Fikir

Batı'nın fonlu medyası +90'dan sinsi saldırı: Hedefte yine aile müessesesi var!

Hedefte yine aile var! Batılı yayıncıların maşası +90 kanalı, cinsiyetsizleştirme ve 'eşitlik' yalanıyla evliliği hesapçı bir şirket ortaklığına dönüştürüyor. Kendi yuvasına hizmeti esaret, yabancı sermayeye hizmeti ise 'özgürlük' sayan bu ağır sömürü düzeni, toplumsal temellerimizi oymaya devam ediyor.

Abone Ol

Batılı devletlerin kamu yayıncıları eliyle Türkiye’ye yönelttiği +90 kanalı, aileyi kadın ile erkeğin sürekli hesaplaştığı bir şirket ortaklığına çevirmeye çalışan yayınlarına yenisini ekledi.

Kanalın “Ev işlerini kim yapacak?” başlığıyla yayımladığı içerikte “üretim mühendisi” Ezgi Kılınç Barın’ın, “Ben iş yerinde aynı titizlikle aynı işi bir erkekle yapabiliyorsam, o zaman o da evinde aynı titizliği gösterebilir” sözleri öne çıkarıldı.

+90, 2019 yılında Almanya’nın Deutsche Welle’si, İngiltere’nin BBC’si, ABD’nin Voice of America’sı ve Fransa’nın France 24 kanalı tarafından Türkçe yayın yapmak üzere kuruldu. VOA’nın kuruluş duyurusunda kanalın özellikle “genç ve etkili” Türkçe konuşan kesimlere ulaşmayı hedeflediği açıkça belirtilmişti. Bugün aile, annelik, cinsiyet, fuhuş ve LGBT üzerinden yürütülen yayınlara bakıldığında hedef kitlenin niçin gençler olarak seçildiği daha berrak biçimde görülüyor.

Şimdi aile müessesine sardılar!

+90’ın kurduğu denklem ilk bakışta ev işlerinin paylaşılmasına yönelik masum bir çağrı gibi sunuluyor. Ancak kullanılan dil, eşlerin birbirine yardımcı olmasını aşarak kadın ve erkeğin bütün vazifelerini aynılaştırmayı amaçlıyor. Kadına, “Erkeğin dışarıdaki bütün işlerini yapabilirsin”, erkeğe ise “Kadının ev içindeki bütün vazifelerini aynı biçimde üstlenmelisin” deniliyor.

+90, iş hayatı ile ev hayatını birbirine karıştırarak aileyi sürekli hesap ve görev paylaşımının yapıldığı bir alana indiriyor. Kadınla erkeği birbirini tamamlayan eşler olmaktan çıkarıp, kimin ne kadar iş yaptığını ölçen iki rakip gibi göstererek evliliğin dayanışma, fedakârlık ve muhabbet zeminini aşındırıyor.

Erkeğin eşine yardım etmesi aile ahlâkının ve merhametin gereğidir. +90’ın propagandası ise yardımlaşmayı kullanarak kadın ve erkeğe mahsus aslî mesuliyetleri ortadan kaldırmaya yöneliyor. Böylece erkeğin ailesini geçindirme, koruma ve yük üstlenme vazifesi silikleştiriliyor, kadın da evin merkezi ve neslin mürebbiyesi olmaktan uzaklaştırılıyor.

Patrona hizmet etmenin adı özgürlük oldu

Kapitalist düzen kadının evindeki emeğini yıllarca “çalışmamak” şeklinde yaftaladı. Çocuk yetiştiren, hastaya bakan, yemek hazırlayan kadın üretimsiz sayıldı. Aynı kadın sabahın erken saatlerinde trafiğe çıkıp bütün gün bir şirketin kârı için çalıştığında “özgür”, “güçlü” ve “bağımsız” ilan edildi.

Böylece kocasına ve çocuklarına hizmet etmek esaret, patrona hizmet etmek hürriyet olarak pazarlandı. Kadının kendi yuvasında sevgi ve aidiyet içinde verdiği emek küçümsendi. Yabancı bir şirketin hedefleri için ömrünü tüketmesi kariyer adıyla kutsandı. Kadına evinden çıktığı anda hür olacağı söylendi, fakat onu işverenin mesaisine, bankanın borcuna, trafiğin keşmekeşine ve tüketim düzeninin bitmeyen ihtiyaçlarına bağladılar.

Batı’nın kadına sunduğu “özgürlük” tablosunun arkasında bu ağır sömürü düzeni bulunuyor. Kadın evinden koparılıyor, emeği ucuzlatılıyor, bedeni reklam malzemesi yapılıyor, tüketim alışkanlıkları yönlendiriliyor ve bütün bunlar ilerleme olarak sunuluyor. Neticede kadın, kapitalizmin elinde kolayca sevk edilebilen kullanışlı bir köleye dönüştürülüyor.

