Kısaca hayatı
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, 9 Mayıs’ı 10 Mayıs’a bağlayan gece saat 00.22’de Erzincan’da dünyaya geldi. Aile kökeni baba tarafından Mutkî Aşireti Reisi Hacı Musa Bey üzerinden, anne tarafından ise Hazret-i Ebubekir’e dayandırılmaktadır. Çocukluk yılları Erzincan, Diyarbakır, Bursa ve özellikle Eskişehir’de geçti. İlk öğrenimini Eskişehir’de Fatih Sultan Mehmet İlkokulu’nda tamamladı. Ardından Mehmetçik Ortaokulu ve Atatürk Lisesi’nde eğitim gördü. Hukuk fakültesine kaydoldu, ancak üniversite eğitimini son sınıfta bıraktı. Yazı hayatına genç yaşta başladı. 1 Kasım 1975’te Gölge dergisini yayımlayarak ilk yayın faaliyetini başlattı. Bu dergide kaleme aldığı yazılar daha sonra kitaplaştırıldı. 1979 yılında Akıncı Güç dergisini çıkardı. Aynı yıl ilk kitabı “Bütün Fikrin Gerekliliği” yayımlandı. Yine 1979’da Üstad Necip Fazıl ile tanıştı ve bu tanışma sonrasında çeşitli dergi çalışmalarında yer aldı. 1980 yılında Necip Fazıl’ın çıkardığı Rapor dergisinin 7. sayısından itibaren yazıları yayımlandı.
1979–1982 yılları arasında Gönüldaş Yayınları’ndan çeşitli eserleri basıldı. 1983 yılından itibaren İbda Yayınları bünyesinde kitaplarını yayımlamaya devam etti. 1980’li yıllardan itibaren çok sayıda eser kaleme aldı. Toplamda 60’ın üzerinde basılı eseri bulunmaktadır. Eserlerini fikir, hikemiyat, din-tasavvuf, hukuk, iktisat, şiir, roman, hikâye ve çeşitli sahalarda verdi.
1998 yılında gözaltına alındı. Gözaltı sürecinin ardından cezaevine sevk edildi. Mirzabeyoğlu, "Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs etmek" suçlamasıyla o dönemki Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM) yargılandı ve 2001 yılında idam cezasına çarptırıldı. Cezaevi sürecinde çeşitli işkencelere maruz kaldı ve bu süreçte yaşadıklarını eserlerine de aktardı. Türkiye'de idam cezasının kaldırılmasının ardından cezası ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilen Mirzabeyoğlu, 16 yılı aşkın süre cezaevinde kaldı.
22 Temmuz 2014’te İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, avukatlarının yeniden yargılama talebini; “delillerin toplanmasındaki usulsüzlükler” ve “uzun tutukluluk süresinin doğurduğu telafisi imkânsız mağduriyet” gerekçeleriyle kabul ederek, tahliyesine karar verdi. Aynı gün akşam saatlerinde kararın infazıyla birlikte Mirzabeyoğlu, Bolu F Tipi Cezaevi’nden tahliye edildi.
Salih Mirzabeyoğlu, tahliyesinden yaklaşık dört yıl sonra, 4 Mayıs 2018 Cuma günü, Telegramcıların yaptığı kan basıncı müdahalesi sonucu beyin kanaması geçirdi. Yalova Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Ardından 7 Mayıs 2018 tarihinde beyin ölümü gerçekleştiği açıklandı. 16 Mayıs 2018 Çarşamba günü, Salih Mirzabeyoğlu, Telegram suikastı neticesinde şehadet şerbetini içti. 18 Mayıs 2018 Cuma günü, İstanbul Eyüp Sultan’da, Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından, -vasiyeti gereği, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in mezarının ayak ucuna- Eyüp Sultan Mezarlığı’na defnedildi.
Mütefekkir’in Büyük Doğu-İbda fikriyatı nedir?
Salih Mirzabeyoğlu’nun kurduğu İbda fikriyatı, zamanımız insanının fert ve toplum meselelerine çözüm arayan bir dünya görüşü ve medeniyet teklifidir. Devlet ve cemiyet modeli ortaya koyan İbda, Büyük Doğu’yu yeni bir bina hâlinde yürüten “Yürüyen Büyük Doğu”dur.
İbda; yeni bir mezhep, tarikat, parti, dernek veya örgüt değildir. “İslâm’a Muhatap Anlayış” davasını üstlenen bir fikir ve aksiyon hareketidir. Mutlak Fikir ölçülerini eşya ve hâdiselere, değişen zaman ve mekân şartlarına göre tatbik etmeyi esas alır. İslâmî ruh ve anlayışı aslına bağlamayı, yeni bir nizam, yeni bir toplum ve yeni insan fikrini sistemleştirmeyi hedefler. Statik kalmayan, donmaya ve alışkanlığa müsaade etmeyen, kendi diyalektiğiyle hareket tarzı öğreten bir fikir sistemidir.
