Avrupa'da son günlerde büyüyen protestolar, öğrenci hareketlerinden işçi sendikalarına, yıllardır ekonomik eşitsizliğe karşı mücadele eden gruplardan siyasi örgütlere kadar farklı toplumsal kesimleri yeniden sokakta buluşturdu. Fransa'da öğretmen eksikliğine ve bakımsız okullara karşı başlayan öğrenci eylemleri, 2018'de akaryakıt zamlarına karşı ortaya çıkan Sarı Yelekliler hareketinin mensuplarıyla birleşti. Sosyal medya üzerinden yayılan protesto çağrılarının arkasında ise ücretler, barınma, eğitim ve geçim şartlarına ilişkin giderek büyüyen rahatsızlıklar bulunuyor.
17 Ekim Cumartesi günü Fransa'da yüz binlerce kişi gösterilere katılırken İtalya, Belçika, Portekiz ve Arnavutluk'ta da kitlesel eylemler düzenlendi. Ülkelerdeki protestoların gerekçeleri ve siyasi hedefleri birbirinden farklı olsa da kamu harcamalarının kısılması, hayat pahalılığı, işsizlik ve yönetimlere yönelik güvensizlik birçok gösterinin ortak başlıklarını oluşturuyor.
Fransa'da 550 bin kişi sokağa çıktı
Protestoların en geniş çaplısı Fransa'da yaşandı. İçişleri Bakanlığının verilerine göre ülke genelindeki gösterilere yaklaşık 550 bin kişi katılırken organizatörler katılımın 800 bine ulaştığını açıkladı. Yalnızca Paris'te yaklaşık 110 bin kişi yürüdü.
Eylül ayında Paris'in işçi sınıfının yoğun olarak yaşadığı banliyölerinde başlayan öğrenci protestoları, kısa sürede başka şehirlere yayıldı. Öğretmen eksikliği, kalabalık sınıflar ve eğitim kurumlarının fiziki şartlarına yönelik itirazlar, polis müdahalelerinin ardından daha geniş bir siyasi ve toplumsal tepkiye dönüştü.

17 Ekim gösterilerinde lise öğrencileri, sendikalar, çeşitli sol örgütler ve Sarı Yelekliler aynı meydanlarda bir araya geldi. Göstericiler daha yüksek ücretler, hayat pahalılığının hafifletilmesi, kamu hizmetlerinin korunması ve eğitim şartlarının iyileştirilmesini talep etti.
Gösterilerin büyük bölümü barışçıl gerçekleşmesine rağmen Paris, Marsilya, Lyon, Bordeaux ve Limoges başta olmak üzere birçok şehirde polisle çatışmalar, kundaklamalar ve yağmalar yaşandı. Limoges kentinde tarihî belediye binası çıkan yangında ağır hasar gördü.
Reuters'ın 18 Ekim'de aktardığı son resmî bilançoya göre Fransa genelinde yaklaşık 1.800 kişi gözaltına alındı, 500'den fazla güvenlik görevlisi yaralandı. Paris'te ise 855 kişi gözaltına alındı. Gösteriler sırasında kalbi duran bir kişi hayatını kaybetti.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron şiddet olaylarını kınayarak sorumluların cezalandırılacağını açıkladı. Başbakan Sébastien Lecornu ise şiddet olaylarından aşırı sol grupları ve yağmalara katılan kişileri sorumlu tuttu. Muhalefetin bir bölümü, protestoların yönetilme biçimini ve polis müdahalelerini eleştirdi.
Sarı Yelekliler ile öğrencileri buluşturan ekonomik şartlar
Fransa'daki hareketliliğin dikkat çekici tarafı, farklı dönemlerde ortaya çıkan toplumsal tepkilerin ortak taleplerde buluşması oldu.
2018 yılında akaryakıt vergilerine karşı başlayan Sarı Yelekliler hareketi, zamanla gelir eşitsizliğine ve Macron yönetimine karşı geniş çaplı protestolara dönüşmüştü. Aradan geçen sekiz yılın ardından benzer ekonomik şikâyetler, bu kez lise öğrencilerinin talepleriyle aynı zeminde karşılık buldu.
Gösterilerin örgütlenmesinde sosyal medya önemli rol oynadı. Le Monde'un araştırması, 17 Ekim çağrılarının başlangıçta TikTok üzerinden yayıldığını, bazı çağrı görsellerinin yapay zekâyla hazırlandığını ortaya koydu. Hareketin başlangıçtaki örgütleyicileri hakkında belirsizlikler bulunsa da ilerleyen süreçte sendikalar ve çeşitli siyasi oluşumlar protestolara destek verdi.
