ANALİZ - : Bölgesel yığınak, içeriden kuşatma ve Pentagon'un "Çin" korkusu

Cuma günü Cenevre’de ABD ve İran arasında gerçekleştirilecek kritik görüşme öncesinde sahada ve masada yaşanan gelişmeler, iki tarafın da el yükselttiğini gösteriyor. Ancak ABD'nin "emperyal kibri" ile hareket eden siyasi kanadı ile sahadaki gerçekleri gören askeri bürokrasisi arasındaki derin uçurum, olası bir savaşın ABD için nasıl bir stratejik felakete dönüşebileceğinin sinyallerini veriyor.

Askeri yığınak ve "Maduro Yanılgısı"

ABD, 17 Şubat'tan bu yana bölgeye 150 savaş uçağı sevk etti. Girit'ten yola çıkan ikinci bir ABD savaş gemisi İsrail'e doğru ilerlerken, İsrail Savunma Bakanlığı olası bir İran misillemesine karşı ek bütçe talebinde bulundu. ABD Savunma Bakanı'nın "Her şey masada" çıkışına karşılık, Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi'nin bölgeye yığılan onca silaha rağmen İran'ın şartları kabul etmemesine "şaşırdığını" açıklaması, Washington'daki stratejik körlüğün en net itirafı niteliğinde.

Washington'daki şahin danışmanlar, İran lideri Hamaney'in devrilmesi durumunda rejimin tıpkı Venezuela'daki "Maduro dönemi gibi" çökeceği yanılgısına kapılmış durumda. Oysa ABD'nin diğer bir kanadı ise İran'ı, asimetrik savaş kapasitesini ve devlet aklını uzun yıllardır bu tür bir kuşatmaya göre dizayn etmiş bir aktör olarak görüyor. Basra Körfezi'ne yakın bölgede atış talimatlı tatbikatlara başlayan İran ordusu, boyun eğmeyeceğinin ve olası bir çatışmada ABD uçak gemileri ile bölge üslerini doğrudan hedef alacağının mesajını veriyor.

Kızıldeniz'de Husiler karşısında delinen ABD hava savunma sistemlerinin, İran'ın gelişmiş balistik ve drone kapasitesi karşısında ne kadar koruyucu olacağı Pentagon için büyük bir soru işareti. ABD'nin masadan istediğini alamaması durumunda girişeceği bir askeri harekat, caydırıcılığını pekiştirmek bir yana, ABD'nin "küresel karizmasını çizecek" ve Orta Doğu'daki askeri efsanesini bitirebilecek bir potansiyel taşıyor.

İçeriden çökertme stratejisi: CIA, PKK ve protestolar

ABD'nin İran'a yönelik stratejisinin en kritik ayağını ise "içeriden çökertme" operasyonları oluşturuyor. İran'da 4. gününe giren ve yeniden alevlenen gösteriler, rejimin meşruiyet krizini ve halkın haklı taleplerini yansıtıyor olsa da, ABD bu durumu bir "müdahale manivelası" olarak kullanmaktan çekinmiyor.

Tahran'da yaşanan şüpheli helikopter kazası sonrası İran hükümeti, gösterici öğrencilerle masaya oturmaya hazır olduğunu açıklayarak tansiyonu düşürmeye çalışıyor. Ancak tam da bu süreçte CIA'in Farsça bir mesaj yayınlayarak İranlılara "istihbarat sağlamak için güvenli iletişim yöntemleri" öğretmesi, ABD'nin sivil itaatsizliği bir casusluk ağına dönüştürme çabasını gözler önüne seriyor.

Bölgedeki kaos ortamından faydalanmak isteyen ABD'nin, terör örgütü PKK'nın İran kolunu (PJAK) hareketlendirmesidir. Washington, bölgesel rakiplerini zayıflatmak için terör örgütlerini maşa olarak kullanma konusundaki ikiyüzlü politikasını İran sahasında da sahneye koymaktadır.

Pentagon'un asıl korkusu: Truva Atı Çin

ABD medyasında (CBS ve New York Times) yer alan "Genelkurmay Başkanı İran'la olası bir savaş konusunda isteksiz" haberleri, Trump tarafından "Medya uyduruyor" denilerek reddedilse de, bu sızıntıların son derece somut ve haklı bir temeli var. ABD ordusu, Orta Doğu'da sonu gelmez bir savaşa sürüklenmek istemiyor; çünkü sistemlerinin tam kalbinde yer alan ve sivil/ticari bir maske takan Çin kaynaklı örtülü teknik destek sızıntılarından derin bir endişe duyuyor.

Temmuz 2025'te patlak veren ve ABD Savunma Bakanlığı'nın en hassas bulut bilişim sistemlerinin bakımının Çin'de yaşayan mühendislere taşere edildiğini ortaya çıkaran Microsoft skandalı, Pentagon'da alarm zillerinin çalmasına neden olmuştu. Alibaba'nın "sıfır gün" (zero-day) açıklarını Çin ordusuna aktardığına dair Kasım 2025 tarihli istihbarat raporları ve ABD Kongresi'nin kendi savunma bütçesinden Çin ordusuyla bağlantılı kuruluşlara 2,5 milyar dolar fon aktarıldığını belgelemesi, ABD güvenlik mimarisinin ne denli kırılgan olduğunu kanıtladı.

Çin'in "Sivil-Askeri Kaynaşma" (Military-Civil Fusion) doktrini sayesinde, ABD sistemlerine sızmış sivil görünümlü teknoloji ağlarının, tek bir talimatla Çin devletinin siber silahına dönüşebilme potansiyeli mevcut. Pentagon, arka kapıları Çinli mühendisler tarafından tutulan bir siber altyapı ile, Orta Doğu'da İran gibi asimetrik kapasitesi yüksek bir ülkeyle topyekûn bir savaşa girmenin "intihar" olacağını biliyor. Genelkurmay'ın isteksizliğinin temelinde, savaşın ABD seçimlerini etkileme riskinden ziyade, ABD'nin küresel askeri operasyon kabiliyetinin Çin tarafından felç edilme ihtimali yatıyor.

Cenevre masası ve bölgesel satranç

Tüm bu askeri ve istihbari kuşatmanın gölgesinde Cuma günü Cenevre’de kurulacak masada, tarafların birbirini tartması bekleniyor. İran tarafının "Nükleer silah istemiyoruz ve anlaşmaya açığız" mesajı, diplomatik bir manevra alanı yaratma çabası olarak okunabilir. Aynı dönemde Ermenistan Savunma Bakanı'nın İran'ı ziyaret etmesi, Tahran'ın Kafkaslar ve Orta Doğu dengelerindeki jeopolitik ağırlığını koruduğunun bir göstergesi.

İran: 'ABD ile anlaşma çok kısa sürede sağlanabilir'
İran: 'ABD ile anlaşma çok kısa sürede sağlanabilir'
İçeriği Görüntüle

Sonuç olarak; ABD, askeri yığınak ve içeriden terör/ayaklanma kışkırtıcılığı ile İran'ı şartsız teslimiyete zorlamaya çalışmaktadır. İran ise rejimin iç zafiyetlerine rağmen direnç göstermekte ve ABD'nin bölgesel üslerini rehin alma stratejisini sürdürmektedir. Washington'daki siyasi aklın "Maduro yanılgısı" ile hareket edip tetiği çekmesi halinde, ABD sadece Orta Doğu'da yeni bir bataklığa saplanmakla kalmayacak; aynı zamanda kendi kurduğu ve Çin tarafından çoktan sızılmış olan teknolojik güvenlik mimarisinin çöküşüyle yüzleşmek zorunda kalacaktır.