Tarihçi Said Alpsoy, İslam’ın temel esaslarına ve geleneksel yapısına Batıcı bir zihinle müdahale eden Kemalizm’in dini hayatı yeniden şekillendirme çabalarını anlattı.
"Dinî Islah Beyannamesi" olarak bilinen metindeki düzenlemeleri değerlendiren Alpsoy, camilerin fizikî yapısından ibadet diline, din görevlilerinin eğitiminden Kur’an-ı Kerim’in yorumlanmasına kadar uzanan ve hiç de masum olmayan tekliflere dikkat çekti. İbadethaneleri ve dini uygulamaları Batılı ölçütlere göre dönüştürmeyi hedefleyen Kemalizm’in bu girişimlerini aktaran Alpsoy, camilere getirilmek istenen düzenlemeler ile kilise uygulamaları arasındaki açık benzerlikleri vurguladı.
Camilere sıralar, elbiselikler ve ayakkabıyla giriş
Dördüncü madde diyor ki, özgün metin:
Evvela ibadetin şeklinde; mabetlerimiz temiz, düzenli, ziyaret edilebilir, oturulabilir bir hale getirilmelidir. Mabetlerde sıralar, elbiselikler tesis edilmeli —yani camilere oturma için sıralar konmalı, kiliseyi hatırlattı mı?— elbiselikler tesis edilmeli ve temiz ayakkabılarla mabetlere girilmesi —yani camiye ayakkabıyla girilmesi— terviç edilmelidir. Düşünülmelidir, uygulanmalıdır. Bu, dinî ıslahatın ibadete ait olan sağlıkla ilgili şartıdır.
İbadet dilinin Türkçeleştirilmesi
İkinci olarak; ibadet dili Türkçe olmalıdır. Âyetlerin, duaların, hutbelerin Türkçe şekilleri kabul edilmeli ve öyle okunmalı, öyle uygulanmalıdır. Bunlar yalnız hafızanın sermayesi olarak değil, mektup ve yazılı olarak dahi kullanılmalıdır ve mabetlerde bu esasta mabetler yeniden örgütlenmelidir.
Mabetlere müzik aletleri yerleştirilmesi
Üç, ibadetin sıfatında; ibadetlerin son derece seçkin, heyecan verici, derunî bir şekilde yapılması temin edilmelidir. Bunun için metodu dairesinde müziğe uygun müezzinler, imamlar yetiştirmek lazımdır. Ayrıca mabetlere müzik aletlerinin konulması dahi gerekir. Mabetlerde ilahi mahiyette çağdaş ve enstrümantal müziğe kesinlikle ihtiyaç vardır. (orgu kiliseyi tekrar çağrıştırdı mı?)
Hutbeler “din filozoflarına” bırakılacak
Dördüncü olarak; ibadetin düşüncesinde, hutbelerin basılı şekilleri yeterli değildir. Konuşma —yani vaizin konuşması, vaazı— kıraatten ayrı bir şeydir. Hutbelerde önemli olan nitelik doğrudan doğruya ilmî yahut iktisadi fikirler değil, doğrudan doğruya dinî olan değerler ve sözlerdir. Bunu verebilecek olan insanlar hutbe vermeye yetkin din filozoflarıdır. Bu mertebede konuşmacılarımız İlahiyat Fakültesi vasıtasıyla yeterli miktarda yetişinceye kadar dışarıda mevcut olan din düşünürlerinden ve din filozoflarından istifade etmek lazımdır. Bunlar dışında yapılacak hizmet din edebiyatının ve din felsefesinin tesisidir. Bu maksadı eski şekil ile ne doğrudan doğruya ilm-i kelam —yani kelam ilmi— ne doğrudan doğruya tasavvuf gerçekleştiremez.
Asıl önemli olan şey, ne Kur'an-ı Kerim'in Türkçesi ne de bu Türkçesinin tasnif ve tensik edilmiş —yani yeniden düzenlenmiş— şeklidir. Önemli olan şey Kur'an'ın ve İslam dininin insani ve kesin niteliğini gösteren felsefi bir bakış açısıdır. Şimdiye kadar bu yapılamamıştır. Kur'an-ı Kerim bu gözle görülüp kuvvani bir zekayla anlaşılmadıkça akli kaynak ve mantığı soyut olarak anlaşılamaz.
Batı gazetelerinin manşetlerine taşındı
Alpsoy, söz konusu tekliflerin Batı basınında geniş karşılık bulduğunu belirterek dönemin gazete manşetlerini aktardı. Alpsoy’un naklettiğine göre New York Times, “Kemal, Müslüman camilerine sıralar konmasını emretti.” manşetini kullandı.
New York Times'taki bir manşet, "Kemal, Müslüman camilerine sıralar konmasını emretti." diye haykırıyordu.
Montreal Gazette'deki bir başka manşet, "Halıların yerine sunaklar, sıralar, korolar ve orglar... Müminler ayakkabılarını çıkarmamak zorundalar." diye izah ediyordu olayı.
Los Angeles Times'taki bir başka manşet, "Türkler modern ibadet uğruna eski âdetleri terk etmek zorunda." diye açıklıyordu olanları.
ABD'de Seattle şehrinin hemen dışında yer alan küçük Ellensburg kasabasının yerel gazetesi bile okuyucularını olaydan haberdar etme gereği hissediyordu. Çünkü böyle bir projenin, bunu ifade eden haberlerin— o sırada Batı dünyasındaki ruhsal karşılığı; evet, "Haçlı Seferleri muzaffer oldu" şeklinde bir hissiyattır, duygu topluluğudur. O yüzden örneğini verdiğimiz gibi, mesela Amerika'da kasaba gazetelerine kadar bu konu haber olarak yayınlanabiliyor.