Heba Muraisi, bedeninde neler yaşandığını tam olarak biliyor.
“Organlarım yavaş ve kesin biçimde iflas ediyor,” dedi. Bu açıklamayı İngiltere’nin kuzeyindeki HMP New Hall Cezaevi’nden pazartesi gecesi yaptığı telefon görüşmesinde verdi.
31 yaşındaki Londralı ve Filistin yanlısı aktivist Muraisi, koordineli bir açlık grevi kapsamında yemek yemeyi reddediyor. Bu grev, Birleşik Krallık’ta son onlarca yılda görülen en uzun açlık grevi olarak kayıtlara geçti.
Muraisi, açlık grevinin 73. gününde olduğunu belirterek, “Her geçen dakikanın bilincinde olarak her günü zorlayarak geçiriyorum,” dedi. CNN, cezaevi koşulları nedeniyle Muraisi ile doğrudan telefon görüşmesi yapamadı. Bunun yerine, Prisoners for Palestine kampanya grubundan bir üye CNN’in sorularını Muraisi’ye iletti ve aldığı yanıtları paylaştı.
Muraisi ve 28 yaşındaki Kamran Ahmed, açlık grevinin 66. gününde bulunuyor. Her ikisi de geçen yılın sonlarında, Gazze savaşına ilişkin siyasi muhalefete yönelik baskıları ve uzun süren tutukluluklarını protesto eden sekiz Filistin yanlısı tutuklu aktivistin başlattığı açlık grevine katıldı.
Aktivistlerin mücadelesi ve hukuksuzca tutuklanması
Yetkililer, Filton olayının yaklaşık 1 milyon sterlin (1,3 milyon dolar) zarar verdiğini iddia ediyor. Muraisi ve Ahmed, hırsızlık, kamu malına zarar verme ve suç örgütü kurma suçlamalarıyla yargılanmayı bekliyor; ikili bu suçlamaları reddediyor ve eylemlerinin politik ve ahlaki bir amaç taşıdığını savunuyor.
Her iki aktivist de terörizm yasaları kapsamında suçlanmamış olmasına rağmen, Filton grubunun diğer üyeleriyle birlikte ilk etapta terörle mücadele yetkileri kullanılarak gözaltına alındı ve sorgulandı. İnsan hakları örgütleri, bu uygulamanın siyasi muhalifleri susturmaya dönük keyfi bir araç olarak kullanıldığını belirtiyor. Aktivistlerin tutukluluk süreci, hükümetin daha sonra grubu yasaklama yönündeki adımlarına zemin hazırladı. Geçen yaz Palestine Action, haksız bir şekilde terör örgütleri listesine alınarak resmî olarak yasaklandı.
Bu yasak, grubu Hamas, IŞİD ve El Kaide ile aynı hukuki statüye yerleştirdi ve Britanya’da Filistin yanlısı meşru protestoların hedef alınması tartışmalarını alevlendirdi. O dönemde İçişleri Bakanı Yvette Cooper, yasak kararını ulusal güvenlik gerekçesiyle haklı göstermeye çalıştı. Ancak insan hakları ve sivil özgürlük savunucuları, hükümetin barışçıl ve haklı bir protestoyu susturmak için yasaları keyfi şekilde kullandığını vurguladı.
Açlık grevcilerinin talepleri ve meşru mücadeleleri
Muraisi ve Ahmed, avukatlarının İçişleri Bakanlığı’na yazdığı ve uzun süren tutukluluklarına dair kaygıları ileten mektuplara yanıt gelmemesi üzerine, tutuklu bulunan altı aktivistle birlikte açlık grevine başladı. 22 yaşındaki Lewie Chiaramello, diyabet nedeniyle gün aşırı oruç tutmaya devam ederken, 22 yaşındaki Umar Khalid ise kısa bir ara verdikten sonra hafta sonunda açlık grevine yeniden başladı.
Aktivistler, tutuklanmalarından bu yana dava açılmadan ve hüküm verilmeden cezaevinde tutuluyor; bu süre, İngiltere ve Galler’de Kraliyet Savcılık Servisi’nin öngördüğü altı aylık ön duruşma tutukluluk sınırını aşmış durumda. Muraisi ve Ahmed’in davalara Haziran 2026’ya kadar çıkmaları planlanıyor, bu tarihe kadar 20 ay boyunca cezaevinde bulunmuş olacaklar.
Açlık grevcileri, derhal kefaletle serbest bırakılmayı, iletişimlerine yönelik kısıtlamaların sona erdirilmesini, hükümetin Palestine Action yasağının geri alınmasını ve Elbit Systems’in Birleşik Krallık’taki 16 tesisinin kapatılmasını talep ediyor. Ayrıca adil yargılanma istiyor ve hükümetin davayla ilgili ilgili belgeleri sakladığını söylüyorlar.
Oyalanan hükümet
Adalet Bakanlığı sözcüsü, Muraisi ve Ahmed’in adil bir yargılama hakkı alacaklarını belirtti ve bakanlığın, aktivistlerin sağlık durumunu görüşmek üzere sağlık yetkilileri ile avukatları arasında bir toplantı düzenlediğini açıkladı. Sözcü, açlık grevindeki tutukluların uzun süredir uygulanan politikalar çerçevesinde, günlük olarak cezaevi ve sağlık personeline erişim hakkı sağlanarak yönetildiğini vurguladı.
Sözcü, “Karşı karşıya oldukları suçlamalar ciddi. Hükümet, taleplerinin çoğu devam eden yargı süreçleriyle ilgili olduğu için, örneğin derhal kefalet gibi konular, bağımsız yargıçların yetki alanına girer ve kabul edilemez,” dedi.
