Yirminci yüzyılın başında, Filistin topraklarındaki Yahudiler parmakla gösteriliyordu. İngilizlerin Filistin’i işgal etmesiyle birlikte, bölgeye büyük bir Yahudi göçü yaşandı. Yahudi nüfusu, kısa zamanda devlet kuracak sayıya ulaştı. O andan itibaren, bölgenin yerli halkı olan Müslümanlara karşı çeşitli zulümler yapıldı. 

Siyonist rejim işgali altındaki Filistin halkına yönelik katliamların soykırım boyutuna ulaştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Böylelikle Müslümanların gözünün korkup, bölgeden kaçması sağlandı. Kaçmayanlar da yaka paça evlerinden, yurtlarından atıldı. 

Filistin topraklarına dışarıdan gelen Yahudilerdi. Saldıran, zulmeden taraf da onlardı. Müslümanların elindeki toprakları da onlar aldılar. Yetmedi, Lübnan’a saldırdılar. Dünyanın dört bir yanına gönderdiklerini ajanlarına sayısız cinayet işlettiler. 

Siyonist rejimin Müslümanlara yönelik düşmanca hareketleri, 1948’den bugüne kadar hız kesmeden devam etti. Müslümanlar da güçleri yettiğince direnç gösterip, direniş grupları kurdular. 1987’de Birinci İntifada esnasında kurulan Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS), bu gruplardan sadece bir tanesidir. İsrail işgaline karşı mücadeleye silahlı direnişle başlayan HAMAS, gün geldi, 2006 yılında Filistin parlamento seçimlerini kazandı. 

Bizim kuşağın her alanda birçok kahramanı oldu. Mesuliyet duygusundan beslenen kahramanlar. Filistin halkını zamk gibi birbirine bağlayan ve her kesim tarafından sözüne itibar edilen HAMAS’ın ilk lideri Şeyh Ahmet Yasin, bu isimlerden bir tanesidir. Siyonist rejim, suikast düzenleyerek, Şeyh Ahmet Yasin’i şehit etti. 22 Mart 2004’te, sabah namazı çıkışında ve füzeyle…

Şeyh Ahmet Yasin’in şehit edilmesinden sonra HAMAS başına Prof. Dr. Abdülaziz Rantisi geçti. Onu da 17 Nisan 2004’te, yine Siyonist İsrail tarafından şehit edildi. Rantisi’nin, eski Amerika Dışişleri bakanı Condoleezza Rice’ın eski İsrail Başbakanı Ariel Şaron’la görüşmesinden birkaç gün sonra şehit edilmesi ayrıca anlamlıdır. Bu iki büyük kayıptan sonra İsrail ve Amerika’nın hangi projeleri uygulamaya koyduğu hepimizin malumudur.

Buradan şuraya geçelim.

Hıristiyan ve Yahudi dünyasına göre, HAMAS, bölgedeki gerilimin, savaşın, akan kanın tek sorumlusu. Bir anlamda, 1912’deki tablo tekrar yaşanıyor: Saldırgan taraf İsrail… Düşmanca tutum sergileyen İsrail... Bir halkın toprağını işgal eden yine İsrail. Buna karşılık “düşmanca hareketlerde” bulunan Müslüman Filistin halkı.

İsrail laftan anlamıyor, “yapma” dedikçe arsızlaşıyor. Batı dünyasından da “orantısız destek” görüyorlar. Batılılar, işgalciliği ve acımasız saldırıları sebebiyle zalim İsrail’i kınayacaklarına, “terörist saldırılarından” dolayı HAMAS’ı suçluyorlar. İsrail ve Batı dünyası el ele vermiş, HAMAS’a “düşmanca hareketlerini” kesmesi yönünde baskı yapıyorlar. Adeta, acımızla, onurumuzla alay ediyorlar.

“Avrupa olası yeni bir dünya savaşını daha başlamadan kaybetti” “Avrupa olası yeni bir dünya savaşını daha başlamadan kaybetti”

Haksızlıklara dayanamayan vatanperver insanların çıkışı ile devlet terörünü aynı kefeye koyabilir miyiz? Düzenli bir ordu kuramayan, daha doğrusu kurmasına müsaade edilmeyen Filistin halkından, silahlarını bırakmasını istemek; aç bir köpeğin önüne, bir et parçası atmakla aynı kapıya çıkar.

Ortada bu kadar adaletsiz ve “düşmanca” bir tutum varken, Batı dünyasını muhatap kabul etmek, Batılılardan medet ummak, bana pek mantıklı gelmiyor.

HAMAS’ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları’na gelince…

Kassam Tugayları’nın isim babası olan Şeyh İzzeddin el-Kassam, Osmanlı döneminde yaşamış, âlim bir direnişçidir. İtalyanlar Trablusgarp’ı işgal edince, Osmanlı ordusuna yardım etmiştir. Asker, silah ve para toplamış, mitingler organize etmiştir. 

İzzeddin el-Kassam, Fransız işgaline karşı direnmek amacıyla, küçük askeri hücreler kurdu. Lübnan-Filistin sınırında gerilla savaşı başlattı. Fransızların ilerleyişini gücü nispetinde zorlaştırdı, engelledi. İzzeddin el-Kassam’ın silahlı direnişi, Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasını destekleyen, İngilizleri de rahatsız ediyordu. 1935 yılında, yüzlerce İngiliz askeri tarafından kuşatılarak, şehit edildi.

Siyonist rejimin Filistin’deki işgaline direnen HAMAS’ın yiğitleri, Şeyh el-Kassam’ın mücadelesini devam ettiriyor. Hal böyle iken “ama, fakat, lakin” diyemeyiz. “Ama iyi Yahudiler de var”, “Fakat Hamas da uslu durmuyor”, “Lakin Araplar da bizi sırtımızdan vurmuştu” gibi.

Filistinli Müslümanlar işgalci askerleri, Siyonistler ise masum çocukları öldürüyor. Bunun adına “savaş” diyenlerle, çatışmadan bahsedenlerle anlaşamayız. Her kim Siyonistlerin kendini savunma hakkından söz ediyorsa, bizden değildir. Elhamdülillah, biz de onlardan değiliz.

Amerika ve Batılılar, “İsrail’in sonuna kadar arkasındayız” diye açıklama yapıyorlar. Ne olursa olsun. Ne yaparlarsa yapsınlar. Bizim de bu şekilde, tavrımız keskin olmalıdır. 

Yazımızın başlığında yer alan soruya verilecek tek bir cevabımız vardır, olmalıdır: HAMAS canımız, Kassam Tugayları onurumuzdur. Halid Meşal, Muhammed el-Deif ve Ebu Ubeyde yol arkadaşlarımız, kardeşlerimizdir. 

Ayhan Demir, Yeni Akit