Dünyanın en prestijli güvenlik forumu olan Münih Güvenlik Konferansı (MSC) öncesinde yayımlanan 2026 Güvenlik Raporu, uluslararası ilişkiler literatürüne geçecek kesinlikte bir paradigma değişimini kayda geçirdi. "Under Destruction" (Yıkım Altında) başlığıyla yayımlanan rapor, Batı hegemonyasının dışsal tehditlerden ziyade, bizzat sistemin kurucusu olan Amerika Birleşik Devletleri tarafından içeriden çökertildiğini belgeledi.
Raporun en çarpıcı tespiti, 1945’ten bu yana küresel istikrarın teminatı olarak sunulan "Pax Americana"nın (Amerikan Barışı), Washington yönetiminin tercihleriyle artık bir "enkaz sahasına" dönüştüğü yönünde.
MİMARIN YIKIM GÜLLESİ: "BULLDOZER SİYASETİ"
Raporun "Yıkım Siyaseti" (Wrecking-ball politics) başlıklı bölümü, ABD'nin mevcut dış politika yönelimini reformist bir çaba olarak değil, yıkıcı bir eylem olarak tanımlıyor. Metinde, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ve Amerikan devlet mekanizmasının, İkinci Dünya Savaşı sonrasında bizzat kendilerinin inşa ettiği kurumsal mimariyi (BM, NATO, DTÖ ve liberal ticaret normları) sistematik olarak işlevsizleştirdiği vurgulanıyor.
Rapora göre Washington, uluslararası kurumları artık ulusal çıkarlarının önünde birer "ayak bağı" olarak görüyor. Bu bağlamda ABD’nin tutumu, diplomatik bir manevradan ziyade, mevcut yapıları temelden sarsan bir "buldozer siyaseti" (bulldozer politics) olarak nitelendiriliyor. Tarihsel olarak sistemin "koruyucusu" (custodian) rolünü üstlenen süper gücün, bugün sistemin "tasfiye memuruna" (liquidator) dönüştüğü tespiti yapılıyor.
HUKUKUN GÜCÜNDEN GÜÇLÜNÜN HUKUKUNA GEÇİŞ
Münih Güvenlik Raporu, uluslararası sistemdeki "normatif çöküşü"n altını çiziyor. Raporda yer alan verilere ve analizlere göre, devletler arası ilişkilerde "uluslararası hukuk" ve "ortak değerler" devri kapanmış; yerini saf çıkara, askeri kapasiteye ve ekonomik büyüklüğe dayalı "Reelpolitik" almıştır.
Rapor, bu yeni süreci şu şekilde özetliyor: "Kuralların belirleyici olduğu bir dünyadan, gücün ve zenginliğin haklılığı tayin ettiği bir dünyaya geçiş tamamlanmak üzeredir."
Bu tespit, Soğuk Savaş sonrası dönemde "demokrasi, insan hakları ve serbest piyasa" üçgeninde kurulan Batı anlatısının fiilen iflas ettiğini gösteriyor. Rapora göre devletler artık "ilkeli müttefiklik" arayışında değil; bunun yerine anlık menfaatlere dayalı, kuralsız ve "al-ver" (transactional) mantığıyla işleyen ilişkiler ağına yöneliyor.
TARİHSEL KIRILMA VE "MEÇHUL BİR İNŞA" SÜRECİ
Rapor, mevcut durumu tarihsel bir perspektife oturtarak, yaşanan sürecin 1930'ların kaotik ortamını andıran, ancak teknolojik ve ekonomik bağımlılıklar nedeniyle çok daha karmaşık bir "fetret devri" olduğunu ima ediyor.
ABD'nin "Buldozer" stratejisinin, mevcut köhneleşmiş kurumları yıktığı kesin olsa da, yerine neyin inşa edileceğinin belirsiz olduğu vurgulanıyor. Raporda, "Eski düzenin yıkımı, otomatik olarak daha iyi bir düzenin kurulacağı anlamına gelmiyor" uyarısı yapılarak, Washington'ın bu tavrının küresel ölçekte bir güvenlik boşluğu ve öngörülemezlik yarattığı belirtiliyor.
AVRUPA'DA "STRATEJİK YALNIZLIK" ENDİŞESİ
Raporun satır aralarında, Avrupa başkentlerinde hakim olan derin endişe de dikkat çekiyor. ABD'nin sağladığı güvenlik şemsiyesinin kalkmasıyla birlikte, Avrupa'nın "jeopolitik bir uyanış" ile "stratejik çaresizlik" arasında sıkıştığı gözlemleniyor. ABD'nin küresel düzeni tasfiye etmesi, en çok bu düzenin konfor alanında yaşayan Avrupa ülkelerini tehdit ediyor.
Sonuç olarak 2026 Münih Raporu; küresel sistemin, revizyonist güçlerin saldırısıyla değil, bizzat sistemin hamisi ABD'nin "yıkım güllesini" kendi temellerine vurmasıyla çöktüğünü ilan ediyor.




