9 Ekim sabahında 22 yaşındaki Semer e-postasına gelen ve bir açıklama yapılmaksızın Hayfa Üniversitesi'ndeki eğitiminden "nihai olarak uzaklaştırıldığı"nı bildiren bir mesajla uyandı. Başka bir açıklama yapılmadan "üniversite yurdundan derhal ayrılması" da isteniyordu.

Sosyoloji ve gazetecilik bölümünde okuyan öğrenci, bir ön uyarı yapılmaksızın hakkında verilen ve akademik geleceğini tehlikeye atan bu kararın nedenini öğrenmek için hemen harekete geçti.

Ama sosyal medyada bir şekilde Gazze'yle dayanışma ifadeleri içeren ve Gazze Şeridi'ne yönelik savaş suçlarını kınayan içerikleri paylaştıkları için işgalci İsrail üniversitelerinin yönetimleri tarafından herhangi bir sorgulama veya açıklamaya davet edilmeksizin katı disiplin cezalarına uğratılan onlarca Arap öğrenciden yalnızca biri olduğunu öğrenince şaşkınlığa uğradı. 

İsrail üniversitelerinin iç talimatlarına göre, "görüşlerini açıklamalarına, gerekçelerini bildirmelerine, kendilerine yönelik iddiaları dinlemelerine ve savunma yapmalarına imkân tanıyan bir ön uyarı olmaksızın öğrencilerin haklarına dokunulamaz."

Hele de mesele, İsrail'de anayasal bir hak olarak kabul edilen ifade özgürlüğü kapsamındaysa.

İsrail'deki Arap Azınlığın Haklarının Korunması İçin Hukuk Merkezi 'Adalah' (Adalet), çoğunluğu kadın olan ve bir ön uyarı yapılmaksızın okuldan uzaklaştırılan ya da disiplin cezalarıyla karşı karşıya kalan Filistinli öğrencilere dair 120'den fazla tehdit vakası kaydetti. 

Merkeze göre "Öğrencilerin şahsi hesaplarında yaptıkları ve böylece üniversitelerin öfkesini üzerlerine çektikleri paylaşımların büyük çoğunluğu, anayasal ifade özgürlüğü kapsamında yer alıyor ve bu içeriklerde yasal açıdan bir ihlal söz konusu değil."

Independent Arapça'ya konuşan kız öğrencilerden biri duygularını şöyle ifade etti: 

İşgalci İsrail, Gazze'nin kuzeyine dönmek isteyenleri katlediyor İşgalci İsrail, Gazze'nin kuzeyine dönmek isteyenleri katlediyor

Uğrunda yıllar harcadığım geleceğimi hiçbir sorgulama olmaksızın nasıl bu kadar kolay mahvetmek isterler? Bu olanlara halen inanamıyorum. Şiddete yönelik bir kışkırtma içermediği sürece fikirlerimi ifade etmek benim hakkım. Görünüşe bakılırsa bu olanlar, tüm Arap öğrencilerden alınan bir intikam.


İsrail üniversiteleri ve enstitülerindeki ortak Arap öğrenci topluluğu, mevcut savaş halinde yüksek enstitülerdeki Arap öğrencilere yönelik ağır tahrik ve takipleri izlemek için yerel organların kurulduğunu duyurdu. 

Topluluğun açıklamasında, "Kışkırtmalar ve hedef gösterilmeler karşısında kolay lokma olmayacağız. Öğrencileri korumak ve pratik adımlar atmak üzere tüm enerjiler ve yeteneklerle birliktelik halindeyiz. Öğrencileri korumak için daha geniş bir ağ oluşturmaya ve Arap öğrencilere yönelik kışkırtmaları ve hedef gösterilmeleri durdurmak için üniversiteler, öğretim üyeleri ve yasal otoriteler karşısında faaliyet gösterecek kitlesel eylem araçları geliştirmeye başladık" ifadeleri yer aldı. 
 

İsrail'deki bir üniversitede eğitim gören iki Arap öğrenci.jpg

İsrail'deki bir üniversitede eğitim gören iki Arap öğrenci / Fotoğraf: Independent Arabia

Ayrıca, Adalah ve İsrail'deki Eğitim Sorunlarını İzleme Komitesi, başta Hayfa Üniversitesi, Bezalel Sanat ve Tasarım Akademisi ve Minhal İşletme Fakültesi olmak üzere akademik kurumlara, öğrencileri akademik eğitimlerinden uzaklaştırmak, hatta bazı durumlarda üniversite yurtlarından derhal kovmak ve okulla ilişkilerini hemen kesmek için başlattıkları tüm uygulamaların iptalini talep eden mektuplar gönderdi. 

