Önce Akran Zorbalığı hakkındaki haberi paylaşayım:

“İstanbul’da akranına bıçakla saldıran çocuğa yönelik verilen karar, hukuk dünyasında taşları yerinden oynattı. Mahkeme, çocuğa elektronik kelepçe takılmasına ve okul dışındaki tüm vaktini evde geçirmesine hükmetti. 18 yaşından küçük zanlıya elektronik kelepçe takılması kararlaştırılırken, mağdura 500 metreden fazla yaklaşması da yasaklandı.”

Aslında adliyenin verdiği karar, hukuki olmaktan çok sembolik görünüyor. Bir çocuğun bileğine elektronik kelepçe takılması, okul saatleri dışında sokağa çıkmasının yasaklanması… Bunlar bir yetişkin için bile ağır kabul edilecek önlemler. Oysa habere konu çocuk henüz büyüme çağında.

Mahkeme, cezalandırmak yerine “ıslah” kelimesini seçmiş. Bu kelime, hukuk metinlerinde nadir rastlanan ama insan ruhu söz konusu olduğunda son derece anlamlı bir kelime.

Bu karar beni bir çocukla değil, bir ayna ile karşı karşıya bıraktı. Çünkü şiddet uygulayan çocuk, çoğu zaman sadece fail değildir. Bilinçaltında gizlenen başka bir hikâyenin dışavurumudur.

Akran zorbalığı, öğrenilmiş bir davranış biçimidir.

Buna sebebiyet veren olguya bir çoğumuz sorunlu aile, kötü arkadaş çevresi veya erken dönem travma diyebiliriz. Evet bunlar da sebeplerden biridir ama çok daha önemli bir noktayı unutmamak gerekiyor.

İnsan davranışı her zaman herkesin gözü önündeki ‘bilinenlere’ bağlı olmayabilir. Bu yüzden olayın kökenine inmek gerekiyor.

Kanımca çocukların davranışları, yetişkin dünyasının özentisine dönüktür.

Bugün Türkiye’de çocukların maruz kaldığı en güçlü öğretmenlerden biri ne aile, ne okul ne de mahalle… Artık en güçlü öğretmen ekran.

Ve ekrandan, her akşam aynı mesaj tekrar tekrar çocukların masum dimağlarını bombalar: Güçlü olan, en iyi korkutandır. Ayakta kalan ezendir. Saygı gören ise şiddet uygulayandır. Mafya dizilerinde sunulan acımasız dünya, yalnızca kurgu evreni değildir. O dizilerdeki karakterler, çocuk zihni için birer rol modeldir. Silah taşıyan adamın sözü dinlenir.

Tehdit eden kazanır. Susmayan susturulur. Vicdan zayıflıktır; merhamet kaybettirir. Bu mesajlar, açıkça söylenmez belki ama davranışlarla öğretilir. Ve çocuklar, kelimelerden çok davranışları kopyalar.

Uzun yıllar uğraştığım, hayatına müdahil olmak istediğim ama başaramadığım böyle bir çocuk vardı. Her defasında okuldan kaçıyor, yanlış arkadaşlar ediniyor kendini bir tür yok oluşa sürükleniyordu. Özünde iyi bir çocuktu ama sadece iyi olmak onun toyluğunu tatmin etmiyordu.

Bana bir keresinde “Kötü biri olmak istemedim ama güçlü olmak istedim” demişti.

İşte bu cümle üzerine uzun süre düşündüm. Onun sınırlarını aşan bir ifadeydi ve halen aklıma geldikçe hüzünlenirim.

Çünkü çocuklar şiddeti icat etmez. Televizyonda alkışlanan, sosyal medyada yüceltilen, reytingle beslenen her şiddet figürü, çocuğun iç dünyasında yavaş yavaş yer edinir.

