Yeşilay’ın Mayıs 2026 tarihli raporu sonuçları bakımından vahim değil, çok vahim. Rapordaki tablo korkunç değil çok korkunç.

Raporun tam adı “Lisanslı ve Yasa Dışı Bahis ve Şans Oyunları Platformlarının Bağımlılık Riski Değerlendirmesi.” Yeşilay bu raporu 460 kumar bağımlısı ile yaptığı anket ve analizlerle hazırlamış.

Canımızı sıkacak ilk veriyi paylaşayım: Kumar bağımlılarının yüzde 52’si, kumarı sadece devlet garantisi altındaki lisanslı platformlarda ve bahis sitelerinde oynuyor. Bu, aslında dipten dibe kurulan “kumar bağımlıları yasa dışı bahis sitelerine takılıyorlar” cümlesini çürüten bir veri. Zira bağımlıların “ben sadece yasa dışı bahis sitelerinde kumar oynuyorum” diyenleri yüzde 14,1. Gerisi de hem legalde hem illegalde sürdürüyor bağımlılığını.

Bir veri daha: Bağımlıların yüzde 80’i diyor ki “ben lisanslı, devlet güvenceli sistemlerle başladım kumar oynamaya, oralarda kumar bağımlısı olunca illegal olanları da kullanmaya başladım.”

Türkiye’deki kumar ekonomisinin yıllık 40 milyar dolar olduğunu unutmadan söylemeliyiz ki devlet güvencesi altındaki kumar da yuva yıkıyor, ocak söndürüyor, bağımlı üretiyor.

Geleyim bir başka veri setine. Kumar bağımlılarının yüzde 80’i erkek, yüzde 63’ü ön lisans ya da lisans mezunu, yüzde 60’ı evli… Gelir düzeylerinin aritmetik ortalaması ise aylık 75 bin lira düzeyinde.

Yani Türkiye’de kumar sorunu “orta sınıfın alt sınıfa yakın duran tarafının sorunu.” Daha da açık yazayım: Polisin, öğretmenin, memurun sorunu. İşi gücü, parası pulu olmayanın kendini kaptırıp bağımlısı olduğu bir kavram değil kumar bağımlılığı. Bu haliyle de tam bir “aile yıkıcı, ocak söndürücü” etkisi var.

“Çoluğumuzu çocuğumuzu bu kumar illetinden nasıl kurtaracağız?” sorusu elbette çok kıymetli bir soru ama asıl soru “babamızı, eşimizi, ailemizi bu illetten nasıl kurtaracağız?” sorusu gibi duruyor. Ne yazık ki kumarın gerçekliği bu yönde.

Şimdi geldik bam teli bir meseleye. Aylık geliri daha az olan bağımlılar “kayıplarını telafi etmek için” çok daha ileri düzeyde bağımlı olurlarken, aylık geliri yüksek olanlar herhangi bir kayıp karşısında “burada durmalıyım” cümlesini daha sık kuruyorlar.

Peki ya reklamlar. Türkiye’de insanların yüzde 45’i günde en az 3 kez legal ya da illegal kumar reklamına tesadüf ediyorlar. Teşvik inanılmaz bir yaygınlıkta devam ediyor yoluna. Zira araştırmanın ortaya koyduğu sert gerçek “bu reklamlara maruz kalan” kitlenin yüzde 30’unun sonraki 7-10 gün içerisinde bahis ya da kumar oynadığı hususu.

15 Temmuz'da tanklarla başaramadıklarını 15 Ağustos'ta konserle yapacaklar!
15 Temmuz'da tanklarla başaramadıklarını 15 Ağustos'ta konserle yapacaklar!
İçeriği Görüntüle

Yeşilay’ın araştırması şu paragrafla bitiyor: “Bu sonuçlar, problemli kumar davranışlarının yalnızca yasadışı platformlara özgü olmadığını, lisanslı platformlarda da benzer hatta bazı boyutlarda daha yüksek risk örüntülerinin görülebildiğini; buna karşılık zaman kontrolü ve kullanım yoğunluğu açısından yasadışı platformların ek riskler barındırdığını düşündürmektedir.”

Ben de şu cümlelerle bitireyim yazımı: Tıpkı insanların parasının bereketi gibi devletlerin, ülkelerin de paralarının bereketi vardır. Faiz, kumar ve rüşvet gibi kazançlar(!) nasıl ki insanın parasının bereketini yok ediyorsa devletlerin, ülkelerin parasının bereketini de kaçırır.

Keşke bambaşka bir düzlem oluşsa da devlet kumarın her türünü, her şekilde yasaklasa. Çünkü olan bizim insanımıza oluyor, olan bizim ailelerimize oluyor… Allah muhafaza buyursun cümlemizi.

Yeni Şafak, İsmail Kılıçarslan