AB ile Hindistan’ın 27 Ocak’ta Yeni Delhi’de yapılan zirve kapsamında duyurduğu paketin omurgasını, uzun süredir müzakere edilen Serbest Ticaret Anlaşması (STA/FTA) oluşturuyor. Taraflar, mal ticaretinde gümrük vergilerinin büyük bölümünün kademeli olarak düşürülmesi, hizmetlerde erişimin genişletilmesi, gümrük süreçlerinin kolaylaştırılması ve yatırım ortamının iyileştirilmesi gibi alanlarda kapsamlı bir çerçeveye işaret ediyor.
Anlaşma neyi kapsıyor?
Mevcut çerçeve, yalnızca gümrük vergilerinin indirilmesine odaklanan dar bir düzenlemenin ötesine geçiyor. Ekonomi çevrelerinin paylaştığı teknik özetlere göre anlaşma;
- Sanayi ürünlerinde geniş kapsamlı tarife indirimleri,
- Hizmet ticareti ve profesyonel faaliyetlerde karşılıklı kolaylıklar,
- Gümrük işlemlerinde hızlandırma ve prosedürel sadeleşme,
- Fikri mülkiyet ve standartlar gibi düzenleyici alanlarda işbirliği,
- Sürdürülebilirlik/yeşil dönüşüm başlığında daha yakın koordinasyon
gibi başlıklara dayanıyor.
Özellikle otomotiv, alkollü içkiler ve bazı tarım ürünleri gibi siyasi hassasiyet taşıyan kalemlerde kota, segment ve kademeli geçiş gibi “kontrollü serbestleşme” formüllerinin öne çıktığı belirtiliyor.
Ne zaman yürürlüğe girecek?
Anlaşmanın “sonuçlandırıldı” şeklinde duyurulması, metnin hemen yürürlüğe gireceği anlamına gelmiyor. Uzmanlara göre süreç;
- Metnin hukuki-teknik gözden geçirilmesi (legal scrubbing) ve çeviri,
- Tarafların iç onay/ratifikasyon adımları,
- Tarife indirimlerinin takvime bağlanması
aşamalarından geçecek.
Bu nedenle uygulamanın en erken 2027 bandında başlayabileceği; bazı tarife indirimlerinin hızlı devreye alınırken, otomotiv ve benzeri hassas kalemlerde 7–10 yıla yayılan geçişler görülebileceği değerlendiriliyor.
Tarafların beklentisi ve amacı ne?
AB cephesinde anlaşmanın, yüksek nüfus ve hızla büyüyen tüketim hacmiyle Hindistan pazarında Avrupalı şirketlerin erişimini artırması, tarife ve tarife dışı engelleri azaltması ve yatırım için daha öngörülebilir bir zemin sağlaması bekleniyor. Özellikle otomotiv, makine, kimya ve bazı hizmet kollarında AB’nin “pazar payı” hedeflediği öne çıkıyor.
Hindistan açısından ise anlaşma, AB pazarına erişimin genişlemesiyle özellikle tekstil-hazırgiyim, deri ürünleri,mücevher ve bazı imalat kalemlerinde rekabet avantajı yaratma; bunun yanında bilişim ve profesyonel hizmetlerde insan kaynağı hareketliliğini destekleyen bir zemin oluşturma amacı taşıyor.
“Güzergah” başlığı: Koridor tartışması yeniden ısındı
Anlaşma paketinin ekonomik boyutuna eşlik eden bir diğer başlık ise Avrupa ile Hindistan arasındaki bağlantısallık/koridor gündemi. Bu çerçevede, Hindistan’dan Körfez’e, oradan Doğu Akdeniz üzerinden Avrupa’ya uzanan Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) etrafındaki görüşmelerin de hızlandığı değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre IMEC, sadece taşımacılık değil, enerji, dijital altyapı ve tedarik zinciri güvenliği gibi alanlarda da jeoekonomik bir araç olarak görülüyor. Ancak hattın yüksek yatırım ihtiyacı ve bölgesel jeopolitik riskler nedeniyle “kısa vadede değil, orta-uzun vadede” somut sonuç üretmesi bekleniyor.
Türkiye açısından olası sonuçlar: riskler ve fırsatlar
1) AB pazarında rekabet sertleşebilir
Türkiye’nin ihracatının önemli bir bölümünün AB’ye yapıldığı dikkate alındığında, Hindistan’ın AB pazarına daha avantajlı koşullarda girmesi özellikle fiyat rekabetinin yüksek olduğu sektörlerde Türkiye’yi zorlayabilir.
