Büyük Doğu-İbda hareketinin yakın tarihine bizzat şahitlik eden ve bu tarihin birçok safhasında doğrudan yer alan Yalçın Turgut Balaban, 17 Ekim 2021’de, Mevlid Kandili gecesi Hakk’ın rahmetine kavuştu. Hayatının önemli bir bölümünü fikir, sanat, yayıncılık ve mücadele içinde geçiren Balaban, Kandilli Mezarlığı’nda babasının yanına defnedildi. Ardında yalnızca çizgilerini ve sanat eserlerini değil, Büyük Doğu-İbda hareketinin yarım asra yaklaşan bir devresine dair canlı şahitlikler bıraktı.

Vefatının 5. sene-i devriyesinde Yalçın Turgut Balaban’ı rahmetle yâd ederken, hayatından, mücadelesinden ve hatıralarından bazı kesitleri okuyucularımız için hazırladık.

Eskişehir’de başlayan yol arkadaşlığı

1950 yılında dünyaya gelen Yalçın Turgut Balaban, çocukluk yıllarını İstanbul Erenköy’de geçirdi. Zihni Paşa İlkokulu’nun ardından Saint Joseph Fransız Lisesi’nde eğitim gördü. Devlet Demiryolları’nda müfettiş olan babasının Eskişehir’e tayini üzerine öğrenimini Eskişehir Atatürk Lisesi’nde sürdürdü.

Eskişehir yılları, Balaban’ın hayatında yalnızca bir şehir değişikliği olmadı. Hayatının bundan sonraki istikametini belirleyecek Salih Mirzabeyoğlu ile de burada tanıştı. Genç yaşlarda başlayan bu tanışıklık, zamanla fikrî ve mücadele arkadaşlığına, oradan da yarım asra yaklaşan güçlü bir dostluğa dönüştü.

Balaban, sonraki yıllarda verdiği röportajlarda bu dönemi anlatırken Salih Mirzabeyoğlu’nun gençlik yıllarından itibaren çevresindeki insanlardan ayrılan taraflarına dikkat çekti. Fikirle hayat arasında kopukluk taşımayan, sözüyle yaşantısını birbirinden ayırmayan bir şahsiyet olarak Mirzabeyoğlu’nun kendisi üzerindeki tesirini birçok defa dile getirdi.

İstanbul’a dönüşlerinden sonra bu beraberlik yeni bir safhaya geçti. 1970’li yıllarda Türkiye’de siyasî kamplaşmanın, sokak çatışmalarının ve gençlik hareketlerinin yoğunlaştığı bir ortamda Balaban da fikrî ve siyasî mücadelenin içerisinde yer aldı. Mirzabeyoğlu'nun çıkardığı Gölge dergisinin birinci ve ikinci döneminde görev aldı, genel yayın yönetmenliği ve çizerlik yaptı. Daha sonra yine Mirzabeyoğlu'nun çıkardığı Akıncı Güç kadrosunda bulundu.

Yalçın Turgut Büroda

Gölge ve Akıncı Güç yılları

Yalçın Turgut Balaban’ın hayatında Gölge dergisi hususi bir yere sahipti. Gölge, gençlik hareketlerinin büyük ölçüde slogan, hamaset ve günlük siyasî çekişmeler etrafında şekillendiği bir dönemde Büyük Doğu fikriyatına bağlı, fikrî derinliği olan yeni bir mücadele çizgisi ortaya koymayı hedefliyordu.

Balaban, yıllar sonra Gölge’nin çıkış maksadını anlatırken bu anlayışı, “Gölge Dergisi’nin çıkış sebebi Büyük Doğu’ya layık olabilmekti” sözleriyle ifade etti.

Gölge çevresinde oluşan kadro, yalnızca bir dergi çalışması yürütmedi. Dönemin gençlik hareketlerinden üniversite faaliyetlerine, fikrî toplantılardan teşkilatlanma çalışmalarına kadar geniş bir saha içerisinde faaliyet gösterdi. Balaban da bu kadronun hem yayıncılık hem sanat hem de teşkilat tarafında bulunan isimlerinden biri oldu.

Ardından Akıncı Güç dönemi geldi. Balaban, Akıncı teşkilatlarının meydana gelmesi, üniversitelerdeki faaliyetler, Yüksek İslâm Enstitüsü boykotları ve dönemin İslâmcı gençlik hareketleri içerisinde yaşanan gelişmelerin önemli bir bölümüne yakından şahitlik etti.

Bu dönem aynı zamanda Büyük Doğu çizgisiyle yeni nesil arasında doğrudan bağ kurulan yıllardı. Salih Mirzabeyoğlu’nun fikrî ve siyasî istikametinin belirginleşmesi, çevresindeki genç kadronun teşkilatlanması ve Büyük Doğu’nun yeni bir nesil tarafından yeniden ele alınması bakımından Gölge ve Akıncı Güç yılları önemli bir zemin teşkil etti.

Üstad Necip Fazıl’ın yakınında

Yalçın Turgut Balaban, Akıncı Güç kadrosuyla birlikte Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in yakınında bulunan isimlerden biri oldu. Necip Fazıl’ın son dönemine şahitlik etti, sohbetlerinde bulundu ve onun genç kadrolarla münasebetini yakından takip etti.

Necip Fazıl, Raporlar’ında “Necip Fazıl ve Yeni Dostları” başlığı altında bu genç kadroya yer verirken, Balaban da bu çevrenin içerisinde bulunuyordu.

Balaban’ın anlattığı hatıralar, Necip Fazıl ile Salih Mirzabeyoğlu arasındaki münasebetin nasıl geliştiğini göstermesi bakımından da önemliydi. Akıncı Güç’ün Üstad’a ulaştırılması, karşılıklı görüşmeler ve sohbetler, daha sonraki yıllarda Büyük Doğu-İbda çizgisinin fikrî devamlılığı bakımından ehemmiyet taşıyan safhalar arasında yer aldı.

Balaban’ın hafızasında kalan en dikkat çekici hatıralardan biri de Necip Fazıl’ın genç dava arkadaşlarına hitaben söylediği sözlerdi. Üstad’ın kendi ailesini işaret ederek, “Onlar kanımdan evlatlarım, siz canımdan” dediğini aktaran Balaban, bu sözün kendilerinde bıraktığı tesiri yıllar sonra da anlatıyordu.

Yalçın Turgut Salih Mirzabeyoğlu-1

Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu’nun kendi hayatındaki yerini ise Baran Dergisi’ne verdiği bir röportajda şu ifadelerle anlatmıştı:

“Benim içi boş hayatımı, mânâ ve ruhla dolduran iki muhteşem şahsiyet.”

Balaban için bu iki isim yalnızca fikrî rehberler değildi. Hayatının yönünü, sanat anlayışını, mücadele tarzını ve dünya görüşünü şekillendiren iki temel şahsiyetti.

12 Eylül ve Samandıra’daki işkenceler

12 Eylül 1980 askerî darbesi, Türkiye’deki birçok siyasî ve fikrî hareket gibi Büyük Doğu-İbda çizgisinde faaliyet gösteren kadroları da doğrudan hedef aldı.

Yalçın Turgut Balaban, kardeşi Kaya Balaban, Kâzım Albay ve beraberlerindeki isimlerle birlikte gözaltına alınarak Samandıra Askerî Kışlası’na götürüldü. Burada ağır sorgu ve işkencelere maruz kaldılar.

Kâzım Albay’ın aktardığına göre grup yaklaşık 20 gün boyunca Samandıra’da tutuldu. Sorgulamalarda bilhassa Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu ile münasebetlerinin üzerinde duruldu. Darbecilerin, Büyük Doğu çevresi ile genç kadrolar arasındaki münasebeti anlamaya ve çözmeye çalıştıkları, Balaban’ın sonraki yıllardaki anlatımlarında da açık biçimde görülüyordu.

Balaban, verdiği röportajlarda sorgucuların sürekli olarak Üstad Necip Fazıl, Salih Mirzabeyoğlu ve çevresindeki isimler hakkında sorular yönelttiğini, kendilerini bu münasebetler üzerinden sıkıştırmaya çalıştığını anlattı.

Buna rağmen darbe yılları Balaban’ın fikrî ve sanat faaliyetlerinden kopmasına yol açmadı. Sonraki yıllarda da çizgi, yayıncılık ve fikrî mücadele içerisinde bulunmaya devam etti.

Çizgiyi fikrin hizmetine verdi

Yalçın Turgut Balaban’ın mücadelesinde sanat ayrı bir yere sahipti. Ressam ve karikatürist kimliğiyle uzun yıllar boyunca gazete ve dergilerde eserler verdi. Fakat onun sanat anlayışı, estetik bir uğraşla sınırlı değildi.

Balaban, çizgiyi fikrin taşıyıcısı olarak görüyordu. Karikatürlerini ve resimlerini dünya görüşünden koparmadı. Üstad Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu başta olmak üzere Büyük Doğu-İBDA fikriyatına nispetli çok sayıda esere imza attı.

Yalçın Turgut Haydi Ayasofya'ya, Eller Semaya-1

Üç kişisel sergi açtı. Eserleri Türkiye dışında Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde de sergilendi. Türkiye Yazarlar Birliği’nin 1983 yılında düzenlediği yarışmada ödüle layık görüldü.

Basın hayatında Cuma ve Vakit gazetelerinde görev aldı. Daha sonra Yeni Akit’te çizer ve yayın kurulu üyesi olarak çalıştı. Baran Dergisi’ne de gerek çizgileri gerekse verdiği röportaj ve tarihî şahitliklerle katkıda bulundu.

715 Arap Rejimlerinin Ihaneti

Balaban’ın sanat anlayışında, sanatın insanı hakikate ulaştıran bir vasıta olması fikri öne çıkıyordu. Sanatı kendi başına ve kendi içine kapalı bir saha olarak ele almıyor, sanatkârın dünya görüşüyle ortaya koyduğu eser arasında doğrudan bir bağ bulunduğunu düşünüyordu.

İBDA işaretinin çizimini hazırladı

Yalçın Turgut Balaban’ın Büyük Doğu-İBDA tarihi bakımından dikkat çeken çalışmalarından biri de bugün İBDA ile özdeşleşen el işaretinin çizimiydi.

Balaban’ın anlattığına göre Salih Mirzabeyoğlu kendisinden hareketi temsil edecek bir remz üzerinde çalışmasını istedi. Bunun üzerine günlerce çeşitli çizimler hazırlayan Balaban, sonunda bugün bilinen işaretin çizimini ortaya çıkardı.

Söz konusu işaret daha sonra Gölge’nin ikinci döneminde kullanılmaya başlandı ve zaman içerisinde İBDA hareketiyle özdeşleşen sembollerden biri hâline geldi.

Balaban’ın bu katkısı, onun yalnızca olayların şahidi olmadığını, Büyük Doğu-İBDA hareketinin görsel hafızasının oluşumunda da doğrudan rol aldığını gösteriyordu.

“Salih’i tek kelimeyle anlatacak olsam: Can dostum”

Yalçın Turgut Balaban’ın Baran Dergisi’ne verdiği röportajların önemli bir kısmı Salih Mirzabeyoğlu ile yarım asra yaklaşan dostluğuna ve mücadele arkadaşlığına dayanıyordu.

Balaban, Mirzabeyoğlu’nu anlatırken onun Büyük Doğu’yu kuru bir tekrar hâline getirmediğini özellikle vurguluyordu. Necip Fazıl’ın ortaya koyduğu dünya görüşünü kendi fikrî terkibi içerisinde ele aldığını, meseleleri çağın ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yorumladığını ve bunu bir aksiyon çizgisine dönüştürdüğünü ifade ediyordu.

Mirzabeyoğlu’nun şahsiyetinden bahsederken ise onun mücadeleci tarafı kadar merhametine, mazluma karşı hassasiyetine ve insan münasebetlerindeki inceliğine de dikkat çekiyordu.

