Yazar, Papua Yeni Gine'de yerli bir politikacı olan Yali'nin yönelttiği "Neden siz beyazların bu kadar çok kargo malı var da bizim siyahların bu kadar az?" sorusundan yola çıkarak binlerce yıllık insanlık tarihini şekillendiren temel dinamikleri coğrafî ve mahallî koşullar ekseninde ele almaktadır. Eser, dünya üzerindeki içtimaî eşitsizliklerin genetik veya kültürel üstünlüklerden bağımsız bir şekilde, tamamen coğrafi avantajlardan kaynaklandığını savunmaktadır ve bu yönüyle tarih yazımında tartışmalara sebep olmuştur. Pulitzer Ödülü'ne layık görülen bu eser, insanlığın ortak geçmişine dair ezberleri bozan bir başvuru kaynağı olarak değerlendirilir. Diamond ana tezini şu sözlerle formüle etmektedir: "Halkların dünya tarihini farklı izlemeleri, farklı halkların biyolojik özelliklerinden değil, çevrelerindeki coğrafî ve biyolojik farklardan kaynaklanmıştır." (1)

National Geographic Society tarafından ekrana taşınan ve Temmuz 2005 tarihinde yayımlanan aynı isimli belgesel (2) ise kitabın akademik argümanlarını görselleştirerek dünya çapındaki güç dengelerinin arka planını geniş kitlelere aktarmıştır. Belgesel, yazılı teoriyi canlı sahra, orman ve tarım alanlarından kesitlerle somutlaştırarak eserin etkisini katlamıştır. Papua Yeni Gine'den Afrika'ya uzanan sahadan çekimler, teorinin coğrafi karşılığını seyircisiyle buluşturmuştur.

Tarımın yayılımı ve coğrafi eksenler

Yazara göre tarihin akışını değiştiren en büyük kırılma noktası, avcı-toplayıcılıktan yerleşik tarım düzenine geçiş aşamasıdır. İnsan toplulukları kalıcı köyler kurarken tarım potansiyeli yüksek bitkileri ve evcilleştirilebilir hayvanları kontrol altına almıştır. Bereketli Hilal bölgesi, bu süreçte öncü bir rol üstlenmiştir. Avrasya kıtasının Doğu-Batı eksenli coğrafî yapısı, benzer iklim kuşaklarının geniş bir alana yayılmasını kolaylaştırmıştır. Bu durum, bitkilerin ve evcil hayvanların kıta genelinde hızla transfer edilmesine sebep olmuştur. Diamond bu coğrafi avantajı şu şekilde açıklamaktadır: "Avrasya'nın Doğu-Batı ekseni boyunca uzanması, iklim ve bitki örtüsü kuşaklarının kesintiye uğramadan binlerce kilometre taşınmasına imkân tanımış, bu durum gıda üretiminin ve evcilleştirmenin hızla yayılmasına sebep olmuştur." (3) Buna karşın Amerika ve Afrika kıtalarının Kuzey-Güney eksenli uzanımı, iklim değişimleri sebebiyle tarımın ve evcil hayvanların yayılımını sınırlandırmıştır. Coğrafî konum, insan topluluklarının gıda bolluğuna ulaşmasını doğrudan etkilemiştir. Gıda fazlası, toplum içinde uzmanlaşmayı, yazının icadını ve gelişmiş teknolojilerin üretimini tetiklemiştir. Yazar bu süreci şu tespitle anlatmaktadır: "Gıda üretimi, insan nüfusunun yoğunlaşmasını ve gıda fazlası birikimini sağlayarak içtimaî tabakalaşmanın, merkezî siyasî kurumların, yazının ve teknolojinin doğuşunun ön koşulunu oluşturmuştur." (4)

Ahlaksız oyunlara Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek!
Ahlaksız oyunlara Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek!
İçeriği Görüntüle

Askeri üstünlük ve salgın hastalıkların rolü

Avrasya toplumlarında biriken bu maddi birikim, askeri üstünlüğün anahtarını vermiştir. İspanyol fatihlerinin İnka İmparatorluğu'nu küçük bir kuvvetle ele geçirmesi, metal işleme teknolojisinin ve çelik kılıçların üstünlüğünü kanıtlamıştır. Ancak bu fetihlerde askerî silahlardan çok daha baskın bir faktör devreye girmiştir: Mikroplar. Çiftlik hayvanlarıyla iç içe yaşayan Avrasyalı toplumlar, yüzyıllar boyunca çiçek ve kızamık gibi salgın hastalıklara karşı bağışıklık kazanmıştır. Bu mikroplar, daha önce bu hayvanlarla temas etmemiş olan Amerikan yerlilerine bulaştığında toplu ölümlere sebep olmuştur. Yerli nüfusun büyük kısmı savaşlardan ziyade bu salgın hastalıklar vasıtasıyla kırılmıştır. Diamond bu biyolojik asimetriyi şu sözlerle vurgulamaktadır: "Avrupalıların Yeni Dünya'yı ele geçirmesinde çelik kılıçlar ve tüfekler kadar, tarım toplumlarının evcil hayvanlardan devraldığı ve yerli halk bağışık olmadığı için kitlesel ölümlere yol açan mikroplar belirleyici olmuştur." (5) Bu tablo, görünmeyen biyolojik faktörlerin tarihin yönünü tayin etmede bir güce sahip olduğunu göstermektedir.

