Siyonistlerin dünyayı nasıl algıladıkları ve kendilerine ve kendileri dışındakı başka insanlara nasıl baktıkları ve nasıl davrandıkları, bu bakış ve davranışların nasıl bir gerekçeye dayandığı her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Anlaşıldıkça insanlarda bir hayret ve fecaat duygusunun oluşmaması mümkün değil. Şimdiye kadar maruz kalmış oldukları takibatlar, baskılar, sürgünler ve holokostlar dolayısıyla sürekli genel insanlığın vicdanına sığınmış ve oradan anlayış ve merhamet dilenmiş olan Siyonistler o vicdanı da tüketmiş, kendileri için sağlam bir sığınak olmaktan çıkarmış durumdalar.

Başıboş hürriyetçilik Başıboş hürriyetçilik

İnsanlığın Siyonizme göstereceği bir merhamet kalmamıştır ve bu tam da Siyonizmin kendi sonuna doğru hızla aldığı yolun sonuna iyice yaklaştığının da işareti. Siyonistler bugün sergiledikleri insanlık suçları esnasında esirgedikleri anlayışın, merhametin hepsini kendi hesaplarından tüketmiş oluyorlar. O an geldiğinde ne ABD’si ne Avrupa ülkelerinin liderleri onlara bugünkü gibi güvenli bir liman oluşturamayacak, çıkar karşılığında veya korkutarak rehin almış oldukları İslam dünyasının liderlerini de kendilerine yardım edecek yerde bulamayacaktır.

Hiç kuşkunuz olmasın o günlere doğru hızla yol alıyoruz. İsrail’i Yahudi düşmanı anti-semitler yok etmeyecek, onun bu akla ziyan, vicdana ters, tarihe zıt kibri ve şımarık saldırganlığı yok edecektir. Bu ölçüsüz kibir ve saldırganlık karşısında kaçınılmaz olarak bir öfke ve isyan büyütüyor çünkü. Bu öfke ve isyan dalga dalga bütün dünyaya yayılıyor, herkeste ortak bir algı, şuur ve hissiyat oluşturuyor.

Bu durduk yerde oluşmuyor, bizzat İsrail tarafından oluşturuluyor, besleniyor, tahrik ediliyor. Öyle bir hale geliyor ki, İsrail’i akıl ve vicdan ölçülerinde savunacak bir argüman kurulamıyor, onlara şu veya bu şekilde sahip çıkacak bir insan çıkamıyor, çıkamayacak. Hakikat gün gibi ortaya çıkmış durumda. Güneşi balçıkla sıvamaya kalkanlar rezil rüsva olur. Aslında ağızlarını açtıklarında da rezil rüsva olurlar ama İsrail’i haklı göstermeye çalışmak için kurulabilecek her cümlenin bu bağlamda sonu sadece hüsrandır.

Tıpkı Azra Kohen’in İsrail’e sahip çıkmak isterken içine düştüğü rezil durum gibi. Çok kişi Kohen’in sözlerinin ne kadar vicdansızca ve hatta ne kadar aptalca olduğundan yola çıkarak infial derecesinde tepki gösterdi. Kohen’in sözleri gerçekten neresinden bakılırsa inanılması zor bir düşüklük.

Kendisi bir anne, Türkiye’de yaşıyor, amcası Türkiye’de aşırı milliyetçilik ve Türklük satan biri, tam adresini bulmuş ırkçı ve Türkçülük simsarı Zafer Partisi’nde siyaset yapıyor ve yeğen Kohen’in kendisi de öyle birinin yeğeni olmakla övünüyor. İsrail’in yaptıklarını hoş ve makul göstermenin telaşı içinde İsrail bombardımanları altında paramparça olarak, yanarak öldürülen çocukların sorumluluğunu bombaların altında bulunmalarına bağlıyor. Anne-babaları özellikle çocukları bombalansın diye karşılarına geçip bir de video çekiyorlarmış, o yüzden İsrail’e kızmak bir yana bu çocukların anne-babalarına kızıyor ve o kadar kızıyor ki “çıplak elleriyle onları öldüresi” geliyor. İsrail bombalarının yapamadığını kendi çıplak elleriyle yapmaktan bahseden, fantezinin sınırlarını bu aşağılık kin ve nefret seviyesine kadar çekmiş olan bir karanlık ruh. Tabii ne akıl var bu sözlerde ne izan ne vicdan. Bu sözleri söyleyen bir anne üstelik. Bir de kitapları çok çok satan bir yazar.

