İSTANBUL - Türkiye’de yılbaşında 2026 yılı geneli için öngörülen yüzde 16’lık enflasyon hedefi, yılın ilk beş ayında gerçekleşen yüzde 16,61’lik kümülatif artışla aşılmış oldu.
Mayıs ayında gıda fiyatlarındaki mevsimsel gerileme, manşet enflasyondaki yükselişi sınırlasa da konut ve ulaştırma kalemlerindeki yüksek yıllık artışlar, hane bütçeleri üzerindeki baskının sürdüğünü gösterdi.
Verilere göre konut harcamalarındaki yıllık artış yüzde 45,59, ulaştırma harcamalarındaki artış ise yüzde 34,29 seviyesinde gerçekleşti. Bu tablo, özellikle sabit gelirli emekliler, ücretli çalışanlar, gençler ve hane içi bütçeyi yöneten aileler açısından satın alma gücündeki aşınmanın devam ettiğine işaret etti.
Hanehalkı harcamaları yüzde 41,4 arttı
TÜİK’in yayımladığı 2025 yılı Hanehalkı Bütçe Araştırması sonuçlarına göre, aylık ortalama tüketim harcaması 45 bin 344 liradan 64 bin 104 liraya yükseldi. Böylece hanehalkı harcamalarında yüzde 41,4 oranında artış kaydedildi.
Söz konusu artış ilk bakışta harcama kapasitesinde yükseliş olarak değerlendirilebilse de harcama kalemlerinin dağılımı, vatandaşın bütçesinde zorunlu giderlerin ağırlığının arttığını ortaya koydu.
Konut ve kira harcamaları yüzde 59,1 artarak toplam harcamalar içindeki payını yüzde 29,3’e çıkardı. Bu kalem, hanehalkı bütçesinde en büyük payı alan gider kalemi oldu.
Ulaştırma ikinci sırada yer aldı
Hanehalkı bütçesinde ikinci sırayı yüzde 20,5 payla ulaştırma harcamaları aldı.
Akaryakıt, araç bakım-onarım, toplu taşıma ve işe gidiş-geliş maliyetlerinden oluşan bu kalem, özellikle büyükşehirlerde yaşayan ücretli çalışanlar için zorunlu gider niteliği taşıyor.
Uzmanlara göre ulaştırma maliyetlerindeki artış, ücret artışlarının reel kazanca dönüşmesini sınırlayan temel unsurlar arasında yer alıyor. Bu durum, çalışanların aldığı zamların önemli bir bölümünün kira, ulaşım ve temel ihtiyaçlar üzerinden yeniden erimesine yol açıyor.
Gıdanın bütçedeki payı geriliyor ancak rahatlama sınırlı
Hanehalkı bütçesinde gıda harcamalarının göreli payındaki gerileme, fiyat baskısının azaldığı anlamına gelmiyor. Konut ve ulaştırma gibi zorunlu kalemlerin bütçede daha fazla yer tutması, gıda harcamalarının oransal olarak geri plana düşmesine neden oluyor.
Araştırmada gıda israfına ilişkin veriler de dikkat çekti. İsraf edilen gıdanın yüzde 87,3’ünü taze meyve-sebze, ekmek ve süt ürünleri oluşturdu.
Bu durum, gelir baskısı altındaki hanelerde ucuzlayan ürünü stoklama, markete sık gidemediği için toplu alışveriş yapma veya yeterli saklama imkânına sahip olmama gibi nedenlerle temel gıda ürünlerinin dahi verimli tüketilemediğini gösteriyor.
Alt gelir grubunda bütçenin büyük bölümü gıda ve konuta gidiyor
Gelir gruplarına göre yapılan karşılaştırma, hanehalkı harcamalarındaki makasın derinliğini ortaya koydu.
En düşük gelir grubunda yer alan yüzde 20’lik kesimin aylık ortalama harcaması 24 bin 848 lira olurken, en yüksek gelir grubunda yer alan yüzde 20’lik kesimin harcaması 123 bin 155 lira olarak hesaplandı.
Böylece en yüksek gelir grubundaki hanelerin ortalama harcaması, en düşük gelir grubundaki hanelerin yaklaşık 5 katına ulaştı.
Alt gelir grubunda gıda ve konut harcamalarının toplam bütçedeki payının yüzde 67,9’a ulaşması, bu kesimlerin tasarruf yapma, mülk edinme, eğitime kaynak ayırma ve finansal güvence oluşturma imkânlarını sınırlıyor.
Orta sınıfın harcama alanı daralıyor
Veriler, orta gelir grubunda da harcama davranışlarının değiştiğini gösteriyor. Kültür, sosyal yaşam, tasarruf ve yatırıma ayrılabilecek kaynakların giderek barınma, ulaşım ve gıda gibi zorunlu kalemlere yöneldiği görülüyor.
Bu tablo, orta sınıfın yalnızca gelir düzeyi bakımından değil, tercih özgürlüğü ve gelecek planlaması açısından da baskı altında olduğunu ortaya koyuyor.
Ekonomik göstergeler, ülkede zannedildiği gibi geniş kesimler açısından rahatlama yaşanmadığını; aksine hane bütçelerinin zorunlu giderler tarafından daha fazla sıkıştırıldığını gösteriyor.
Zamlar kısa sürede eriyor
Mayıs 2026 enflasyon rakamları ile hanehalkı bütçe araştırması birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’deki temel meselenin yalnızca fiyat artışları değil, hane bütçesindeki yapısal sıkışma olduğu görülüyor.
Yılbaşında yapılan ücret artışlarının, konut, kira, ulaştırma ve temel ihtiyaç kalemlerindeki yükseliş karşısında kısa sürede etkisini kaybetmesi, sabit gelirli kesimlerin alım gücünü olumsuz etkiliyor.
Mevcut tablo, dar gelirli vatandaşların bütçesinin büyük bölümünün zorunlu harcamalara gittiğini, orta sınıfın ise harcama ve tercih alanının giderek daraldığını ortaya koyuyor.
Ekonomide kalıcı rahatlama için yalnızca ücret artışlarının değil, konut, kira, ulaştırma ve temel gıda maliyetlerini doğrudan azaltacak yapısal tedbirlerin de önem taşıdığı belirtiliyor.




