrünü Müslümanlara en çok ihtiyaç duydukları meselelerden birini hatırlatmaya adamıştır.

Hayrettin Karaman’ın modern dünyanın taleplerine göre şekillendirdiği fetvaları “içtihat” diye sunan Ay, müçtehitlik makamını da sıradan bir ilahiyatçılık mertebesine indirdi. Böylece İmam-ı Âzamların, İmam Şafiîlerin, İmam Maliklerin ve Ahmed bin Hanbellerin temsil ettiği ilmî makam, günümüzün sapkın akademisyenlerinin nefislerine göre görüş beyan ettiği gevşek bir sahaya çevrildi.

İçtihat sizin nefsinize göre at koşturacağınız bir alan mı?

İçtihat, herhangi bir ilahiyat profesörünün çağdaş meseleler hakkında kanaat açıklaması değil, Kur’ân, Sünnet, icmâ ve kıyastan hüküm çıkarabilecek çapta ilmî kudret isteyen müçtehitlik, İslâm ilim tarihinde son derece ağır şartlara bağlanıyor.

Fetva ise daha önce ortaya konulmuş mezhep içtihatlarının yeni hadiselere tatbik edilmesi iken Mahmut Ay’ın yazısı bu temel ayrımı ortadan kaldırarak Hayrettin Karaman’ın absürt söylemlerini “içtihat kapısını açmak” diye anlatıyor.

Hâlbuki Ehl-i Sünnet’in asırlar boyunca meydana getirdiği fıkıh külliyatı, Müslümanın karşılaşacağı meseleleri gelişi güzel kanaatlere bırakmayıp hüküm çıkarma işini sağlam bir usule götürüyor.

Mezheplerin usulünü aşındıran anlayış

“İçtihat kapısının kapandığı” sözü üzerinden yürütülen propaganda, mezhep imamlarının ve onların ardından gelen büyük fakihlerin kurduğu ilmî nizamı yetersiz gösterme gayreti taşıyor. Her çağda yeni bir müçtehit, yeni bir usul ve yeni bir din yorumu gerektiği fikri, İslâm’ı modern dünyanın taleplerine göre eğip bükmenin kapısını açıyor.

Laik rejimin bekçisi Karaman’ın yıllardır temsil ettiği çizgi de tam olarak burada duruyor. Faizden siyasete, Batıcı düzenden modern iktisada kadar birçok meselede rejimin sınırlarını zorlamayan hükümler üreten Karaman, İslâm’ı hayata hâkim kılmak yerine mevcut düzenin içerisinde eritmenin dinî zeminini hazırlıyor.

İçtihat ölçüsü

Büyük Doğu Mimarı Üstad Necip Fazıl, içtihat kapısının esas itibarıyla açık olduğunu söylerken, bu kapıdan geçecek müçtehidin İmam-ı Âzam çapında olması gerektiğini ortaya koyuyor. İçtihat kapısının açık bulunması, her önüne gelenin kendisini müçtehit ilan edeceği anlamına gelmiyor.

Fıkıh; dinin ruhunu, gayesini ve hükümlerini birlikte kavrayan bir anlayışı ifade eder. Mesele, hüküm ezberlemekten ibaret olmayıp bilgiyi hikmetle buluşturmak, başka bir ifadeyle "bilmeyi bilmek" idrakine ulaşmaktır. Bu sebeple fıkıh, hayatın karşısına çıkan her meseleyi Kur'an ve Sünnet'in değişmez ölçüleri içerisinde değerlendirerek hakikate ulaştıran bir usuldür. Mezhepler de bu anlayışın sistemleşmiş hâli olarak, dini keyfî yorumlardan koruyan metodolojiyi temsil eder. Asırlar boyunca gelişen fıkıh mirası, hayattan kopuk ve donmuş hükümler manzumesi hâlinde kalmamış; değişen şartlar karşısında sabit esasları muhafaza ederek yeni meselelere çözüm üreten dinamik bir anlayış olarak yaşamaya devam etmiştir. Bu yüzden fıkıh, kuru malumatın ötesinde; hikmet, feraset, usul ve derin bir kavrayışın adıdır. Bunların hiçbiri de Hayrettin Karaman'da yoktur.

Mahmut Ay ise bu ölçünün tam tersine giderek her konuda İslâm'ın ve Müslümanların karşısında cephe alan Hayrettin Karaman’ın modern düzene uyumlu hükümlerini “öncü fakihlik” ve “içtihat” olarak sunuyor. Böylece sapmayı ilim, tavizi fıkıh, rejime uyumu da yenilik diye yutturmaya çalışıyor.

Baran Dergisi