Mahkemenin verdiği karar, belki de bu yüzden önemli. Çünkü ilk kez bir kurum, yalnızca “ne yaptı?” sorusunu değil, “nasıl biri oluyor?” sorusunu da sormuş. Çocuğu sokağın kaosundan çekip eve kapatmak, yeterli bir çözüm değil elbette. Ama bu karar, bize başka bir şey söylüyor: Sorun yalnızca çocukta değil.

Eğer gerçekten akran zorbalığını azaltmak istiyorsak, önce şiddeti estetikleştiren ekran anlatılarından vazgeçmemiz gerekir. Mafya dizilerinin yasaklanması, sansür tartışmasının ötesinde, toplumun ruh sağlığı meselesidir. Çünkü çocuk, izlediği karakterle özdeşleşir; onun gibi yürür, onun gibi konuşur, onun gibi korkutur.

Geçtiğimiz günlerde yayın hayatına başlayan Yeraltı dizisi de bunlardan biri.

Denetimsiz kreşler, denetimsiz istikbal getirir
Denetimsiz kreşler, denetimsiz istikbal getirir
İçeriği Görüntüle

İlk bölümde çok zengin, lüks bir malikânede yaşayan, çok güzel bir karısı olan emrinde onlarca kişinin olduğu bir uyuşturucu baronunu görüyoruz. Genç birini etkilemeye çalışırken “fıstık gibi bir hayatım” var diyor. Devletin, hâkimin kontrolündeki meseleleri bile “hallederiz” diyor ve hallediyor. Yeri geldiğinde çok mert ve dürüst ama yüz binlerce kişiye uyuşturucu temin ediyor. Neymiş iç piyasaya satmıyormuş beyefendi..

Yani aynı zamanda vatansever bir baron olunabiliyor mesajı veriliyor. Şimdi bu diziyi 15-16 yaşlarında gariban bir çocuğun izlediğini düşünün. Para var. İktidar var. Güzel bir hayat var. Kadınlar var. Erkeklik var. Racon var. Bu yaşlardaki ergen bir beyni tatmin edecek her şey var.

Ne zaman bitecek bu kötülük güzellemesi? Gencecik çocuklar sokaklarda sebepsiz yere bıçaklanıp öldürülüyor. Cezaevine girip hayatı biten de bıçaklanıp ölen de bir çocuk. Herkes idam kararı çıkarılsın diyor.

Suç potansiyeli olan kişileri korkutacak cezalar elbette caydırıcı olabilir fakat olayın kökenini bulmak bataklığın rahmini kurutmak gerekir.

Çözüm öldürmek değil topluma kazandırmak.

Psikiyatride, insanın en büyük arzusunun “görülmek” olduğu söylenir.

Bugün çocuklar, dizilerdeki şiddet figürlerinde görülüyorlar. Onlara “değerlisin” demek yerine, “korkutursan varsın” diyen bir kültür sunuyoruz.

Elektronik kelepçe bir çocuğun bileğinde durur; oysa kelepçelenmesi gereken, şiddeti, tacizi ve cinselliği normalleştiren ekranlardır. Bu hikâyeler çocukların zihninde dönüp durdukça, normal bir insan figürü ancak karikatürlerde yaşayabilir.

RTÜK’e birkaç soru…

Psikiyatristlerden oluşan bir heyetle bu dizilerin gençler üzerindeki etkileri üzerine bir araştırma yaptınız mı?

Ailenizle çoluk çocuğunuzla siz bu aldatma, taciz, şiddet, cinsellik, zorbalık, dizilerini izleyebiliyor musunuz?

Eğer siz izlemiyorsanız ahaliyi de tedricen bu hastalıktan kurtarmaya dönük bir politikasınız var mı?

Sabah kuşaklarında en pervasız olayları izleyen bir toplumun ahlâklı, duyarlı ve empati duygusu yüksek bir çocuk yetiştirebileceğini düşünüyor musunuz?

Ahmet Can Karahasanoğlu, Akit