Wolff, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen’a verdiği kapsamlı mülakatta, Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik “Ekonomik Öfke” adını verdiği yaptırım ve baskı rejiminin hem bölgesel hem de küresel ölçekte nasıl bir bumerang etkisine dönüştüğünü detaylandırdı.

Wolff, Trump yönetiminin tutarsız açıklamalarından Körfez sermayesinin ABD piyasalarından kaçışına, petro-dolar sisteminin çözülmesinden ABD iç siyasetindeki büyük oy kaybına kadar uzanan geniş bir çerçevede uyarılarda bulundu.

“Hükümetin tutarsız açıklamalarını takip etmeyi bıraktık”

Mülakatın başında Glenn Diesen’ın Trump yönetiminin İran limanlarına uyguladığı abluka ve ardından piyasayı dengelemek için İran petrolüne alan açması arasındaki tutarsızlığa dair sorusunu yanıtlayan Prof. Wolff, bu durumu “akıl dışı bir zikzak” olarak tanımladı.

Wolff, “Bunu söylemek benim için zor ama artık bu tür kesik kesik, bir açılıp bir kapanan açıklamaları takip etmeyi bıraktık. Çünkü bu açıklamalar o kadar tutarsız ki, hangisinin gerçek hangisinin mübalağa olduğunu, ikincisinin birincisini düzeltmek için mi yoksa daha büyük bir hatayı gizlemek için mi yapıldığını anlamak imkansız hale geldi. Siz daha birini çözemeden üçüncü bir açıklama geliyor ve durum tam bir çılgınlığa dönüşüyor” ifadelerini kullandı.

Wolff, bu tutarsızlığın sadece diplomatik bir zayıflık değil, aynı zamanda küresel piyasalar için büyük bir belirsizlik kaynağı olduğunu vurguladı. Petrol arzının artırılıp fiyatların düşürülmek istenmesi ile arzın kısıtlanması arasında gidip gelen kararların, ekonomik mantıktan tamamen koptuğunu kaydetti.

“Körfez ülkeleri borçlarını ödemek için ABD varlıklarını satmaya zorlanıyor”

Prof. Wolff, mülakatın en dikkat çekici bölümlerinden birinde, kamuoyunda çok az konuşulan ancak küresel finans sisteminin kalbinde yer alan swap anlaşmalarına değindi.

ABD Hazine Bakanlığı veya Federal Rezerv ile yabancı merkez bankaları arasındaki bu anlaşmaların normal şartlarda haftalık yapıldığını hatırlatan Wolff, son dönemde bu işlemlerin günlük periyoda düşmesinin büyük bir krizin habercisi olduğunu söyledi.

Körfez ülkelerinin (Birleşik Arap Emirlikleri ve diğerleri) ciddi bir dolar darboğazı yaşadığını belirten Wolff, “Bu ülkeler yıllardır dünyanın dört bir yanında yatırım yapmak için dolar cinsinden büyük borçlar altına girdi. Bu borçların faizlerini ve anaparalarını, petrol ve doğalgaz satışından gelen dolarla ödemeyi planlıyorlardı. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki abluka ve gerginlik nedeniyle petrol akışı kesilince ellerine dolar geçmemeye başladı. Şimdi bu borçları ödeyebilmek için ellerinde tek bir seçenek kalıyor: Sahip oldukları Amerikan varlıklarını satmak” dedi.

“Tehlikeli bir faiz sıçramasının eşiğindeyiz”

Körfez sermayesinin ABD hazine tahvillerini elden çıkarmasının Amerikan ekonomisi için yıkıcı sonuçları olabileceği konusunda uyaran Wolff, “Eğer Körfez ülkeleri ellerindeki ABD hazine tahvillerini ‘yangından mal kaçırır gibi’ satmaya başlarsa, bu tahvillerin fiyatı hızla düşer. Finansın temel kuralı gereği, kağıdın fiyatı düştüğünde faiz oranı artar. Halihazırda resesyonun, yani ekonomik durgunluğun kıyısında olan ABD için bu bir felaket senaryosudur. Trump yönetimi her şeyi isteyebilir ama faizlerin bu şekilde sıçramasını asla istemez” diye konuştu.

