Almanya’da “Avrupalı nükleer silah” tartışmaları yeniden gündemin üst sıralarına çıkarken, Berlin’in NATO’nun nükleer yapılanması içindeki rolü de genişliyor. Alman Silahlı Kuvvetleri, NATO’nun yıllık Steadfast Noon nükleer savaş tatbikatına Büchel’deki 33. Taktik Hava Kuvvetleri Filosu’na ait Tornado uçaklarıyla katılıyor. İtalya’da düzenlenen tatbikatta ABD’ye ait nükleer bombaların konuşlandırılması, savaş uçaklarına yüklenmesi ve nükleer görevlerin icrası senaryoları üzerinde çalışılıyor. Türkiye, Romanya, İsveç ve Finlandiya’nın da yer aldığı tatbikata 17 NATO ülkesi iştirak ediyor.
Avrupa’nın farklı ülkelerinde nükleer silahların konuşlandırılmasına yönelik hukukî ve siyasî engeller de tartışmaya açılmış durumda.
Finlandiya, nükleer silahların ülkeye sokulması ve taşınmasına ilişkin eski yasakları kaldırırken, Litvanya’da kitle imha silahlarının ülke topraklarında bulundurulmasını yasaklayan anayasa hükmünün kaldırılması için süreç başlatıldı.
Polonya’da ABD nükleer silahlarının konuşlandırılması tartışılırken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ortaya koyduğu “gelişmiş caydırıcılık” konsepti de Avrupa güvenlik mimarisinin yeni unsurlarından biri hâline geliyor. Bu çerçevede Fransız nükleer kapasitesinin diğer Avrupa ülkeleriyle daha yakın biçimde ilişkilendirilmesi hedefleniyor.
Almanya’nın Fransa’nın nükleer tatbikatlarına da dâhil olmaya başlaması dikkat çekerken, Alman siyasetinde ülkenin veya Avrupa’nın kendi nükleer silahına sahip olması gerektiğini savunan görüşler daha açık şekilde dile getiriliyor. Alman Dış İlişkiler Konseyi üyesi Joachim Krause, ABD’ye güvenin zayıfladığı bir dönemde Almanya’nın kendi nükleer kapasitesini veya ortak bir Avrupa nükleer programını tartışması gerektiğini savunuyor. Krause, Almanya’nın tek başına atom bombası üretmesini bugün için gerçekçi görmese de İskandinav ülkeleri, Baltık devletleri, Almanya ve Polonya’nın ortak bir Avrupa nükleer programı geliştirmesi ihtimalinin konuşulduğunu belirtiyor.
Avrupa kendi nükleer şemsiyesini kurmaya yöneliyor
Bu yönelişi yalnızca Avrupa ülkelerinin kendi güvenlik kaygılarıyla açıklamak yeterli görünmüyor. Avrupa’nın nükleer silahlara daha açık hâle gelmesinde NATO’nun izlediği caydırıcılık siyaseti belirleyici bir rol oynuyor. Nükleer tatbikatların genişletilmesi, yeni ülkelerin bu tatbikatlara dâhil edilmesi, Doğu ve Kuzey Avrupa’da hukukî engellerin kaldırılması ve nükleer silahların konuşlandırılmasına ilişkin seçeneklerin gündemde tutulması, NATO’nun Avrupa’daki nükleer kapasiteyi genişletmeye yönelik bir çizgi izlediğini gösteriyor.
Bu çizginin ABD’nin stratejik hesaplarıyla da örtüşmesi mümkün. Washington açısından Rusya’nın Almanya, Polonya, Baltık ve Kuzey Avrupa ülkeleriyle daha sert bir askerî karşıtlık içine sürüklenmesi, Avrupa’nın güvenlik bakımından NATO’ya daha sıkı bağlanması sonucunu doğurabilir. Ukrayna savaşında görüldüğü gibi, Rusya ile Avrupa arasındaki gerilimin büyümesi ABD’nin kıtadaki askerî ve siyasî ağırlığını da artırabiliyor. Bu nedenle Avrupa’da nükleer silahların önünün açılması, ülkelerin kendi tercihlerinin yanı sıra NATO’nun ve dolaylı olarak ABD’nin Rusya’ya karşı daha ileri bir caydırıcılık hattı kurma arayışının parçası olarak da okunabilir. Özellikle Almanya gibi ABD’ye askerî, istihbarî ve NATO sistemi üzerinden derinden bağlı ülkelerin kısa vadede tamamen bağımsız bir nükleer çizgiye yönelmesi ise oldukça güç görünüyor.
Nükleer silah sahibi ülkeler
Dünyada nükleer silaha sahip dokuz ülke bulunuyor. 2026 yılı başına ilişkin FAS ve SIPRI tahminlerine göre toplam nükleer savaş başlığı envanteri Rusya’da 5.420, ABD’de 5.042, Çin’de 620, Fransa’da 370, İngiltere’de 225, Hindistan’da 190, Pakistan’da 170, İsrail’de 90 ve Kuzey Kore’de 60 seviyesinde bulunuyor. Fransa’nın toplam envanterindeki 370 başlığın yaklaşık 290’ı askerî stokta bulunurken, kalan kısmı hizmetten çekilmiş ve imha edilmeyi bekleyen başlıklardan oluşuyor.
2026 yılı başı itibarıyla dünyadaki toplam nükleer savaş başlığı sayısının yaklaşık 12.187 olduğu tahmin ediliyor. Bunların yaklaşık 9.745’i askerî stoklarda kullanılabilir durumda bulunuyor. ABD ile Rusya, dünya genelindeki toplam nükleer savaş başlığı envanterinin yaklaşık yüzde 86’sını, askerî stoklarda bulunan kullanılabilir nükleer başlıkların ise yaklaşık yüzde 83’ünü elinde tutuyor.





