Pek bilinmeyen, ülkemizde bilinen kısmıyla istismar da edilen bir ödül var.

Amerika’daki “İftira ve İnkarla Mücadele Birliği” yani “Anti-Defamation League”, kısaca ADL tarafından verilen “Umursama Cesaret Ödülü”, 2. Dünya Harbi esnasında işlendiği iddia edilen “holokost” dedikleri “Yahudi soykırımı” sırasında “Yahudilerin kurtarıcılarını” onurlandırmak için verilen bir ödüldür.

2005 yılında bu ödül TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a “takdim edildi.”

Ödülün verilme sebebi, “sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsı değil, Holokost sürecinde (1933-1945) bazı Yahudileri soykırımdan kurtaran Türk diplomatların” yaptığı faaliyetler olarak da ADL tarafından açıklandı.

Bu Türk diplomatlar, Rodos başkonsolosu Selahattin Ülkümen, Paris büyükelçisi Namık Kemal Yolga, Marsilya başkonsolosu İsmail Necdet Kent’dir.

ADL, bu diplomatları “onurlandırmak” adına -verilme zamanı ayrıca tartışılır ve tartışılmalı- ödülü New York ziyareti esnasında Erdoğan’a “takdim etti.”

Ayrıca Namık Kemal Yolga’ya “500. Yıl Vakfı” tarafından ölümünden üç sene önce de bir ödül verilmiştir. Selahattin Ülkümen’e (ölümü 2003) 1989’da Kudüs’de de aynı madalya verilmiştir. İsmail Necdet Kent’e, (ölümü 2002) 15 Mayıs 2001’de İsrail’den gelen bir heyet eliyle, üzerinde “bir can kurtarmak dünyayı kurtarmak gibidir” yazan “şeref madalyası” verildi. Aynı sene bu bahsedilen diplomatların hepsine TC Dışişleri Bakanlığı tarafından bir de “üstün hizmet madalyası” verildi.

Diğer diplomatlar bir yana, Marsilya başkonsolosu olan İsmail Necdet Kent üstünde durmak gerekiyor.

2007 yılında Rahmi Koç, “ilgili vakıflarından” biri üstünden Ayvalık Cunda’da “Sevim-Necdet Kent Kitaplığını” açtı.

Necdet Kent’in karısı Sevim’in babası, Ayvalık’ın “eşrafından” Sezai Ömer Madra (Madra ailesi ‘önemlidir.’), 2000’de ölmüştü. Cunda’da “metruk” halde olan Agios Yaninis Kilisesi “restore” edildi, içine Necdet Kent’in 1300 civarı kitabı konuldu ve kilise kütüphaneye dönüştürüldü. Hayret ki kimseden ses seda çıkmadı

Necdet Kent, Marsilya’dan sonra uzun süre New York’da görev yaptı. (Sonrasında, o dönem için hep önemli merkezler olan Tayland, Hindistan, İran, İsveç ve Polonya büyükelçisi oldu) Oğlu Ahmet Muhtar Kent de bu esnada, 1952 yılında New York’da doğdu.

Ebu Hamza: Ne kadar sürerse sürsün mücadeleye devam edeceğiz Ebu Hamza: Ne kadar sürerse sürsün mücadeleye devam edeceğiz

Muhtar Kent’e gelince…

“Tarsus Amerikan Kolejinden mezun olduktan sonra İngiltere Hull Üniversitesi Ekonomi Bölümünü bitirdi. -25 yaşında- 1978 yılında Coca Cola'ya girdi. 1999 yılına kadar bu şirkette çeşitli görevlerde bulundu. 1999 ile 2005 yılları arasında Efes Pilsen grubunda görev aldı. 2005 yılında Coca Cola Kuzey Asya, Avrasya ve Orta Doğu Grup Başkanı oldu. 1 Temmuz 2008'de Nevill Isdell'ın yerini alarak Coca-Cola'nın CEO'su görevine atandı. 23 Nisan 2009 tarihinde Coca-Cola'nın Atlanta merkezinde yapılan başkanlık seçimlerinde kurul üyelerinin oylarıyla Neville Isdell'in yerini alarak CEO ve başkan olarak devam etti. Aralık 2016'da Coca-Cola, Kent'in Mayıs 2017'de CEO'luğu bırakacağını ve yerine şirketin COO'su James Quincey'nin geleceğini duyurdu. Kent, CEO'luğu bıraktıktan sonra başkan olarak devam etti. Nisan 2019'da başkanlığı bıraktı.”

