Fon soruşturması etrafında başlayan sosyal medya erişim engelleri genişlemeye devam ediyor. Daha önce ekonomistler, gazeteciler, akademisyenler ve haber kuruluşlarının hesapları Türkiye’den erişime kapatılırken, son dalgada iktidarı destekleyen paylaşımlarıyla bilinen kullanıcıların hesapları da aynı uygulamayla karşılaştı.
Son örneklerden biri Alper Temurî oldu. Temurî, fon soruşturmasında isimleri kamuoyuna yansıyan bazı AK Partili isimleri sıraladığı paylaşımının ardından Türkiye’den erişime engellendi. Temurî’nin paylaşımı ile erişim engeli arasındaki zaman yakınlığı dikkat çekse de erişim kararının tam metni kamuoyuna açık olmadığı için kararın yalnızca bu paylaşım nedeniyle verildiğini kesin biçimde söylemek mümkün değil.

Hesap silinmiyor, Türkiye’den görünmez hâle getiriliyor
Burada “hesap kapatma” olarak tarif edilen işlem, çoğu vakada X hesabının dünya genelinde silinmesi anlamına gelmiyor. Türkiye’den iletilen erişim engeli kararı üzerine platform, ilgili hesabı Türkiye’deki kullanıcılara görünmez hâle getiriyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 17 Eylül’de yaptığı açıklamada, sermaye piyasası araçları hakkında yatırımcıları “korku ve paniğe” sevk edecek nitelikte spekülatif paylaşım yaptığı değerlendirilen 246 sosyal medya hesabı ve bağlantı hakkında İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğince erişim engeli kararı verildiğini duyurmuştu. Başsavcılık, kararın uygulanmak üzere Siber Güvenlik Başkanlığına gönderildiğini bildirmişti.
5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi ise “yaşam hakkı”, “can ve mal güvenliği”, “millî güvenlik”, “kamu düzeni”, “suç işlenmesinin önlenmesi” ve “genel sağlığın korunması” gibi gerekçelerle içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesine imkân tanıyor. Kanuna göre verilen kararın gereği derhâl ve en geç bildirimden itibaren dört saat içinde yerine getiriliyor.
Dolayısıyla tartışmanın bir boyutu da erişim engellerinin hızı: Bir sosyal medya hesabı hakkında alınan karar, uzun bir yargılama sürecinin sonucunu beklemeden birkaç saat içerisinde Türkiye’den görünmez hâle gelebiliyor.
“Millî güvenlik” gerekçesi hangi somut tehlikeye dayanıyor?
Meselenin düğümlendiği nokta burada ortaya çıkıyor.
Devletin millî güvenliği, kamu düzenini veya kişilerin can ve mal güvenliğini korumak amacıyla internet yayınlarına müdahale edebilmesi hukukta başlı başına olağan dışı bir durum değil. Ancak bu yetkinin kullanıldığı her olayda, müdahale edilen içeriğin söz konusu tehlikeyle nasıl bağlantılı olduğunun somut biçimde ortaya konulması gerekiyor.
Anayasa Mahkemesi de daha önce 8/A kapsamında verilen erişim engellerini incelerken bu mekanizmanın ivedilikle müdahale gerektiren istisnai durumlar için öngörüldüğünü vurguladı. Mahkeme, 2023 tarihli Artı Media kararında ise 8/A uygulamasında keyfî müdahaleyi önleyecek güvencelerin yetersiz kaldığını belirterek ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği sonucuna vardı.
Fon soruşturması etrafındaki son engellemeler de aynı temel soruyu yeniden gündeme getiriyor:
Bir ekonomistin değerlendirmesi, bir gazetecinin haberi veya bir siyasi iktidar destekçisinin kendi partisindeki isimlere yönelttiği eleştiri hangi somut şartlarda “millî güvenlik ve kamu düzeni” tehdidine dönüşüyor?
Kararların gerekçeleri ve hedef alınan içerikle kamu düzeni arasındaki somut bağ kamuoyuna açıklanmadığında, “Kamu düzeni kimden ve neyden korunuyor?” sorusuna cevap vermek de mümkün olmuyor.
Son dalgada iktidarı destekleyen hesapların da erişim engellerinin kapsamına girmesi ise tartışmayı yalnızca iktidar-muhalefet ekseninden çıkarıyor. Mesele giderek, sosyal medyada kamusal meseleleri kimlerin, hangi sınırlar içinde ve hangi hukuki güvenceler altında tartışabileceği meselesine dönüşüyor.





