Terörist İsrail, uzun yıllardır işgal, mülksüzleştirme ve sistematik şiddet politikalarına yönelen eleştirileri bastırmak için “antisemitizm” kavramını siyasal bir silah olarak kullanıyor. Özellikle Batı’da İsrail’i eleştirmek, çoğu zaman Yahudi karşıtlığıyla eş tutuluyor; akademisyenler, gazeteciler ve sivil hareketler bu suçlamayla susturuluyor. Böylece antisemitizm, devlet politikalarını dokunulmaz kılan bir kalkan hâline getirildi.
Bu sürecin kurumsal altyapısı, Uluslararası Holokost Anma Birliği (IHRA) tarafından kabul edilen antisemitizm tanımı üzerinden inşa edildi. İsrail lobileri tarafından yoğun biçimde desteklenen bu tanım, Yahudi karşıtlığıyla mücadele iddiası altında İsrail devletini eleştiriden muaf kılmayı hedefleyen siyasal bir aparata dönüştürüldü. Tanımın özellikle İsrail’le ilişkilendirilen maddeleri, işgal, soykırım, apartheid ve savaş suçları gibi somut eleştirileri dahi “antisemitizm” etiketiyle bastırabilecek kadar esnek ve kasıtlı biçimde muğlak bırakıldı. Böylece antisemitizm, geçmişte olduğu gibi şimdi de Yahudi'nin suçlarını örtmenin aracı hâline getirildi.
Bu silah en sert biçimde üniversitelerde kullanıldı. İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalini eleştiren akademisyenler hedef alındı, görevden uzaklaştırıldı ya da meslekten tasfiye edildi. Filistin lehine bildiriler imzalayan öğrenciler disiplin soruşturmalarıyla sindirildi; kampüslerde Filistin bayrağı açmak, İsrail’i protesto etmek veya Gazze’de yaşananları soykırım olarak nitelendirmek “antisemitizm” gerekçesiyle yasaklandı. Akademik özgürlük, İsrail söz konusu olduğunda bilinçli biçimde askıya alındı.
Aynı baskı mekanizması medya ve kamusal alanda da işletildi. Gazeteciler İsrail’i eleştirdikleri için işlerinden edildi, yayın organları reklam ve fon baskısıyla hizaya çekildi, sanatçılar ve sivil toplum aktörleri hedef gösterildi. İsrail ürünlerine yönelik boykot çağrıları dahi “nefret suçu” olarak yaftalandı. Antisemitizm kavramı bu noktada, Yahudilerin işgal, katliam ve mülksüzleştirme politikalarını sorgulanamaz kılan ideolojik bir cop hâline getirildi. İsrail, bu yöntemle dünya kamuoyunda başka hiçbir devlete tanınmayan bir dokunulmazlık zırhı kuşandı.
Ancak bu söylem, Gazze’de yaşanan açık işgal ve kitlesel yıkımla birlikte aşınmaya başladı. Sivil ölümlerinin belgelenmesi, kuşatma koşulları ve yardım engellemeleri karşısında antisemitizm suçlaması, giderek ikna gücünü kaybediyor. İsrail’in Gazze’deki katliamları görünür hâle geldikçe, bu kavramın eleştiriyi bastırmak için araçsallaştırıldığı daha açık biçimde görülüyor. Antisemitizm ithamı artık hakikati örten bir perde olmaktan çıkıyor, istismarın kendisi tartışma konusu hâline geliyor.
Bugün ABD ve Avrupa’da, Yahudi akademisyenlerin ve insan hakları savunucularının da yer aldığı geniş protesto dalgaları, bu kırılmanın en somut göstergesi. Gazze işgaliyle parlatılmaya çalışılan bu söylem silahı, tam tersine terörist Yahudilerin politikalarını savunamaz hâle getirdi. Antisemitizm kavramının bu ölçüsüz kullanımı, İsrail’in işgal politikalarını daha görünür kılıyor.
Gelinen noktada, İsrail’in eleştiriyi bastırmak için kullandığı antisemitizm söylemi eskisi kadar etkili değil. Gazze, bu istismarın sınırlarını ortaya koydu; kavramın bir silaha dönüştürüldüğü artık daha geniş kesimlerce kabul ediliyor.