Körfez ülkelerinin sadece hazine tahvillerini değil, Amerikan borsasındaki paylarını da satmak zorunda kalabileceğini belirten Wolff, New York borsasındaki büyük yatırımcıların bu durumdan derin endişe duyduğunu aktardı.

Wolff, “Körfez ülkeleri borsada çok önemli bir oyuncu. Borçlarını kapatmak için ellerindeki hisseleri satmaya başladıklarında bu durum tüm dünya ekonomisi için tehlikeli bir süreci tetikler. Bugün Basra Körfezi’nde yerel gibi görünen bu kriz, aslında küresel ekonomik sistemin damarlarına nüfuz ediyor” uyarısında bulundu.

“Trump kitle tabanını ve siyasi gücünü hızla kaybediyor”

Siyasi analize geçen Prof. Wolff, Donald Trump’ın kendi seçmen tabanında (MAGA) ciddi bir erime yaşadığını dile getirdi.

Bu kaybın temelinde yatan üç ana unsuru Epstein dosyaları, ekonomi ve savaş vaatleri olarak sıralayan Wolff, Trump’ın “şeffaflık” sözünü tutmamasının seçmeninde hayal kırıklığı yarattığını dile getirdi.

Ancak en büyük darbenin ekonomiden geldiğini vurgulayan Wolff, özellikle genç nüfus arasındaki istihdam krizine ve durdurulamayan enflasyona işaret etti. Kendi öğrencilerinin yaşadığı trajediyi şu sözlerle anlattı:

“Üniversitede benden ders alan, yüksek lisans ve doktora yapan öğrencilerim artık benimle somut bir hayat planı üzerine konuşamıyorlar. Hepsi bir ömür boyu Uber veya Lyft şoförü olarak kalma ihtimalinden bahsediyor. Bu insanlar sadece üzgün değil, aynı zamanda çok ciddiler. Gençler için iş yok ve enflasyon halk için bitmiş değil.”

Wolff, Trump’ın seçim kampanyasında fiyatları düşürme sözü verdiğini ancak ekonomi terminolojisindeki “enflasyon oranı” ile halkın hissettiği “fiyat seviyesi” arasındaki farkı suistimal ettiğini söyledi.

“Halk fiyatların aşağı inmesini bekliyor ama yaşam maliyeti yüzde 3 ile 4 bandında artmaya devam ediyor. Ortalama ücret artışları ise bu seviyeye bile ulaşmıyor. Demokratlar bu konuyu Trump’ın aleyhine çok iyi kullanıyor” dedi.

“Hevesleri kursaklarında kaldı: Rejim değişikliği bir hayaldi”

İran ile savaşın “sonsuz savaşları bitirme” sözü veren bir başkan için siyasi intihar olduğunu belirten Wolff, Trump yönetiminin İran planının baştan sona hatalı bir kurgu üzerine inşa edildiğini ifade etti.

Wolff, “Kendi kendilerine anlattıkları bir hikaye vardı: İran’a girip dini lideri ve üst düzey generalleri öldürecekler, yani ülkeyi ‘başsız bırakacaklardı’. Sonrasında İran’ın tüm toplumsal dokusunun çökeceğini ve ABD’nin yeni bir hükümet dikte ederek Şah dönemindeki gibi bir rejim kurabileceğini sandılar. Bu o kadar ‘güzel’ bir hikayeydi ki, Amerikan seçmenine zafer olarak sunmak için Tulsi Gabbard gibi istihbarat yetkililerinin uyarılarını dinlemediler bile” dedi.

Mevcut durumu “çaresiz bir hükümetin debelenmesi” olarak tanımlayan Wolff, hükümetin içine düştüğü açmazı şu sözlerle özetledi:

“Planları çöktü. Şimdi John Mearsheimer’ın da isabetle belirttiği gibi, minimum hasarla bu işten nasıl sıyrılacaklarını, bu bataklıktan nasıl çıkacaklarını bilemiyorlar. Zafer çığlıkları atıyorlar ama aslında sadece çıkış yolu arıyorlar.”

“Vance’in ‘eski başkanlar aptaldı’ sözü bugün ironik bir hal aldı”

Başkan Yardımcısı JD Vance’in geçmişte İran üzerine yaptığı ve sosyal medyada viral olan konuşmasına da değinen Wolff, Vance’in “Eski başkanlar İran’ın ABD için bir felaket olduğunu biliyordu ama bir şey yapamayacak kadar aptallardı; Trump ise aptal değil ve biz bunu yapacağız” şeklindeki sözlerinin bugün büyük bir ironiye dönüştüğünü söyledi.