Büyük Doğu-İbda, Necip Fazıl’ın “Büyük Doğu, İslâmiyetin emir subaylığıdır” tarifi ile Salih Mirzabeyoğlu’nun “İbda yürüyen Büyük Doğu’dur” ölçüsü etrafında tanımlanır. Büyük Doğu, İslâm’a muhatap dünya görüşünün “nasıl” cephesini; İbda ise bu dünya görüşünün yürütücü ayağı olarak “niçin” cephesini sistemleştirir. Bu bakımdan Büyük Doğu ve İbda, aynı hakikatin birbirini tamamlayan iki kanadı olarak görülür.
Büyük Doğu-İbda, kitaplık bilgi yahut teorik bir fikir birikiminden öte, içselleştirilmiş bilgiyle toplum ve devlet inşa etmeyi hedefleyen plan, proje ve aksiyon bütünüdür. Kendimize, çevremize, tarihe, dünyaya ve eşya-hâdiselere bakış kazandıran bir dünya görüşüdür. İnsanın önce kendi nefsini hesaba çekmesini, ardından cemiyetini, tarihini, dostunu, düşmanını ve çağını tanımasını ister. Müslümanı, yaşadığı çağın meselelerinden mesul kabul eder ve onu pasif bir seyirci konumundan çıkararak fikir ve aksiyon sahibi olmaya çağırır.
Bu fikriyat, şeriata bağlılık, tasavvuf ahlâkı, hikemiyat, aksiyon, cemiyet ve devlet fikrini bir bütün hâlinde ele alır. Şeriata bağlılığı merkeze alır; tasavvuf ahlâkını insanın iç terbiyesi ve ruh derinliği bakımından vazgeçilmez görür. Hikemiyatı ise ilim, fikir ve irfanı bir bütün içinde kavramanın yolu olarak değerlendirir. Böylece İslâmî duruşu sadece hissî bağlılık seviyesinde bırakmaz, sistemli bir idrak, ölçü ve hareket tarzı hâline getirir.
Büyük Doğu-İbda’da siyaset, günlük parti çekişmeleri mânasında değildir. İslâm’ın leh ve aleyhindekileri tanıma, çağın şartlarını kavrama, toplumu bilme, öncelikler fıkhını idrak etme ve büyük İslâm stratejisi içinde tavır alma mânasında ele alınır. Hedef ve vasıta ilişkisini doğru kurmak, fikir ve hareket bütünlüğünü sağlamak, “eylem için eylem” yerine “fikir için eylem” anlayışını esas almak ve dağınık Müslüman çabalarını bir merkeze bağlamak temel gayedir.
İbda fikriyatının en temel vasfı, bir dünya görüşü oluşu ve Büyük Doğu’ya bağlılığıdır. Bu bağlılık, kuru bir tekrar veya nakil şeklinde değildir. Büyük Doğu’yu çağın şartları içinde yürüten bir fikir ve aksiyon sistemi olarak ifade edilir. Büyük Doğu, İslâm ruhunun eşya ve hâdiseler karşısındaki tavrını temsil ederken, İbda, bu tavrı örgüleştiren, sistemleştiren ve aksiyona taşıyan kanat olarak görülür.
İbda fikriyatı, çağımızda yeni bir dil ve diyalektik ile ortaya çıkan bir fikir sistemi olarak tanımlanır. Temel gayesi, İslâmî ölçüleri zamanın meselelerine tatbik edebilecek bir anlayış, üslup ve hareket tarzı meydana getirmektir. İbda böylece, nazarî bir düşünce alanı olmakla birlikte fikir, aksiyon, cemiyet ve devlet tasavvurunu birlikte ele alan bütünlüklü bir sistemdir.
İbda’nın öne çıkan vasıflarından biri, siyaset-i şer’iyye meselesini merkeze almasıdır. Burada siyaset, günlük politika anlamında değil, İslâm’ın leh ve aleyhindeki güçleri tanıma, çağın şartlarını kavrama, toplumu bilme, öncelikler fıkhını idrak etme ve İslâm’ın faydasına göre tavır alma mânasında ele alınır. Bu yönüyle İbda, fikrî donanım ile aksiyon kabiliyetini birlikte gerekli görür.
İbda fikriyatının bir diğer vasfı, hikmet temelli oluşudur. İslâm tasavvufu ile Batı tefekkürü arasında bir muhasebe yapar. Batı düşüncesini olduğu gibi almak yerine İslâm tasavvufu önünde hesaba çeker. Bu çerçevede İbda, İslâm hikemiyatı binasını kurmayı ve çağın meselelerine sistemli cevaplar üretmeyi hedefler.