Söz konusu mektuplarda, bu uygulamalarla yasal yetkilerin açıkça aşıldığı ve öğrencilerin görüşlerini ifade etme haklarına bu hakların korunması için gerekli önlemler alınmaksızın tecavüz edildiği vurgulandı. 


Uzaklaştırma ve tutuklama

Yeşil Hat İşçi Sendikası, İsrail'deki onlarca işyerinin çok sayıda Arap işçiyi ve çalışanı keyfi olarak işten çıkardığını bildirdi.

Gerekçe olaraksa bu işçilerin gerek işyerinde Yahudi işçilerle sürtüşmek gerekse sosyal medyada paylaşım yapmak suretiyle 'Hamas'ı ve terörü' desteklemeleri gösterildi. 

Sendika, 7 Ekim'den bu yana 37'yi aşkın işten atılma vakası kaydetti.

Arap İşçileri Sendikası Hukuk Danışmanı Vehbe Bederne, 'İsrail'de Arap işçilerin maruz kaldığı işten atılmaların, tutuklamaların, tacizlerin ve takiplerin benzerine en zorlu koşullarda dahi rastlanmadığına' dikkat çekti.

Bederne'ye göre, Sırf Gazze'de yaşananlara dair fikirlerini ifade ettikleri için itaat komitelerine çağırılan onlarca işçi var. Çünkü İsrailli işverenler bunu terör örgütleriyle özdeşleşme olarak görüyor.

Yüksek Takip Komitesi bünyesinden çıkan Arap Acil Durum Kurumu, mevcut durum çerçevesinde (Doğu Kudüs'ü kapsamayacak şekilde) 161 tutuklama vakası izlediğini açıkladı.

Bu vakalar, polis veya Genel Güvenlik Teşkilatı (Şabak/Şin Bet) tarafından 'uyarı görüşmelerine'çağırılma ile soruşturma, tutuklama, iddianame hazırlama ve yasal prosedürler tamamlanana kadar gözaltı talebinde bulunma için çağırılma arasında değişiklik gösteriyor. 

İnsan hakları savunucuları, soruşturmalar esnasında İsrail'deki Araplara yöneltilen şüphelerin çoğunun Ceza Yasası'na göre "kamu güvenliğinin ihlaline yol açabilecek uygunsuz davranışlar" etrafında yoğunlaştığını söyledi.

Ayrıca 2016 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Yasası'na göre 'teröre teşvik' ve 'terör örgütüyle ilişki' suçlamaları da söz konusu. 

Doğu Kudüs sakinlerine yönelik de ikisi camilerde vaaz verilmesiyle ilgili olmak üzere sekiz iddianame sunuldu.

Polis iddianameyi Ceza Yasası'nda yer alan ve 10 yıla kadar hapisle cezalandırılabilecek bir suçlama teşkil eden 'ihanet kararı verme' maddesine dayandırdı. 

Adalah Merkezi'nin belgelerine göre haklarında soruşturma yürütülen ya da soruşturmadan sonra hemen tutuklanan kişilerin çoğu serbest bırakıldı, ancak ev hapsi, sınır dışı edilme, kefalet ve mali garantiler gibi kısıtlayıcı koşullar altında.

En az 64 vakada da tutukluluk süresinin uzatılması için mahkemelere talepte bulunuldu. 


Dijital kışkırtma

Arap Sosyal Medya Geliştirme Merkezi 'Hamle' (7amleh), son dönemde tırmanan siyasi olaylar ışığında Filistinlilere yönelik nefret söylemi ve şiddet vakalarında hızlı bir artış gözlemledi.

Hamle Merkezi tarafından geliştirilen ve yapay zekâ teknikleriyle desteklenen dil modeli Şiddet Endeksi, 7 Ekim'den bu yana özellikle İbranice 590 binden fazla şiddet, nefret ve kışkırtma içeriği gösterdi.

Bu göstergeye kışkırtıcı söylemlerin benzeri görülmemiş bir şekilde artması, yalan ve yanıltıcı bilgilerin yayılması ve Filistin davasını destekleyenlerin susturulması da dahil.

Bu vakaların çoğu, sosyal medya platformu X'te (eski adıyla Twitter) kaydedildi. 

Filistin Dijital Hak İhlalleri Gözlemevi 'Hür' (7or), Filistinlilerin dijital haklarına yönelik paylaşımı kaldırma, kısıtlama, nefret söylemi ve şiddeti teşvik vakaları olmak üzere bin 9'dan fazla ihlal belgeledi.

Başta Meta ve TikTok olmak üzere sosyal medya platformlarında Filistinlilerin seslerine yönelik eşitsiz bir sansür uygulandı. 

