Küresel piyasalardaki enerji istikrarsızlığı, yüksek enflasyon ve tedarik zinciri aksamaları, dünyanın farklı bölgelerindeki kırılgan ekonomilerde toplumsal patlamalara yol açıyor. Güney Yarımküre’nin iki farklı ucunda yer alan Bolivya ve Kenya, akaryakıt fiyatları, yakıt kalitesi ve hayat pahalılığı ekseninde başlayan kitlesel protestolarla sarsılıyor. Taşımacılık sektörünün lokomotif rolü üstlendiği eylemler, her iki ülkede de hayatı durma noktasına getirirken siyasi iktidarların meşruiyetini tartışmaya açtı.
Bolivya’da "Kalitesiz Benzin" ve Neoliberal Reform Öfkesi
Latin Amerika ülkesi Bolivya'da, Hıristiyan Demokrat Partili Cumhurbaşkanı Rodrigo Paz liderliğindeki hükümet, göreve gelmesinin üzerinden henüz altı ay geçmeden tarihin en büyük krizlerinden biriyle karşı karşıya kaldı. Bolivya İşçi Merkezi (COB), köylü sendikaları ve madencilerin öncülük ettiği iki haftalık yol kapatma eylemleri, anayasal başkent La Paz’ı adeta kuşatma altına aldı.
Ülkedeki protestoların çıkış noktasını hükümetin kaldırdığı yakıt sübvansiyonları ve ardından ithal edilen "düşük kaliteli benzin" oluşturdu. Kalitesiz yakıtın araçlarına zarar verdiğini belirten ulaştırma işçilerinin başlattığı grevler, kısa sürede genel bir hükümet karşıtlığına dönüştü. Çiftçiler ve madencilerin de katılımıyla genişleyen barikatlar, La Paz’da gıda ve tıbbi malzeme sıkıntısına yol açarken Katolik Kilisesi şimdiden 3 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.
Eski Cumhurbaşkanı Evo Morales destekçilerinin de (Evistalar) katıldığı eylemlerde protestocular, Paz hükümetinin neoliberal dönüşüm programının geri çekilmesini ve Cumhurbaşkanı’nın istifasını talep ediyor. Bölünmüş bir meclis ve yardımcısı Edman Lara ile açık bir çekişme içinde olan Paz ise protestoları "demokrasiyi yok etmeye çalışan karanlık güçlerin işi" olarak nitelendiriyor.
Kenya’da Zam Dalgası Hayatı Felç Etti
Benzer bir enerji odaklı kriz Doğu Afrika’nın en büyük ekonomilerinden Kenya’da yaşanıyor. Orta Doğu'da yaşanan gerilimler ve Hürmüz Boğazı'ndaki tedarik sıkıntılarının küresel petrol fiyatlarını artırması üzerine Kenya hükümetinin dizel yakıta yüzde 23,5 oranında zam yapması bardağı taşıran son damla oldu.
Ülke genelinde "matatu" adı verilen özel minibüs işletmecileri, kargo firmaları ve taksi şoförleri iş bırakarak yolları barikatlarla kapattı. Başkent Nairobi ve liman kenti Mombasa'da hayat tamamen dururken, güvenlik güçlerinin protestoculara müdahalesi sert oldu. Kenya İçişleri Bakanlığı, çıkan çatışmalarda en az 4 kişinin hayatını kaybettiğini, yüzlerce kişinin gözaltına alındığını doğruladı.
Hükümetin geri adım atarak taşımacılık sektörüyle masaya oturması üzerine eylemler müzakereler için geçici olarak askıya alınsa da sendikalar, akaryakıt fiyatlarında kalıcı indirim yapılmaması halinde grevlerin daha şiddetli şekilde geri döneceğini ilan etti.
Jeopolitik Cepheleşme ve Bölgesel Endişeler
İki ülkede yaşanan iç krizler, küresel güçlerin ve bölgesel aktörlerin de dahil olduğu birer dış politika krizine dönüşmüş durumda.
Bolivya'da sağcı Paz hükümetine ABD ve Arjantin açık destek verirken, lityum anlaşmaları ve ABD Uyuşturucu ile Mücadele Dairesinin (DEA) ülkeye geri dönüşü sol muhalefetin tepkisini çekiyor. Eski lider Morales, ABD destekli bir askeri operasyonla hedef alınacağını iddia ederek, bölgede sol muhalifleri tasfiye etmeyi amaçlayan yeni bir "Kondor Operasyonu" (Kondor Planı 2026) uyarısında bulunuyor. Buna karşılık Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, Bolivya halkına yönelik olası bir askeri baskının "katliama" dönüşebileceği uyarısını yapıyor.
Gerek Bolivya’da gerekse Kenya’da yaşanan gelişmeler, küresel enerji krizlerinin yerel sosyo-ekonomik dinamiklerle birleştiğinde ne denli hızlı bir şekilde ulusal güvenlik ve istikrar sorununa dönüşebileceğini bir kez daha gözler önüne seriyor.