National Geographic yapımı üç bölümlük belgesel, kitabın argümanlarını sahadan somut örneklerle desteklemektedir. Papua Yeni Gine'den Afrika'ya uzanan coğrafi analizler, modern dünyadaki ekonomik uçurumların kökenini ortaya koyar. Belgesel, sömürgecilik faaliyetlerinin arkasındaki mekanizmayı -kendi bakış açısına göre- deşifre ederken zenginlik ve fakirlik olgularının belirli coğrafî zorunluluklar çerçevesinde şekillendiğini vurgulamaktadır. Toplumların kaderini çizen unsur, üzerinde yaşadıkları coğrafyanın sunduğu imkânlar ile bu imkânları işleme kapasitesidir. Eserin ve belgeselin sunduğu bu bütüncül perspektif, bugünün küresel eşitsizliklerini anlamak adına önemli olarak görülür. Yazar bu nihai durumu şu cümleyle özetlemektedir: "Tarihin seyri, farklı insan gruplarının biyolojik farklılıklarından değil, çevrelerinin sunduğu fırsatlar ve kısıtlamalar tarafından belirlenmiştir." (6)

Kurumsalcı eleştiriler ve alternatif yaklaşımlar

Öte yandan, Jared Diamond'ın ortaya koyduğu bu “çevresel determinizm” temelli yaklaşım, tarihçiler, iktisatçılar ve antropologlar tarafından kapsamlı tartışmalara ve eleştirilere de sebep olmuştur. Özellikle Daron Acemoğlu ve James Robinson gibi iktisatçılar ile çeşitli sosyal bilimciler, coğrafyanın tek başına kader olmadığını savunmaktadır. Bu eleştirmenler, Diamond'ın insan iradesini, kültürel tercihleri, toplumsal kurumları ve politik yapıları fazlasıyla dışarıda bıraktığını ileri sürmektedir. Karşı tezlerin temel dayanağı, benzer coğrafî koşullara sahip bölgelerde zaman içinde tamamen farklı ekonomik ve siyasî sonuçların ortaya çıkmasıdır; örneğin Kuzey ve Güney Kore ayrımı veya sömürge döneminde farklı kurumsal yapılar benimseyen ülkeler arasındaki kalkınma uçurumları coğrafi determinizmle açıklanamamaktadır. Eleştirmenlerin sunduğu teklif ve alternatif argüman, uzun vadeli refah ve toplumsal gelişmenin temel belirleyicisinin coğrafya değil, kapsayıcı ekonomik ve politik kurumlar, hukukun üstünlüğü, mülkiyet hakları ve toplumsal karar mekanizmaları olduğudur. Buna göre toplumların kaderini çizen unsur iklim kuşakları veya bitki örtüsü değil, insanların bilinçli olarak inşa ettiği kurumsal yapılardır.

Çevresel determinizmin savunusu ve kurumsal yapıların kökeni

Fakat, bu eleştiri dalgasına karşı Jared Diamond ve “çevresel determinizm” savunucuları ise kurumsalcı tezlerin eksik kaldığı noktaları hedef alarak argümanlarını yeniden tahkim etmektedir. Bu savunma hattına göre, kurumlar boşlukta doğmamakta, aksine coğrafi şartların birer türevi ve sonucu olarak şekillenmektedir. Kapsayıcı kurumların, mülkiyet haklarının ve hukukun üstünlüğünün inşa edilebilmesi için ön koşul olan yoğun nüfus birikimi, tarıma dayalı artık değer üretimi ve idarî uzmanlaşma tamamen coğrafi avantajların ürünüdür. Yabanî tahıl türlerinin ve evcilleştirilebilir hayvanların bulunmadığı coğrafyalarda karmaşık devlet yapıları ve kalıcı kurumsal mekanizmalar kurmak imkânsızlaşmaktadır. Dolayısıyla, kurumlar, tarihin ilk ve ana belirleyeni değil, coğrafî temeller üzerinde yükselen ikincil yapılardır; başka bir ifadeyle coğrafya, hangi toplumların kapsayıcı kurumlar geliştirebilecek maddî zemin ve zaman bolluğuna erişeceğini en başta tayin etmiştir.

Dipnotlar:

[1] Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik: İnsan Topluluklarının Yazgıları, TÜBİTAK Yayınları, 1 Mart 1997. Eserin temel tezini özetleyen ifade: "Halkların dünya tarihini farklı izlemeleri, farklı halkların biyolojik özelliklerinden değil, çevrelerindeki coğrafi ve biyolojik farklardan kaynaklanmıştır." [2] National Geographic Society, Tüfek, Mikrop ve Çelik Belgeseli, Temmuz 2005. [3] Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, TÜBİTAK Yayınları, 1997. Eksen teorisini açıklayan ifade: "Avrasya'nın doğu-batı ekseni boyunca uzanması, iklim ve bitki örtüsü kuşaklarının kesintiye uğramadan binlerce kilometre taşınmasına imkân tanımış, bu durum gıda üretiminin ve evcilleştirmenin hızla yayılmasına sebep olmuştur." [4] Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, TÜBİTAK Yayınları, 1997. Toplumsal karmaşıklığı açıklayan ifade: "Gıda üretimi, insan nüfusunun yoğunlaşmasını ve gıda fazlası birikimini sağlayarak toplumsal tabakalaşmanın, merkezi siyasi kurumların, yazının ve teknolojinin doğuşunun ön koşulunu oluşturmuştur." [5] Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, TÜBİTAK Yayınları, 1997. Mikropların rolünü özetleyen ifade: "Avrupalıların Yeni Dünya'yı ele geçirmesinde çelik kılıçlar ve tüfekler kadar, tarım toplumlarının evcil hayvanlardan devraldığı ve yerli halk bağışık olmadığı için kitlesel ölümlere yol açan mikroplar belirleyici olmuştur." [6] Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, TÜBİTAK Yayınları, 1997. Tarihsel determinizmi özetleyen ifade: "Tarihin seyri, farklı insan gruplarının biyolojik farklılıklarından değil, çevrelerinin sunduğu fırsatlar ve kısıtlamalar tarafından belirlenmiştir."