Muhtar Kent, Coca Cola’da alt düzey idarecilik görevlerinin akabinde, 2005’de üst düzeyde görev yapmış, 2017-2019 arasında da başkan olmuştur.

“Gençler bilemez” tabii, 2000’li yılların başı, 1996 sonunda başlayan bir sürecin, “krizden fırsat çıkarma” dönemiydi. Kemal Derviş’in “Türk maliyesine” ABD tarafından atanması, “ekonomiyi yeniden inşa etmesi”, “2. Cumhuriyet” vaveylasının koparılması, ardından bu ekibin parti kurarak (Boyner, Çandar, Madra, Kent, Mahçupyan vs. desteği) seçime girip boyunun ölçüsünü alması, Ak Parti’nin seçimden birinci parti olarak çıkması, “Kemal abi” ve “yavyum” Ali Babacan’ın Derviş tarafından “inşa edilmiş” ekonomik programdan taviz vermemesi vs. (Yukarıda “holokost” ödülü için söylediğim “zamanı tartışılmalıdır” vurgusunun anlaşıldığını düşünüyorum şu anda.)

İşte Coco Cola’nın başkanlığından emekli olmuş, Okan Üniversitesi ile irtibatlı ve babası meşhur Muhtar Kent, TBMM’de plan ve bütçe komisyonundaki bütçe toplantılarında yeniden gündeme geldi.

Gündeme getiren de, sosyal medya hesabından yazdığı her cümle ile “Allah korumuş bizi” dedirten, Washington eski elçisi, yeni CHP milletvekili Mister Namık Tan!

Dışişleri bakanlığı bütçesi görüşülüyorken, Hakan Fidan’dan sonra söz alan Mister Namık Tan, dışişleri bakanlığında “meslek dışı atamaların arttığından” bahsederek, “ağırlığı ve liyakatı olan atamaları” istisna tuttuğunu da söyledi.

Aslında derdi, “yes sir, no sir” demekten, aman ağzımızın tadı bozulmasın diyerek hadiseleri geçiştirmekten başka bir “aksiyonları” olmayan, “monşerler” denilen kadroların tasfiye edilip, yerine Ak Partiye yakın zihniyette veya çalışmaya uygun, dışişleriyle hiç ilgisi olmayan kişilerin atanmasına olan kızgınlık!

Dışişlerini aile saadeti veya “hamili kart” seviyesinde, dünyada farklı gelişmeler olsa da hep aynı zihniyettekilerin “malı” olarak görmek, herhalde bu olsa gerek.

Mister Tan, “ağırlığı ve liyakati” olanlara örnek olarak kimi veriyor biliyor musunuz?

Evet!

“Yahudi onur madalyası” verilmiş İsmail Necdet Kent’in oğlu Muhtar Kent’i ve sıkı durun onun Washington elçisi olmasını öneriyor!

Düşünebiliyor musunuz, Türkiye’nin ABD elçisi, Yahudilerle tüm ömrü boyunca içli dışlı olmuş, madalyalara boğulmuş, yahudi sermayesinde başkanlığa kadar yükselmiş Muhtar Kent olsun diyor CHP’li Mister Tan! Hem de bugün Gazze’de katliam üstüne katliam yapan Yahudiler ortadayken!

tutana

Yapılan dışişleri atamalarının “kalitesi”nin tartışması bir yana, niye tek telefonla ABD başkanına, yüksek şirketlerin patronlarına ulaşabilen Muhtar Kent’i atamadınız diye soru soran Mister Tan, bu ulkenin dış politikasının senelerce nasıl idare edildiğinin de acıklı halidir.

Yahudilerin Filistin Devleti topraklarında işgalci olarak yaptıkları katliamlar her gün sergilenir, esas “holokost-soykırım”ın ne olduğu tüm dünya tarafından görülürken, “yahudi sevgisi” ile büyümüş birinin hem de ABD büyükelçisi olmasını istemek nasıl bir ruh halidir?

Haber-Yorum: İbrahim Haceviç