Bu raporlar, Çin’in maden piyasasındaki mutlak hakimiyetini kırmak için hazırlanan alternatif planları ve yeni tedarik merkezlerini odağına alıyor.
Türkiye’deki maden rezervlerine yönelik gizli planlar
Belgelerdeki en dikkat çekici kısımlardan biri, Bill Gates’in eski danışmanı Boris Nikolic ile Epstein arasındaki temaslarda ortaya çıkıyor. Nikolic’in gönderdiği mesajlarda, bir arkadaşının Türkiye’de nadir element madenciliği üzerine büyük ölçekli bir yatırım yapmayı planladığı bilgisi yer alıyor. Türkiye’nin sahip olduğu stratejik yeraltı zenginliklerinin, küresel sermaye grupları tarafından "alternatif kaynak" olarak görüldüğü ve bu operasyonların yıllar öncesinden planlandığı anlaşılıyor. Nikolic, Çin’in arzı kontrol etmesi sebebiyle bu tür alternatif kaynakların değerinin büyük oranda artacağını vurgulayarak süreci doğrudan Epstein’in dikkatine sunuyor.
Çin tekeline karşı Moğolistan ve maden savaşları
Dosyalarda yer alan analizler, nadir toprak elementlerini enerji dönüşümü ve yüksek teknoloji üretimi için "yeni petrol" olarak tanımlıyor. Özellikle hibrit araçlar ve düşük karbon teknolojileri için hayati önemdeki 17 elementin küresel güç dengesini belirlediği ifade ediliyor. 2012 tarihli "Moğolistan'ın Büyüme Öyküsü" başlıklı sunumda, bu ülkenin Çin’e karşı stratejik bir koz olarak kullanılması gerektiği aktarılıyor. Japonya’nın Çin’e olan yüzde 96’lık bağımlılığını azaltmak için Moğolistan’daki projelerde iş birliği arayışı da raporlarda geniş yer buluyor.
Küresel aktörler ve stratejik maden trafiği
Epstein’in sadece finansal yatırımcılarla değil, siyasi figürlerle de bu konuyu müzakere ettiği görülüyor. Donald Trump’ın eski danışmanı Steve Bannon ile 2018 yılında yapılan yazışmalarda, Çin’in Afrika’daki stratejik mineralleri satın alma hamleleri ve bu sürecin gelecekte doğrudan askeri güce dönüşme potansiyeli ele alınıyor. JP Morgan ve Glencore gibi dev kuruluşların bilgilendirme notlarının da yer aldığı yazışmalar, Epstein’in küresel maden savaşlarının tam merkezinde bir bilgi trafiğine sahip olduğunu kanıtlıyor. Bu durum, sömürü ağının sadece finans ve siyasetle sınırlı kalmayıp doğrudan devletlerin egemenlik haklarını ilgilendiren yeraltı kaynaklarına uzandığını açıkça ortaya koyuyor.