Hamle Merkezi Müdürü Nedim en-Naşif, önde gelen dijital platform şirketlerine 'Filistinlilerin dijital haklarının korunması için daha güçlü tedbirler uygulama ve tüm dillerde nefret söylemi veya şiddete teşvik vakalarını soruşturup gerekli önlemleri alma' çağrısında bulundu.

Naşif'in ifadesiyle;

Bölgede devam eden şiddeti bitirmek ve dijital hakları güvence altına almak için derhal harekete geçilmeli. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Komisyonu gibi sorumlu uluslararası kuruluşlar da dijital platformlardaki sistematik ve kasıtlı ayrımcı politikalara ve uygulamalara son vermek için çalışmalıdır.


Acil durum

Buna karşılık İsrail Başsavcılığı birkaç gün önce Hamas hareketinin eylemlerini destekleyen ve öven ifadeler kullanıldığı gerekçesiyle onlarca Arap vatandaş hakkında soruşturma açılmasını onayladığını duyurdu.

Başsavcılık, istisnai olarak polise, 'terör örgütlerinin' ve 'polis memurlarının ölümüne sebep olan terör eylemlerinin' desteklenmesiyle ilgili açık davalarda başsavcılıktan bir ön onay almaksızın soruşturma başlatma yetkisi verme kararı aldığını açıkladı. 

İsrailli Haaretz gazetesinin kaynaklarına göre Başsavcılığın tutumu, açıkça veya üstü kapalı olarak düşmana ve onun cinayete, işkenceye ve aşağılamaya maruz kalan İsrailli vatandaşlara yönelik eylemlerine destek ifadeleri yayınlayanlara asla müsamaha gösterilmeyeceğinin bir işareti.

Yine Haaretz'e göre İsrail Başsavcısı genel bir kural olarak bundan sonra, Hamas'ın Gazze çevresindeki yerleşimlere yönelik 7 Ekim saldırısının sonuçlarına işaretle 'vahşice' olarak tarif ettiği eylemlere ilişkin övgü ve destek ifadeleri kullanan herkes hakkında soruşturma, tutuklama ve kovuşturma başlatılması talimatı verdi. 

Savaşın hızı artarken İsrail Emniyet Müdürü Kobi Şabtai, İsrail'deki Filistinlilerin Gazze'yle dayanışmaya yönelik her türlü gösterisini yasakladı. Bu, 1948 yılından bu yana bir ilki temsil ediyor.

Ayrıca "Savaş halindeyiz. Kışkırtıcı herhangi bir olaya müsamaha gösterilmemesine dair talimatlar açık. Protesto yapılmasına izin verilmiyor" diyerek, polise sırf gösteri yapmayı düşündükleri ya da planladıkları için insanları tutuklama yetkisi veren 'Önleyici Tutuklama Yasası'nı da etkinleştirdi. 

Şabtai, ayrıca şu ifadeleri kullandı:

Kim tutuklanırsa, suçlularda olduğu gibi ona karşı da tüm resmi daireleri harekete geçireceğiz. İsrail devletinin bir vatandaşı olmak isteyen, hoş gelir safa bulur. Gazze'yi desteklemek isteyeni ise oraya giden otobüslere binmeye davet ediyoruz.
 

İsrail ordusuna ait araçlar, Batı Şeria şehirlerinde konuşlandırılıyor.jpg

İsrail ordusuna ait araçlar, Batı Şeria şehirlerinde konuşlandırılıyor / Fotoğraf: Independent Arabia

Bu açıklamaların ve ifadelerin ardından İsrail'deki Arap Azınlıkların Hakları İçin Hukuk Merkezi'nin Hukuki Direktörü Sühad Beşare vakit kaybetmeden hem İsrail Emniyet Müdürü'ne hem de İsrail Başsavcısı Gali Baharav Miara'ya polis talimatlarının derhal geçersiz kılınması için acil talepte bulundu. 

Mektubunda, "Böylesi katı talimatlar, savaşın devam etmesine karşı gösteri yapan vatandaşların anayasal ifade özgürlüğüne ilişkin açık bir ihlal teşkil etmekle birlikte aynı zamanda meşruiyetten de yoksun. Zira Emniyet Müdürünün gösterileri kesin ve kapsamlı bir şekilde engelleme talimatı vermek için yasal bir yetkisi yok" ifadelerini kullanan Bişare, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:

Emniyet Müdürü'nün 'sıfır tolerans' durumunun en yüksek hazırlık seviyesine çıkarılmasına ilişkin açıklamaları; polis memurlarına, protesto eylemlerini ve göstericileri dağıtmak için aşırı ve yasadışı bir güç kullanmak suretiyle baskı ve korkutma araçlarını işletebileceklerine dair bir işaret ve üstü kapalı bir onay olarak anlaşılabilir. Böylece göstericilerin güvenliğinin tehlikeye girmesine ve can kaybına da yol açabilir.