Önce kadını çıkardılar, şimdi erkeği eve çekiyorlar

Kadının iş gücü piyasasına dâhil edilmesiyle aile içindeki vazifeler ortadan kalkmadı. Kadın hem patronun mesaisini hem evin yükünü taşımaya başladı. Kapitalist düzen meydana getirdiği bu çelişkiyi aileyi yeniden tahkim ederek çözmek yerine erkeğin rolünü dönüştürmeye girişti.

“Ben dışarıda erkeğin yaptığı işi yapıyorsam, erkek de içeride benim yaptığım her işi yapmalıdır” anlayışı tam olarak bu dönüşümün sloganıdır. Kadın erkeğin dış dünyadaki rolüne çekilirken erkek de evin içine kapatılmak, geçim mesuliyetinden ve koruyucu vasfından uzaklaştırılmak isteniyor.

Dizilerde, reklamlarda ve sosyal medya içeriklerinde çalışmayan, hedefsiz, beceriksiz, karısının kazancına yaslanan erkek tipi giderek normalleştiriliyor. Ailesinin rızkını temin eden, irade gösteren, koruyan ve sorumluluk alan erkek ise “baskıcı” veya “eski kafalı” olarak gösteriliyor. Bu anlayış erkekliği kaba kuvvetle özdeşleştirip ardından bütünüyle tasfiye etmeye çalışıyor.

Kadının aslî merkezi evi ve ailesidir. Zaruret, kabiliyet veya toplumun ihtiyaç duyduğu eğitim, sağlık ve ilim gibi sahalar ayrı bir çerçevede ele alınabilir. Her mesleğin kadınlara açılmasını medeniyet ölçüsü saymak, ağır sanayiden askerliğe kadar kadını her alana sürmek, kadına vurulan büyük bir darbedir.

Kadının erkekle aynılaştırılması, fıtratının bozulması ve kadınlığa mahsus hususiyetlerin ortadan kaldırılması demektir.

Anneliği “tuzak” diye gösteren yayın çizgisi

Aynı kültürel kuşatma BBC Türkçe üzerinden de yürütülüyor.

Baran Dergisi olarak Mart 2026 tarihli haberimizde BBC’nin annelik pişmanlığını merkeze alan haberde anneliğin “kaçılamayacak bir tuzak” şeklinde sunulduğu, söz konusu içeriğin BBC’nin Türkçe ve Arapça servislerinde yayımlandığına dikkat çekmiştik. Bu tercih, anneliğin ve ailenin hâlâ güçlü olduğu Türk ve Arap toplumlarına yönelen kültürel müdahalenin mahiyetini açığa çıkarıyor.

Önce kadınlara “Kocana muhtaç olma” deniliyor. Ardından evlilik, ferdî hürriyetin önündeki engel şeklinde sunuluyor. Kariyer hayatın en yüksek gayesi hâline getiriliyor; çocuk sahibi olmak fırsat kaybı, annelik tükenmişlik, ev hanımlığı ise başarısızlık olarak resmediliyor. Kadın evlenmekten, çocuk doğurmaktan ve ailesine bağlanmaktan korkar hâle getiriliyor. Reklamlar, filmler ve diziler aracılığıyla çocuk büyütmek ağır bir yük gibi gösterilirken, “kedi-köpek anneliği” adı altında sahte bir annelik biçimi teşvik ediliyor. Böylece kadının fıtrî annelik duygusu nesilden ve aileden koparılarak tüketim kültürünün zararsız ve kontrol edilebilir bir unsuruna dönüştürülüyor.

Bu dilin hedefinde Müslüman ailenin temel ölçüleri bulunuyor. İslâm’ın kadına verdiği ulvî annelik makamı, erkeğe yüklediği nafaka ve himaye vazifesi, eşler arasındaki karşılıklı bağlılık Batılı ferdiyetçilik tarafından esaret olarak adlandırılıyor.

Aile parçalandığında kadın ve erkek tek başına kalıyor. Yalnızlaşan fert ise şirkete, devlete, ekrana ve tüketim piyasasına bütünüyle bağımlı hâle geliyor.

+90’ın sicili

+90, daha önce uyuşturucuyu, fuhşu “seks işçiliği” adı altında, LGBT ve cinsiyetsizlik propagandasını ise özgürlük söylemiyle normalleştirmeye çalışmıştı.

Bugün de ev hanımlığını küçümseyen, anneliği geri plana iten ve kadınla erkeğin fıtrî vazifelerini birbirine karıştıran yayınlarla aynı çizgiyi sürdürüyor.

Mesele birkaç ev işinin paylaşılması değil, kadını evinden ve annelik merkezinden, erkeği ise geçim, himaye ve mesuliyet makamından uzaklaştırarak Müslüman aileyi içeriden çözme teşebbüsüdür.

Baran Dergisi

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }