Küresel tahvil piyasalarında büyüyen satış dalgası, dünya ekonomisini yeni bir borç krizinin eşiğine sürüklüyor. ABD’nin 30 yıllık tahvil faizi yüzde 5,3’e yaklaşarak 2007’den bu yana en yüksek seviyeyi görürken, 10 yıllık faiz yüzde 4,8’e çıktı. Japonya’nın 10 yıllık tahvil faizi 1996’dan bu yana ilk defa yüzde 3’e ulaşırken Almanya, Fransa ve İngiltere’nin uzun vadeli borçlanma maliyetleri de onlarca yılın zirvesine yaklaştı. 3 Eylül’de sınırlı bir gevşeme yaşansa da yüksek faiz baskısı sürüyor.
Satış dalgasını büyüten başlıca unsurlar arasında ABD’nin 40 trilyon doları aşan kamu borcu, yüksek bütçe açıkları, Hürmüz Boğazı çevresindeki savaşın petrol ve enflasyon üzerindeki baskısı ile merkez bankalarının faizleri yüksek tutacağı beklentisi bulunuyor. Yapay zekâ ve veri merkezi yatırımları için artan sermaye talebi de piyasayı sıkıştırıyor. Beş büyük teknoloji şirketinin 2026’daki borçlanması 220 milyar dolara, küresel şirket tahvili ihracı ise 4,9 trilyon dolarla rekor seviyeye ulaştı. Devletler ve teknoloji tekelleri aynı sermayenin peşine düşünce yatırımcılar daha yüksek faiz istiyor.
Tahvil faizleri devletlerin yeni borçlarını ve vadesi dolan eski borçlarını daha ağır şartlarla çevirmesi anlamına geliyor. Faiz ödemeleri büyüdükçe bütçede sağlık, eğitim, altyapı ve sosyal yardımlar için ayrılan alan daralıyor. Devlet tahvilleri kredi piyasasının temel ölçülerinden biri olduğu için yükseliş konut, taşıt ve şirket kredilerine de aktarılıyor. ABD’de 30 yıllık konut kredisi faizi yüzde 6,7’ye yaklaşırken Almanya ve İtalya’da konut kredileri pahalanmaya başladı.
Krizin en ağır darbesini borcu yüksek ve dış finansmana bağımlı ülkeler almaya hazırlanıyor. ABD tahvillerindeki yükseliş sermayeyi dolara çekerken gelişmekte olan ülkelerin borç bulmasını ve mevcut borçlarını çevirmesini güçleştiriyor. IMF, gelişmiş ülkelerde yükselen faizlerin düşük gelirli ülkelerin borçlarını azaltmak için yıllardır verdiği emeği silebileceği uyarısında bulundu. Türkiye açısından da ABD faizleri, ülke risk primi ve döviz ihtiyacı birlikte belirleyici olacak. Küresel faiz cenderesi daraldıkça kamunun, bankaların ve şirketlerin dış finansman faturası büyüyecek.





