Hindistan’da son yıllarda iktidardaki milliyetçi politikaların gölgesinde tırmanan ayrımcılık, ülkenin yüzlerce yıllık İslam mirasını doğrudan hedef alıyor. Başkent Delhi’den Uttar Pradeş ve Madhya Pradeş eyaletlerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada, Babür ve Delhi Sultanlığı dönemlerinden kalan tarihi camiler; "kaçak yapı", "imar düzenlemesi" ya da "geçmişte tapınak arazisi üzerine kurulduğu" iddialarıyla ya dozerlerle yerle bir ediliyor ya da ibadete kapatılarak hukuki bir abluka altına alınıyor.

Babür Camii

Bu sürecin simgesi ve kırılma noktası, Uttar Pradeş eyaletinin Ayodhya kentinde bulunan Babür Camii oldu. 1528 yılında Babür İmparatorluğu’nun kurucusu Babür Şah’ın emriyle inşa edilen ve Babür mimarisinin en erken örneklerinden biri sayılan cami, Hindu tanrısı Rama’nın doğum yeri olduğu iddiasıyla 1992 yılında fanatik Hindu gruplar tarafından yerle bir edilmişti. Yaklaşık iki bin kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalara yol açan bu yıkım, yıllar süren mahkeme süreçlerinin ardından farklı bir boyuta taşındı. Hindistan Yüksek Mahkemesi'nin tartışmalı araziyi Hindu vakfına devretmesiyle birlikte, 2024 yılının ocak ayında yıkılan caminin tam üzerine inşa edilen devasa Ram Tapınağı doğrudan Başbakan Narendra Modi’nin katılımıyla açıldı.

Gyanvapi Camii

Babür Camii ile açılan yol, bugün aynı eyaletteki kadim Varanasi şehrinde bulunan Gyanvapi Camii ile devam ettirilmek isteniyor. Babür İmparatoru Evrengzib tarafından 1678 yılında inşa ettirilen ve Hint-İslam sanatının en önemli şaheserleri arasında yer alan cami, altındaki eski Şiva tapınağının üzerine kurulduğu öne sürülerek hedef tahtasına konuldu. 1947 öncesi dini yapıların statüsünü koruma altına alan 1991 tarihli İbadethaneler Yasası fiilen devre dışı bırakılarak cami zemininde arkeolojik taramalar yaptırıldı. Girişleri ve avluları mühürlenen caminin bodrum katında yerel mahkeme kararıyla Hindu ritüellerinin yapılmasına izin verilmesi, yapının adım adım Babür Camii ile aynı akıbete sürüklendiği endişelerini kuvvetlendiriyor.

Zelenskiy, Erdoğan’ın davetiyle yarın Türkiye’ye geliyor
Zelenskiy, Erdoğan’ın davetiyle yarın Türkiye’ye geliyor
İçeriği Görüntüle

Şahi Camii

Tarihi dokuya yönelik tasfiye politikası yalnızca dini iddialarla sınırlı kalmayıp, kentsel dönüşüm ve altyapı projeleri üzerinden de yürütülüyor. Madhya Pradeş eyaletinin kutsal kabul edilen Ujjain şehrindeki tarihi Şahi Camii, bu uygulamanın kurbanı oldu. Eyalet yönetiminin kentsel altyapıyı yenileme, Hindu tapınaklarının çevresini genişletme ve dini festivallere alan açma gerekçesiyle yürüttüğü çalışmalar kapsamında asırlık cami hedef alındı. Yerel Müslüman cemaatin itirazlarına ve yürütülen hukuki girişimlere rağmen tarihi mabet, "kamu arazisi işgali" bahanesiyle iş makineleriyle tamamen ortadan kaldırıldı.

Ahonci Camii

Sistematik hafıza silme operasyonunun en cüretkar örneklerinden biri ise başkent Yeni Delhi’de yaşandı. Mehrauli bölgesinde bulunan ve geçmişi yaklaşık 600 yıl öncesine, Delhi Sultanlığı dönemine kadar uzanan tarihi Ahonci Camii, Ocak 2024'te sabaha karşı düzenlenen baskın benzeri bir operasyonla yıkıldı. Delhi Kalkınma Otoritesi tarafından yürütülen gece yarısı operasyonunda polis güçleri bölgeyi ablukaya alarak görevlilerin telefonlarına el koydu; cami, bünyesindeki medrese ve tescilli tarihi mezarlıklarla birlikte saatler içinde enkaza çevrildi. Yüzlerce yıldır aynı yerde duran tarihi yapının yıkımına ise "orman arazisindeki kaçak yapılaşma" gerekçesi gösterildi.

200 milyonu aşkın Müslümanın tarihî varlığı ve kültürel hafızası yok ediliyor

Uluslararası insan hakları örgütleri ve tarihçiler, Hindistan genelinde art arda gelen bu yıkımların münferit imar anlaşmazlıkları olmadığını vurguluyor. Kamuoyunda "buldozer siyaseti" olarak adlandırılan ve yargı kararları baypas edilerek uygulanan bu yıkımların, ülkedeki 200 milyonu aşkın Müslümanın tarihsel varlığını ve kültürel hafızasını silmeyi amaçlayan planlı bir zulmün parçası olduğu ifade ediliyor. Yüzyıllardır bir arada yaşayan kültürlerin izleri tartışmalı mahkeme kararları ve iş makineleriyle yok edilirken, Hindistan'ın laik ve çoğulcu anayasal kimliği tarihinin en ağır yarasını alıyor.