Wolff, “Öğrencilerim bu konuşmayı dinleyince ‘Böyle bir konuşma, asıl aptal olanın onu söyleyen kişi olduğunu kanıtlar’ diyorlar. Hiçbir analiz, hiçbir derinlik yok. Oysa eski başkanların İran konusundaki o tereddütleri ve bir şey yapmamaları, bugün bakıldığında neyi yapamayacaklarını ve güçlerinin sınırlarını anlayan birer deha örneği gibi görünüyor. Trump ise bu sınırları anlamıyor ve bu da her şeyi daha kötüleştiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

“Hukuk sistemi yok sayıldı, destekçileri bile ona ‘deli diyor”

Wolff, Trump yönetiminin özellikle Venezuela yakınlarında balıkçı teknelerini vurup insanları mahkeme, avukat veya yargılama olmaksızın öldürmesinin, Amerikan halkının “hukukun üstünlüğü” inancına büyük bir darbe vurduğunu kaydetti.

“ABD içinde bir uyuşturucu tacirini bile yakalasanız avukat ve yargılanma hakkı vardır. Hatta suçlu bulunsa bile idam cezası almaz. Ancak burada tüm hukuk mekanizmasının yok sayılması, Trump’ı normalde seven insanların bile ‘bu kadarı da fazla’ demesine neden oldu” dedi.

Bu noktada Tucker Carlson ve Marjorie Taylor Greene gibi Trump’ın en sadık destekçilerinin bile artık ondan uzaklaştığını hatırlatan Wolff, “Onu destekledikleri için pişman olduklarını söylüyorlar ve Trump için ‘deli’ ifadesini kullanıyorlar. Trump’ın elinde sadece en zengin yüzde 10’luk kesim kaldı. Onlar da borsa yüksek olduğu sürece memnunlar. Ama borsa düşmeye başladığında Trump’ın siyasi ömrü de bitecektir” dedi.

“İran’ı kınayan diplomatların kendi ülkeleri 700 askeri üsle dünyayı kana buluyor”

Prof. Wolff, mülakatın bir bölümünde katıldığı bir tartışma programındaki gözlemlerini aktararak, ABD’nin dış politikadaki çifte standardına işaret etti.

Bir Amerikan diplomatının İran’ın son 47 yıldaki “korkunç eylemlerinden” bahsetmesini “şaşırtıcı bir başarı” olarak nitelendiren Wolff, “İran’ı suçlayan bu diplomatın ülkesi, son 47 yıl içine Vietnam’ı, Afganistan’ı, Irak’ı sığdırdı. Dünyanın her yerinde 700 askeri üssü olan ve sürekli insan öldüren bir ülkenin temsilcisi olarak, o kadar insan bile öldürmemiş olan ‘küçük İran’ı suçlaması inanılmaz. Rakamları biliyorum, bu gerçekten büyük bir yüzsüzlük” ifadelerini kullandı.

“Vietnam Savaşı’nı ABD’nin kazandığını sanan bir nesil yetişti”

Amerikan toplumunun “her ne pahasına olursa olsun zafer” arzusuyla manipüle edildiğini belirten Wolff, bunun bir “çizgi roman hikayesi” gibi kitlelere pazarlandığını söyledi. Wolff, sınıflarında yaptığı bir deneyi paylaştı:

“Öğrencilerime 1975’te Vietnam Savaşı’nın bittiğini, ABD’nin kaybettiğini ve bugün Vietnam’ı komünistlerin yönettiğini söylüyorum. Gülüyorlar. Ama eminim ki o odadaki öğrencilerin yarısına ‘Vietnam’ı kim kazandı?’ diye sorsanız, yine ‘ABD’ cevabını verirler. Çünkü onlara göre Amerika hep kazanır, başkaları kazanmaz. Tarih dersi almadıkları için değil, Amerikan ideolojisi onlara yenilgiyi tahayyül dahi ettirmediği için böyle düşünüyorlar.”