Bu çerçevede ilk sırada tekstil-hazırgiyim geliyor. Türkiye, AB’ye yakınlık sayesinde hızlı teslimat, küçük parti esnekliği ve kalite/uyum avantajına sahip olsa da, Hindistan’ın tarife avantajı kazanması durumunda AB’li alıcıların “maliyet odaklı” siparişlerde Hindistan’a yönelmesi olasılığı dile getiriliyor. Bu riskin, anlaşmanın yürürlüğe girmesini izleyen ilk 12–24 ayda daha görünür hale gelebileceği öngörülüyor.
Otomotiv ve yan sanayide ise tablo daha karmaşık. Hindistan pazarında Avrupalı üreticilerin güçlenmesi, tedarik zincirinde Hindistan merkezli yeni yapılanmaları teşvik edebilir. Bu da bazı parça gruplarında Türkiye’nin rekabetini zorlayabilir; ancak aynı süreç, Türkiye’de üretim yapan firmalar için Hindistan’a yönelik yeni ihracat kapıları da açabilir.
2) Yeşil dönüşüm ve sınırda karbon düzenlemesi (CBAM) baskısı
Türkiye’nin AB ile ticaretinde “yeşil dönüşüm” ve AB’nin sınırda karbon düzenlemesi gibi başlıklar zaten gündemde. AB-Hindistan ekonomik yakınlaşması, Hindistan’ın da benzer yükümlülüklere uyum sağlamasını hızlandırırsa, AB pazarında “yeşil uyum” rekabeti daha da keskinleşebilir.
Bu nedenle, uzmanlar Türkiye açısından ölçüm-doğrulama altyapısının güçlendirilmesi, enerji verimliliği ve düşük karbonlu üretim yatırımlarının hızlandırılmasının, rekabet gücünü korumada kritik olacağını vurguluyor.
3) Koridor rekabeti: Türkiye’nin transit rolü yeniden tanımlanabilir
IMEC gibi bağlantısallık projeleri, Avrupa-Asya ticaretinin rotalarını çeşitlendirmeyi hedefliyor. Bu durum, Türkiye’nin Orta Koridor ve geleneksel transit avantajlarının bazı akışlarda baskılanmasına yol açabilir.
Öte yandan Türkiye, coğrafi konumu, üretim kapasitesi ve Avrupa’ya yakınlıkla “yakın tedarik” (nearshoring) dalgasında önemli bir aktör olmaya devam ediyor. Lojistikte hız, güvenilirlik ve entegrasyonun öne çıktığı senaryolarda Türkiye’nin rolünü koruması mümkün görülüyor.
4) Türkiye için fırsat pencereleri
Ekonomi çevrelerine göre Türkiye, süreci yalnızca “rekabet tehdidi” olarak değil, aynı zamanda yeni yatırım ve ticaret fırsatları olarak da okuyabilir. Öne çıkan başlıklar şöyle sıralanıyor:
- Hindistanlı üreticilerin, AB’ye erişimde teslim süresi ve kalite avantajı için Türkiye’de üretim/dağıtım üssüarayışına girmesi,
- Türkiye’nin AB tedarik zincirinde yüksek uyum, hızlı teslimat ve esnek üretim segmentine daha güçlü yerleşmesi,
- AB firmalarının Hindistan pazarında büyümesiyle Türkiye’deki üretim ağlarının Hindistan’a dönük yeni iş hacimleri yakalaması.
Uzmanların notu: “Asıl belirleyici uygulama”
Uzmanlar, anlaşmanın gerçek etkisinin “metin ilanı”ndan çok, uygulama detayları ile şekilleneceğine işaret ediyor. Tarife indiriminin hangi ürünlerde ne hızla devreye gireceği, tarife dışı engellerin fiilen ne ölçüde azalacağı ve mobilite/hizmetler başlığında pratik kolaylıkların ne kadar işleyeceği, AB pazarındaki yeni dengeyi belirleyecek başlıca faktörler olarak gösteriliyor.
Türkiye açısından ise en kritik dönemin, anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte 2027 sonrasında başlayacak ilk uygulama yılları olacağı; bu dönemde sektörel bazda strateji belirleyen firmaların daha az kayıpla çıkacağı değerlendiriliyor.