Tabii bu akılsızlık ve vicdansılzık sadece Kohen’in meselesi değil, İsrail ve Siyonizmin sorunu artık. İsrail’in savunulabilecek hiçbir akli, vicdani ve ahlaki zemininin kalmamış olmasından da kaynaklanıyor. Siyonizmin ahlaki, vicdani ve akli iflasının en net görünümü. Ama Azra Kohen’in kitaplarının çok satmış olması, aynı akıl, izan, vicdan ve ahlak yoksunluğuyla konuşan amcasının bu kadar sesinin çıkabiliyor olması biraz da Türkiye’nin ciddi bir güvenlik meselesi değil mi?

Müslüman mahallesinde ne salyangozlar ne domuzlar satılmış onca yıl? Bunu da bizim dert etmemiz gerekmez mi? Türkiye halkına, Türk evlatlarına ırkçılık düzeyinde Türkçülük satmış olanların hiçbirinin Türk olmaması bizi biraz düşündürmez mi? Kendisi de bir Kohen olan Tekin Alp, asıl ismiyle Moiz Kohen’in yıllarca asıl ismini gizleyerek nasıl ve neden Türkçülük yapmış olduğunu görmeyelim mi artık? Türklere aşık oldukları için olmadığı kesin. Yaptıkları Türkçülüğün asıl muhtevası Arap düşmanlığı olan bu çevrelerin Siyonizme en kurnazca ve en büyük desteği vermekte olduklarını görmeyelim mi artık?

Arap, Siyonistler için Filistinlidir, o da işgal ettiği topraklarda boğazına dizilmiş olan direnişçidir. Bertaraf edilmesi, itibarsızlaştırılması, yalnızlaştırılması gereken düşmandır o. Türkiye’nin Filistin’e olan desteğinin gerekçesi nasıl sulandırılabilir? Bunun için ne yapılması gerekiyorsa o yapıldı bizzat bu eller tarafından. Yok Araplar bizi arkadan vurdu, yok Filistinliler topraklarını sattı, yok bu Araplar da zaten hiçbir zaman birlik olamadılar vs. Bu arada Araplarla Türkler arasına giren mesafeler İngilizi, Amerikalısı, Fransızı sızıp onların bütün varlıklarına çöküyor halbuki. Biz ise Türk-İslam düşmanlarının içimize yerleştirdikleri ulusal kibir ve gururla avunup dururuz. Filistin’e, Gazze’de savaşan yiğitlerin bizatihi Türkiye’nin sınırını savunduklarını görmez de onlara tam da ülkemizi adım adım işgale hazırlanan siyonistlerin istediği gibi terörist deriz.

Azra Kohen’in sözleri sadece kendi seviyesizliğini ve akıl yoksunluğnu göstermiyor, aynı zamanda Siyonizmin de sefaletini gösteriyor. Siyonizmin bugün maddi güç ve desteğe sahip olması kimseyi yanıltmasın. Değil mi ki, onu savunacak akıl ve izan bu sefalete düşmüştür, buradan sadece kaçınılmaz hezimet görünüyor. Sahip çıkanı olmayacak, neyin arkasına sığınırsa bizzat o şey tarafından ihbar edilecek bir sahipsizlik. Ama birilerinin karşı ırkçılığı veya şimdiye kadar tepe tepe sömürdükleri anti-semitizm duygularıyla bile değil, bizzat kendi eliyle, kendi yaptıklarının en adil sonucu dolayısıyla…

Yasin Aktay, Yeni Şafak