Wolff, Trump’ın da bu psikolojiyi kullandığını ve İran’daki başarısızlığını bile bir “zafer” olarak sunacağını savundu. “Hürmüz Boğazı’nda bir adayı ele geçirip oraya bayrak dikebilir, birkaç köprüyü veya elektrik santralini bombalayabilir ve sonra ‘Biz kazandık, rejim değişikliğini sağladık, İranlılar barış için yalvardı ve şimdi gidiyoruz’ diyebilir. Gerçek ne olursa olsun, bu ‘çizgi roman hikayesi’ geniş kitlelere anlatılacaktır” dedi.

“Petro-dolar sistemi ve Amerikan imparatorluğu çöküyor”

Dünya yeni savaşların eşiğinde: Askerî harcamalar 3 trilyon dolara dayandı
Dünya yeni savaşların eşiğinde: Askerî harcamalar 3 trilyon dolara dayandı
İçeriği Görüntüle

Mülakatın son bölümünde “Petro-dolar sistemi kurtarılabilir mi?” sorusunu yanıtlayan Prof. Wolff, geleceğe dair kesin bir kehanette bulunmasa da “gerileyen bir imparatorluk” tablosu çizdi.

Wolff, petro-doların çöküşünü Amerikan kapitalizminin ve hegemonyasının genel gerilemesinin bir parçası olarak gördüğünü belirtti.

“Kissinger ve Suudi Arabistan’ın 1970’lerde kurduğu sistem artık parçalanıyor. Ukrayna Savaşı, Batı yaptırımlarının ne kadar etkisiz olduğunu dünyaya göstererek bu süreci hızlandırdı. Şimdi İran Savaşı ile aynı hatayı yapıyorlar. Kendi yatağındaki bir devlet başkanını (Maduro) kaçırmak kadar kolay olacağını sandıkları bu hamleler, aslında gerileyen imparatorlukların yaptığı türden büyük hatalardır. Bu hatalar gerilemeyi, gerileme de yeni hataları doğuruyor” şeklinde konuştu.

“Çin’de enflasyon yüzde 1 bile değil, ABD ise kendi üretimini yok etti”

ABD’nin son on başkandır “imalat sektörünü geri getirme” sözü verdiğini ancak hiçbirinin bunu başaramadığını hatırlatan Wolff, üretimin ölmediğini, sadece yer değiştirdiğini söyledi.

“Üretim artık Çin’de ve birkaç başka yerde. Çin her gün yeni teknolojiler ve ürünler geliştiriyor. Biz burada yüzde 4 enflasyonla uğraşırken, Çin’de enflasyon son birkaç yıldır yüzde 1’in altında seyrediyor. Bunu Amerikan medyasında okuyamazsınız çünkü işlerine gelmez” dedi.

İran’ın füzeler, dronlar ve askeri teçhizat konusunda asla sıkıntı yaşamayacağını, çünkü arkasında Rusya ve Çin gibi devasa bir üretim ve lojistik desteği olduğunu vurgulayan Wolff, “Rusya ile Çin’in bitmek bilmeyen bir sınırı var; Rusya’nın ise Hazar Denizi üzerinden İran ile doğrudan bağlantısı var. ABD’nin ‘onların ordusunu yok ettik’ şeklindeki açıklamalarının sahada hiçbir karşılığı yok. Küba veya Venezuela’nın sahip olmadığı bir desteğe sahip İran” ifadelerini kullandı.

“Gerilemeyi reddetmek, gerilemenin en net semptomudur”

Prof. Wolff, mülakatı etkileyici bir felsefi saptama ile bitirdi:

“Amerikalılar da dünyadaki herkes kadar zekidir. Ancak neden Trump gibi bir karakteri seçtiklerini, neden bir medeniyeti yok etmekten bahsettiklerini açıklamanız gerekir. Bu çocukça ama bir o kadar da çaresiz bir davranıştır. Amerikan halkı, imparatorluklarının gerilediğini hayal etmeye bile hazır değil. Fukuyama’nın ‘Tarihin Sonu’ dediği gibi, ABD’nin hep en üstte kalacağını sanıyorlar. İnsanlık tarihinin tanıdığı diğer tüm imparatorluklar çöktü ama onlar kendilerininkinin çökmeyeceğine inanıyor. Bu inkar, gerilemenin kendisinden bile daha tehlikeli bir aşamadır.”

Kaynak: Harici