Fatih devrinden tevarüs eden tarihî hesabı kapatan bu büyük zafer, Avrupa'nın içlerine uzanan fütuhatın en mühim hareket üssünü tesis etti. Kudretli cihan devletinin adalet ve gaza nizamı, şehre vurulan Türk mührüyle kıtaya kök saldı.

Kanlı kaftanla gelen sefer kararı

Fatih Sultan Mehmed Han'ın 1456 senesinde kuşatıp alamadığı Belgrad Kalesi, Macar Krallığı'nın İslâm ordularına karşı kurduğu en güçlü setti. Kanunî tahta oturduğunda, devlet ananesine uyarak cülusunu tebliğ etmek ve sulhun devamı için haracı istemek üzere Behram Çavuş'u Buda sarayına gönderdi. Kibrine mağlup olan Macar Kralı II. Layoş, elçilik heyetini hunharca katletti; Behram Çavuş'un kesik başı saraya gönderildiğinde genç Padişah gözyaşları içinde intikam ve gaza yemini etti. İslâm nizamının şerefine uzanan bu alçakça cürüm, cihan ordusunun sefer rotasını doğrudan Tuna boylarına çevirmesine sebep oldu.

Pîrî Mehmed Paşa'nın çelik stratejisi

Divan-ı Hümâyun'da bazı paşalar doğrudan Budin üzerine yürümeyi teklif ederken, tecrübeli Veziriazam Pîrî Mehmed Paşa'nın basireti planın omurgasını kurdu. Paşa, "Tuna'nın kilidi olan Belgrad ve Sava boyundaki Şabaç düşürülmeden Macaristan içlerine yürümek orduyu tuzağa çekmektir" diyerek Padişah'ı ikna etti.

Osmanlı ordusu kaleyi doğrudan cepheden vurmak yerine ikmal kordonunu kesti. Tuna üzerinden sevk edilen ince donanma leventleri, Macar nehir filosunu tamamen imha ederek kalenin su yoluyla yardım alma ihtimalini sıfırladı. Şabaç ve Zemun kaleleri süratle düşürülerek Belgrad çepeçevre muhasara altına alındı. Macar garnizon kumandanı Kont Balthasar Batthyány'nin Buda'dan beklediği yüz bin kişilik Haçlı ordusu ise hiçbir zaman gelmedi; saray eğlenceleriyle vakit geçiren kral, kaledeki askerlerini kaderine terk etti.

Yer altından yürüyen gaziler ve teslim bayrağı

Kuşatmanın en hararetli safhasında surlar gece gündüz muhasara toplarıyla dövülürken, Osmanlı ordugâhının mahir lağımcıları yerin altından nehir seviyesinin dahi altına inerek dehlizler kazdı. Nebojşa ve Burç kulelerinin altına tonlarca barut yerleştirildi.

28 Ağustos 1521 Cuma sabahı verilen işaretle yer altındaki lağımlar müthiş bir gürültüyle patlatıldı; asırlık taş kuleler havaya uçtu ve kalede devasa yarıklar açıldı. Açılan gediklerden tekbirlerle kaleye hücum eden yeniçeriler karşısında daha fazla dayanamayacağını anlayan kale muhafızları, teslim bayrağını çekerek aman diledi. Çatışmalarda yüzlerce asker şehit olurken kale garnizonu tamamen tesirsiz hâle getirildi. Kanunî Sultan Süleyman Han, ertesi gün maiyetiyle şehre girdi; şehrin en büyük katedrali olan Meryem Ana Kilisesi derhal Fethiye Camii'ne tahvil edildi ve ilk cuma namazı eda edildi.

Tuna boyundan İstanbul'a taşınan izler

Fethin ardından şehirde nizam tesis edildi; teslim olan ahalinin canına ve malına dokunulmadı. Sultan Süleyman Han, şehrin su kemerlerini, bentlerini ve su yollarını tamir eden mahir Hristiyan ustaları aileleriyle birlikte İstanbul'a nakletti. Başkentin su ihtiyacını karşılayan ormanlık bölgeye iskân edilen bu topluluğun hatırası, bugün İstanbul'daki Belgrad Ormanı ve sur kapılarından biri olan Belgradkapı ismiyle yaşamaktadır.

Belgrad'ın fethi, Papalık ve Kutsal Roma Germen İmparatorluğu'nda büyük bir infial ve korku oluşturdu. Beş yıl sonra gerçekleşecek Mohaç Meydan Muharebesi'nin askerî zeminini hazırlayan bu zafer, Belgrad'ın asırlar boyu "Dârü'l-Cihad" olarak anılmasına sebebiyet verdi.

Kaynaklar:

- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Cilt II, Türk Tarih Kurumu Yayınları.

- Feridun Ahmed Bey, Münşeâtü's-Selâtîn, Cilt I.

- Peçevî İbrahim Efendi, Târîh-i Peçevî, Cilt I.

- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Belgrad" ve "Kanunî Sultan Süleyman" maddeleri.

Mora’da Müslüman Türk soykırımı: Navarin vahşeti
Mora’da Müslüman Türk soykırımı: Navarin vahşeti
İçeriği Görüntüle

-Nicolae Jorga, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Cilt II.