İbda, fikir ile aksiyonu birbirinden ayırmaz. “Fikir için eylem” anlayışıyla hareket eder. Hedef, vasıta, strateji, taktik, teşkilat, kadro ve değişim meselelerini bir bütün içinde ele alır. Bu yönüyle İbda, sadece düşünce üretmekle kalmaz, bu düşüncenin hayata nasıl tatbik edileceğine dair hareket tarzı da ortaya koyar.
İbda’nın yenilikçi vasfı, geleneği kuru bir tekrar hâline getirmemesinde görülür. Ehl-i Sünnet çizgisine bağlı kalarak çağın siyasî, içtimaî, ahlâkî ve fikrî meselelerine sistemli çözümler sunmayı amaçlar. Dağınık fikirleri toparlayan, sapkın cereyanlara karşı ölçü koyan ve İslâmî duruşu çağın diliyle ifade etmeye çalışan bir fikir sistemi olarak öne çıkar.
İbda’nın temel vasıfları; ahlâk davasını merkeze alması, bir dünya görüşü olarak devlet ve cemiyet modeli teklif etmesi, İslâm diyalektiğini örgüleştirmesi, estetik plânı öne çıkarması, Batı tefekkürünü İslâm tasavvufu önünde hesaba çekmesi, İslâm hikemiyatı binasını kurması, aksiyon cephesini örgüleştirmesi ve “kendinden zuhur” diyalektiğini ortaya koyması şeklinde özetlenebilir.
Ayrıca Büyük Doğu-İbda fikriyatı, bir usul davası olarak da ele alınır. Usul, ilimlerin üstünde konumlandırılır. Sadece bilgi toplamak değil, bilginin nasıl anlaşılacağını, nasıl kullanılacağını ve hangi bütünlük içinde değerlendirileceğini belirleyen ana ölçü olarak tarif edilir. Bu çerçevede usulüddin, dinin temel hükümleri, temel düşünce sistemi ve İslâm anlayışının küllî zemini olarak açıklanır.
Günümüz İslâmî ilimler anlayışındaki temel problem, parçacı bakışın bütünlüğü zayıflatmasıdır. İlim, tek başına yeterli görülmez. İrfan, hikmet, ahlâk, sanat ve aksiyonla tamamlanması gereken bir zemin olarak ele alınır. Bu sebeple fikirde usul, ilimde usulden önce gelir. Çünkü ilme yön veren şey tefekkür, hikmet ve dünya görüşüdür.
Büyük Doğu-İbda, bu bakımdan sadece akademik bilgi üretimiyle sınırlı bir çerçeve olarak değil, İslâmî ilimlerin ruhunu, gayesini ve bütünlüğünü yeniden hatırlatan bir fikir sistemidir.
Mesela Necip Fazıl din âlimi değil, din düşünürüdür, fakat hikmet temelli tefekkürdür ve ilme yön verici vasfı vardır. Bu noktada Büyük Doğu-İbda, usulüddin davası içinde fikrî merkez kuran bir rol taşır.
İlim ile irfan ayrımı da önemli bir yer tutar. İlim bilme, irfan ise bilginin içselleştirilmesidir. İlim akılla, irfan ise akıl ve kalbin iştirakiyle gerçekleşir. Bu anlayışa göre hakiki ilmin gayesi irfandır, irfanın daha rafine hâli ise hikmettir. Hikmet; ilim, amel ve irfanın terkibiyle ortaya çıkan derinlikli kavrayış olarak ele alınır. Salih Mirzabeyoğlu’nun hikemiyat anlayışına da bu bağlamda bakılabilir. Hikemiyat, ilimler arasında düzenleyici bir merkez olarak görülür. Mirzabeyoğlu’nun ilim, hikmet ve hikemiyat bahsine verdiği yer üzerinden, İbda, dağınık ilim alanlarını Tevhid Akîdesi merkezinde nisbetlendiren bir usul ortaya koymuştur.
Son olarak akademik akıl eleştirisi yukarıda çizdiğimiz çerçevenin tamamlayıcı unsurlarından biridir. Mesela dinî ilimler Batı merkezli sosyal bilim anlayışı içinde ele alınıyor, ilmi mâlumat yığınına çeviriyor ve hikmet-irfan bağını zayıflatıyor. Buna karşı Büyük Doğu-İbda, ilmi iman, ahlâk, hikmet, sanat ve aksiyonla birlikte düşünen, İslâmî ilimleri kuru bilgi alanı olmaktan çıkarıp canlı bir dünya görüşü içinde değerlendiren bir usul zeminidir.
Büyük Doğu-İbda, iman, fikir, ahlâk, cemiyet ve devlet fikrini aynı bütünlük içinde ele alan bir dünya görüşü ve aksiyon sistemidir. Temel hedefi, Müslümanların dağınık çabalarını bir merkeze bağlamak, çağın şartları içinde İslâmî duruşu sistemli bir dünya görüşü hâline getirmek ve “İstikbal İslâm’ındır” inancını fikir ve aksiyon planında yürütmektir.