Muraisi ayrıca ailesine daha yakın bir cezaevine nakledilmek istiyor. Geçen yıl, ciddi şekilde hasta ve bu bahar beyin ameliyatı olacak olan engelli annesinden yüzlerce mil uzakta bir cezaevine sevk edilmişti.
Açlık grevi, hükümetin Palestine Action yasağının, yargı denetimi (judicial review) yoluyla hukuken tartışıldığı bir süreçle eşzamanlı olarak yürütülüyor. Dava, Aralık ayında üç gün boyunca görüldü ve önümüzdeki haftalarda kararın açıklanması bekleniyor.
Muraisi'nin ölüm riski gittikçe artıyor
Prisoners for Palestine’a göre, 10 haftadır yemek yemeyen Muraisi, istemsiz kas seğirmeleri ve şiddetli göğüs ağrıları yaşıyor; doktorları olası kardiyovasküler çökme uyarısında bulundu. Şu anda yaklaşık 49 kilogram (108 pound) ağırlığında olan Muraisi, uzun süre dik oturamayacak durumda.
Muraisi, CNN’e yaptığı açıklamada, açlık grevine başvurmayı son çare olarak gördüğünü söyledi.
“Bakanlara, açlık grevi hakkında bilgi veren bir mektup yazıldı. Bu nedenle aylar önce sorunu çözme fırsatları vardı, ama görmezden gelmeyi seçtiler,” dedi.
Adalet Bakanlığı sözcüsü ise yargı bağımsızlığını korumak için, devam eden yargı süreçlerine müdahale edemeyeceklerini belirtti.
Bakanların kendisiyle görüşmeyi reddetmesinin etkisi sorulduğunda Muraisi, bunun onu şaşırtmadığını söyledi.
“Bu işe saf olarak başlamadım,” dedi ve ülke liderlerini, 2023 yılının 7 Ekim’inde Hamas’ın İsrail’e saldırıları sonrası İsrail güçlerinin Gazze’de binlerce Filistinli çocuğu öldürmesine sessiz kalan, cesaretsiz korkaklar olarak nitelendirdi.
Muraisi ve diğer açlık grevcileri, hükümete yazdıkları mektupta cezaevlerinde gördükleri kötü muameleyi ayrıntılı biçimde aktardıklarını, ancak bu girişimlerinin sessizlikle karşılandığını belirtti.
Adalet Bakanlığı sözcüsü, CNN’e yaptığı açıklamada, refah ve prosedürle ilgili kaygıların, mevcut yasal ve idari kanallar aracılığıyla iletilebileceğini, ayrıca tutukluların istedikleri zaman ilgili vali veya cezaevi personeliyle görüşme talep edebileceğini ifade etti.
Kalıcı hasarlara yol açması muhtemel
Ahmed’in sağlık durumu da hızla kötüleşiyor. Doktorlar, geçen hafta kalp kasının küçüldüğünü ve kalp atış hızının dakikada 40’a düştüğünü bildirdi. Ayrıca, kardeşi Shamima Alam’a göre Ahmed aralıklı işitme kaybı yaşamaya başladı; bu, olası nörolojik hasarın işareti olabilir.
İngiltere Devlet Bakanı James Timpson, ülkedeki cezaevlerinde her yıl ortalama 200’den fazla açlık grevi vakası yaşandığını ve bunun sıradan bir durum olduğunu belirterek, “Hiçbir tutukluyu diğerlerinden farklı değerlendirmem,” dedi ve ekledi: “Bu nedenle, tutuklularla ya da temsilcileriyle görüşmeyeceğiz.”
Ancak Alam, aktivistlerin protestosunun temel olarak farklı olduğunu vurguluyor. Aktivistlerin açlık grevini, politik tutuklu olarak tanınmak için eylem yapan diğer açlık grevcilerle kıyaslıyor; bunlar arasında İrlandalı cumhuriyetçi Bobby Sands (1981’de 66. gününde hayatını kaybetmiş) ve kadınların oy hakkı mücadelesini yürüten süfrajetler bulunuyor. Alam, “Bunu, belirli politik talepleri ilerletmek için kullanılan bir taktik olarak görmek gerekiyor. İşte burada olan da bu,” dedi.
Alam, aktivistlerin grevi bırakmayacağını, çünkü politik taleplerinin kendi hayatlarından daha önemli olduğunu düşündüklerini belirtti.
Amnesty International, Human Rights Watch ve BM özel raportörlerinden oluşan bir grup, açlık grevcilerinin durumuna dair ciddi endişelerini dile getirerek, uzun tutukluluk ve iletişim kısıtlamalarının ifade özgürlüğü ve protesto hakkının genel bir erozyonunu temsil ettiğini vurguladı.
Defend Our Juries organizasyonuna göre, Palestine Action yasağına karşı düzenlenen protestolarda Temmuz ayından bu yana 2.700’den fazla kişi gözaltına alındı, bunların birçoğu “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı pankartlar taşıdıkları için terörle mücadele yasaları kapsamında tutuklandı.
Prisoners for Palestine’den Francesca Nadin, açlık grevcilerinin durumu ve Palestine Action yasağının kaldırılması için artan kamu desteğinin, ifade özgürlüğü hakkına yönelik toplumsal kaygının derinleştiğini gösterdiğini söyledi. Nadin, “Bu ülkede sahip olduğumuzu düşündüğümüz temel demokratik haklarımız şu an saldırı altında. Açlık grevi, bu soruna kamuoyunun dikkatini çekmek için de yürütülen bir eylemdir,” dedi.
Geçen hafta, 50’den fazla milletvekili, Adalet Bakanı David Lammy’yi hükümetin tutumunu yeniden gözden geçirmeye ve açlık grevcilerin hukuki temsilcileriyle insanlık gereği görüşmeye çağırdı. Lammy henüz bu mektuba yanıt vermiş değil.