Yıllarca birlikte yol yürüdüğü Salih Mirzabeyoğlu’nu tek kelimeyle anlatması istendiğinde verdiği cevap ise aralarındaki münasebetin mahiyetini ortaya koyuyordu:

“Salih’i tek kelimeyle anlatacak olsam: Can dostum, derim.”

Balaban’ın anlattıkları yalnızca şahsî hatıralardan ibaret kalmadı. Onun şahitlikleri, Salih Mirzabeyoğlu’nun gençlik yılları, Büyük Doğu ile münasebeti, Gölge’nin kuruluşu, Akıncı Güç dönemi ve daha sonraki mücadele yıllarına dair birinci elden kayıtlar olarak önem taşıdı.

“Üstad ve Kumandan iki yüce ruh”

Balaban, Baran Dergisi’ne verdiği bir diğer röportajda Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu arasındaki fikrî yakınlığı anlatırken her iki ismi de “ulvî varlık muhasebesini yapmış iki yüce ruh” olarak tarif etmişti.

Üstad’ın kendi nesli içerisindeki yerini, Büyük Doğu’nun meydana getirdiği fikrî kırılmayı ve Mirzabeyoğlu’nun bu çizgiyi yeni bir nesle taşımasını uzun uzun anlatıyordu.

Balaban açısından Büyük Doğu ile İBDA arasındaki münasebet tarihî bir hatıra veya fikrî yakınlık meselesinden ibaret değildi. Bir fikir ve dünya görüşünün nesiller boyunca devam eden canlı bir seyriydi.

Yalçın Turgut Röportaj-1

Baran Dergisi’nin 686, 696 ve 736. sayıları başta olmak üzere farklı dönemlerde verdiği röportajlarda bu sürecin pek çok bilinmeyen veya az bilinen tarafını anlattı. Gölge’nin nasıl çıktığını, Akıncı Güç’ün hangi şartlarda meydana geldiğini, dönemin gençlik hareketlerini, Necip Fazıl ile görüşmeleri, 12 Eylül sürecini ve Salih Mirzabeyoğlu ile yıllara yayılan münasebetini kayda geçirdi.

Bu bakımdan Balaban’ın röportajları, Büyük Doğu-İBDA hareketinin yakın tarihine dair önemli sözlü tarih kayıtları arasında yerini aldı.

Yalçın Tugut Kazım Albay

Son günlerinde de metanetini korudu

Hayatının son döneminde kansere yakalanan Yalçın Turgut Balaban, hastalığını öğrendikten sonra yakın çevresindeki dostlarını arayarak helallik istedi.

Kâzım Albay’ın aktardığı hatıralarda Balaban’ın hastalığı karşısında büyük bir sükûnet ve teslimiyet içerisinde olduğu görülüyordu. Ölümü bir korku ve telaş hâli içinde karşılamadı.

Kızının aktardığına göre hastalığını öğrendiğinde söylediği ilk sözlerden biri de şuydu:

“Vakti gelince gitmek lâzım.”

17 Ekim 2021’de Mevlid Kandili gecesi Hakk’ın rahmetine kavuşan Yalçın Turgut Balaban, geride Büyük Doğu-İbda mücadelesinin yaklaşık yarım asırlık devresine ait hatıralarını, çizgilerini, sanat eserlerini ve fikir hayatına dair şahitliklerini bıraktı.

Gölge’den Akıncı Güç’e, Üstad Necip Fazıl’ın yakınındaki yıllardan 12 Eylül’ün işkencehanelerine, gazete ve dergilerdeki çizgilerinden Salih Mirzabeyoğlu ile yarım asra yaklaşan yol arkadaşlığına kadar hayatının büyük bölümünü inandığı fikir doğrultusunda geçirdi.

Vefatının 5. sene-i devriyesinde Yalçın Turgut Balaban ağabeyi rahmetle yâd ediyor, Cenab-ı Allah’tan kendisine rahmet ve mağfiret niyaz ediyoruz. Mekânı cennet, makamı âli olsun.

Baran Dergisi