Fransa'da öğrenci hareketleriyle Sarı Yeleklilerin buluşması, protestoların yalnızca belirli bir yaş grubuna veya tek bir siyasi örgüte dayanmadığını gösterdi. Eğitim şartlarından yakınan öğrencilerle akaryakıt fiyatlarına itiraz eden çalışanların talepleri, hayatlarını doğrudan etkileyen ekonomik ve siyasi kararlar etrafında birleşti.
Bu toplumsal rahatsızlık, hükümetin bütçe politikalarıyla da bağlantılı. Fransa yönetimi, 2027 bütçe tasarısında yaklaşık 43 milyar avroluk tasarruf ve ek gelir tedbirleri öngörüyor. Emekli aylıkları, sağlık harcamaları ve kamu çalışanlarına ilişkin düzenlemeler tartışmaların merkezinde bulunuyor.
Hükümet bütçe açığını ve kamu borcunu kontrol altına almaya çalışırken sendikalar ile muhalif kesimler ekonomik yükün çalışanlara ve kamu hizmetlerinden yararlanan vatandaşlara aktarıldığını savunuyor.
İtalya'da savaş harcamalarına ve hayat pahalılığına tepki
İtalya'da da ekonomik talepler ile savaş karşıtı hareketler aynı dönemde sokağa çıktı.
Milano'da hayat pahalılığına ve savaşlara karşı düzenlenen gösteriler sırasında polisle çatışmalar yaşandı. Duomo Meydanı çevresinde barikatlar kuruldu, bazı iş yerleri yağmalandı ve yaklaşık 50 kişi gözaltına alındı. Bologna'da da benzer olaylar meydana geldi.
Başkent Roma'da ise CGIL sendikası ile çok sayıda sivil toplum kuruluşunun katıldığı geniş çaplı bir yürüyüş düzenlendi. Çalışma hayatı, ücretler, emeklilik, barış ve kamu hizmetleri gösterinin başlıca konuları arasında yer aldı.
CGIL Genel Sekreteri Maurizio Landini, gösteride 100 binden fazla kişinin bulunduğunu öne sürerek 20 Kasım'da genel grev düzenleyeceklerini açıkladı.
İtalya'daki gösterilerde savaş harcamalarına ayrılan kaynaklarla vatandaşların ekonomik ihtiyaçları arasındaki ilişki de öne çıktı. Sendikalar, silahlanmaya yönelik harcamalar yerine ücretlerin artırılmasını, sağlık ve eğitim hizmetlerinin güçlendirilmesini talep ediyor.
Başbakan Giorgia Meloni protesto hakkının meşru olduğunu belirtirken şiddet olaylarını kınadı.
Belçika'da eğitim, Portekiz'de barınma krizi
Belçika'daki gösterilerin odağında ise eğitim politikaları bulunuyor.
Valonya-Brüksel Federasyonunun eğitim harcamalarında tasarruf öngören reformları, öğrencilerin ve öğretmenlerin tepkisini çekti. Brüksel ve Liège'de düzenlenen protestolarda polisle çatışmalar yaşandı. Göstericiler, eğitim maliyetlerinin artmasına ve yükseköğretime erişimin zorlaşmasına karşı çıktı.
Reuters'ın görüştüğü göstericilerin bir bölümü Fransa'daki protestolardan etkilendiklerini belirtti. Bununla birlikte Belçika'daki öğrenci hareketinin kendi eğitim reformlarına dayanan daha eski bir geçmişi bulunuyor.
Portekiz'de ise barınma krizi öne çıktı. Lizbon'da on binlerce kişi konut fiyatlarına, yüksek kiralara ve hayat pahalılığına karşı yürüdü. Porto ve Coimbra'da da gösteriler düzenlendi.
Portekiz'de konut fiyatlarının 2017'den bu yana iki katına çıkması, özellikle büyük şehirlerde yaşayan çalışanların ve gençlerin geçim şartlarını ağırlaştırdı. Sendikalar ücretlerin artırılmasını ve vatandaşların konuta erişimini kolaylaştıracak tedbirler alınmasını istiyor.
Arnavutluk'ta protestolar iktidarın istifası talebine dönüştü
Arnavutluk'taki gösteriler ise diğer Avrupa ülkelerinden daha doğrudan bir siyasi hedef taşıyor.
Başkent Tiran'da öğrencilerin öncülük ettiği protestolarda yolsuzluk, işsizlik, ekonomik ayrıcalıklar ve eğitim sistemindeki sorunlar gündeme geldi. Göstericiler Başbakan Edi Rama'nın istifasını talep etti.
Güvenlik güçleriyle protestocular arasında şiddetli çatışmalar yaşanırken hükümet binaları ve bankalar hedef alındı.
Rama hükümeti protestoları değerlendirdiği açıklamalarında şiddeti kınarken istifa taleplerini reddetti.
Avrupa'daki ekonomik krizi ağırlaştıran savaş
Farklı ülkelerdeki protestoların aynı dönemde yoğunlaşmasında Avrupa'nın karşı karşıya bulunduğu enerji ve bütçe sorunları da etkili oluyor.
ABD ve İsrail'in İran'la savaşının ardından Hürmüz Boğazı'ndaki enerji ticaretinde yaşanan aksaklıklar, Avrupa'daki enerji maliyetlerini yükseltti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 6 Ekim'de Avrupa Parlamentosunda yaptığı konuşmada şubat sonundan itibaren doğal gaz fiyatlarının yüzde 140 arttığını, dizel fiyatlarının iki katına çıktığını ve ithal fosil yakıtların Avrupa'ya yaklaşık 100 milyar avroluk ilave maliyet getirdiğini açıkladı.
Artan enerji fiyatları ulaşım, üretim ve günlük tüketim giderlerini de etkiliyor. Buna karşılık Avrupa hükümetleri kamu borçları ve bütçe açıkları nedeniyle harcamalarını sınırlandırmaya çalışıyor.
Böylece ekonomik krizin yükünün kim tarafından karşılanacağı meselesi giderek büyüyor. Hükümetlerin mali disiplin gerekçesiyle aldığı tedbirler, vatandaşların alım gücünün korunması ve kamu hizmetlerine erişim talepleriyle karşı karşıya geliyor.
Gazze dayanışmasıyla kesişen toplumsal hareketler
Avrupa'daki protestoların dikkat çeken bir başka boyutu, Filistin'e destek gösterilerinde de faaliyet yürüten bazı örgütlerin ekonomik ve sosyal haklar mücadelesinde yer alması.
Fransa'da CGT sendikası ve Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) gibi oluşumlar hem Filistin dayanışma faaliyetlerinde hem de hayat pahalılığına yönelik protestolarda görünür durumda. İtalya'da ise sendikal hareket, sosyal hak taleplerini barış ve savaş harcamalarına yönelik itirazlarla birlikte gündeme getiriyor.
Bununla birlikte bu örgütsel kesişmelerin bütün göstericilerin aynı siyasi görüşe sahip olduğu anlamına gelmediği görülüyor. Gazze'deki sivillere yönelik saldırılara karşı çıkmak, İsrail hükümetinin politikalarını protesto etmek ve İsrail'e yönelik daha kapsamlı bir ideolojik karşıtlık benimsemek farklı siyasi tutumlar olarak varlığını sürdürüyor.
Dolayısıyla ekonomik talepler etrafında birleşen geniş protestocu kitlenin, Filistin meselesinde veya diğer uluslararası sorunlarda bütünüyle ortak bir siyasi programa sahip olduğu söylenemiyor.
Protestoların devam edip etmeyeceği belirsiz
Fransa'daki öğrenci hareketinin sendikalarla ve Sarı Yeleklilerle kurduğu birliktelik, Avrupa'da protestoların önümüzdeki haftalarda nasıl gelişeceği açısından önem taşıyor.
İtalya'da 20 Kasım için ilan edilen genel grev ve Belçika'daki eğitim reformlarına karşı süren itirazlar, toplumsal hareketliliğin yalnızca bir hafta sonuyla sınırlı kalmayabileceğini gösteriyor.
Bununla birlikte Avrupa'da yaşananları tek merkezden yönetilen ortak bir ayaklanma olarak değerlendirmek için yeterli delil bulunmuyor. Protestolar farklı siyasi şartlarda ortaya çıkıyor ve ayrı hedefler taşıyor.
Avrupa'nın çeşitli şehirlerinde yeniden görünür hâle gelen toplumsal hareketlilik, ekonomik şartlar ağırlaştığında farklı yaş gruplarının ve siyasi çevrelerin ortak talepler etrafında bir araya gelebildiğini ortaya koyuyor. Bundan sonraki süreçte belirleyici olan, bu birlikteliğin kalıcı bir örgütlenmeye dönüşüp dönüşmeyeceği ve hükümetlerin ekonomik taleplere nasıl karşılık vereceği olacak.




