Büyük zaferler bir anda değil, vazgeçmeyen adımların sessiz bereketiyle kazanılır
Kâinatı dikkatle seyreden her gönül bilir ki Allah Teâlâ bu âlemde hiçbir hakikati gürültüyle öğretmez. En büyük dersler sessizce verilir. Güneş her sabah bağırmadan doğar; ay, gecenin karanlığını haykırmadan aydınlatır. Bir tohum toprağın derinliklerinde kimsenin görmediği bir sabırla çatlar. Anne rahminde dokuz ay boyunca büyüyen bir bebek, tek bir günde değil, sayısız ilahî takdirin, hikmetli safhanın ve kesintisiz gelişimin neticesinde dünyaya gelir. Nehirler dağları bir çırpıda aşmaz; asırlar boyunca akarak vadiler açar. İşte Rabbimizin kâinata yerleştirdiği değişmez sünnetlerden biri de budur: Az ama sürekli olan, çok fakat kesintili olandan daha bereketlidir.
İnsan çoğu zaman büyük başarıların bir gecede elde edildiğini zanneder. Oysa hakikat bunun tam tersidir. Tarihe yön veren bütün medeniyetler, ilim adamları, mütefekkirler, kumandanlar ve Allah dostları, hayatlarını bir anda değil; her gün aynı istikamette attıkları küçük ama kararlı adımlarla inşa etmişlerdir. Bugün göğe yükselen ulu bir çınarın kökleri, yıllar boyunca toprağın derinliklerine sabırla ilerlemiştir. Zirveler, görünmeyen emeklerin; ihtişamlı yapılar ise görünmeyen temellerin eseridir.
İşte bunun için atalarımız asırların tecrübesini tek bir cümlede özetlemiştir:
"Israrla damlamaya devam eden su, taşı oyar."
Bu söz sadece bir tabiat gözlemi değildir; aynı zamanda insan ruhunu inşa eden ilahî bir kanunun ifadesidir. Çünkü su, sert değildir; taş ise son derece sağlamdır. İlk bakışta güç taşın tarafındadır. Fakat zaman geçtikçe görünen kuvvet değil, devam eden gayret kazanır. Su taşı kaba kuvvetle değil; süreklilikle yener. Onu aşındıran şiddeti değil, vazgeçmeyen istikrarıdır.
Bugün bilim insanları da aynı gerçeği farklı kavramlarla açıklamaktadır. Jeoloji ilmi, milyonlarca tonluk kayaları şekillendirenin ani darbelerden çok uzun yıllar boyunca devam eden su hareketleri olduğunu ortaya koymaktadır. Psikoloji, alışkanlıkların insan karakterini oluşturduğunu söyler. Eğitim bilimleri, düzenli tekrarın öğrenmeyi kalıcı hâle getirdiğini ispat eder. Nörobilim ise beynin yeni sinir ağlarını sürekli tekrar sayesinde oluşturduğunu göstermektedir. Demek ki Allah'ın kâinata koyduğu kanun ile insanın yaratılışındaki hikmet aynı noktada buluşmaktadır: Süreklilik, değişimin en büyük kuvvetidir.
İslâm da mümini işte bu ruhla yetiştirir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur:
"Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır."
Bu nebevî ölçü, müminin hayat anlayışını baştan sona değiştiren bir ilkedir. Çünkü Rabbimiz bizden gösterişli başlangıçlar değil; sadakatle sürdürülen kulluk istemektedir. Bir gün sabaha kadar ibadet edip sonra aylarca gaflete dalmak yerine, her gün birkaç rekât namazı ihlâsla kılmak daha değerlidir. Bir defada yüzlerce sayfa okuyup sonra kitabı rafa kaldırmaktansa, her gün birkaç sayfa okuyarak ilim yolunda yürümek daha bereketlidir. Bir gün bütün servetini infak edip ardından cimriliğe dönmek yerine, her gün küçük de olsa bir iyilikte bulunmak Allah katında daha makbuldür.
Çünkü Allah, devam eden sadakati sever.
Şeytan ise insanı büyük günahlarla yıkmaktan önce küçük ihmallerle yormaya çalışır. Bugün terk edilen bir tesbih, yarın geciken bir namaz, ertesi gün ihmal edilen bir ilim halkası... Derken insan farkına varmadan ruhunun bereketini kaybetmeye başlar. Aynı şekilde küçük iyilikler de insanı yavaş yavaş cennete taşır. Güler yüz, güzel söz, gizlice yapılan bir dua, kimsenin bilmediği bir sadaka, anne babanın gönlünü alan küçük bir davranış... Bunların hiçbiri tek başına büyük görünmeyebilir; fakat ömür boyu biriktiklerinde kulun amel defterini nurla doldururlar.
Bugün ümmet olarak en büyük imtihanlarımızdan biri de sabırsızlıktır. Her şeyi hemen istiyoruz. Bir ay spor yapınca güçlü olmayı, birkaç kitap okuyunca âlim olmayı, kısa sürede zenginleşmeyi, birkaç konuşmadan sonra insanları değiştirmeyi bekliyoruz. Oysa Allah'ın kanunu aceleyi değil, tedricî olgunlaşmayı esas alır. Hurma ağacı yıllarca meyve vermez; fakat vakti geldiğinde nesilleri doyurur. Bir medrese birkaç ayda kurulmaz; yılların emeğiyle ilim yuvasına dönüşür. Bir millet de sloganlarla değil; nesiller boyunca süren eğitim, ahlâk ve iman terbiyesiyle ayağa kalkar.
Medeniyetler de su damlası gibidir. Büyük fetihler, küçük hazırlıkların meyvesidir. İlim, her gün okunan sayfaların toplamıdır. Hikmet, yıllarca yapılan tefekkürün bereketidir. Güçlü devletler, günü kurtaran politikalarla değil; uzun vadeli sabır ve istikrarla yükselir. Osmanlı'nın altı asırlık ömrü, bir gecenin değil; asırlar boyunca sürdürülen adaletin, vakıf medeniyetinin, ilim halkalarının, ahlâk terbiyesinin ve istikrarlı devlet anlayışının eseriydi. Selçuklu'nun kökleri de İslâm medeniyetinin ihtişamı da aynı hakikati haykırır: Devam eden emek, kesintili heyecandan daha güçlüdür.
Mümin de böyledir. O, fırtınalar karşısında eğilmeyen dağ gibi görünmekle birlikte, hedefinden vazgeçmeyen su gibi olmalıdır. Çünkü bazen sert olmak kırar; fakat sabır dönüştürür. Kaba kuvvet kapıları zorlar; hikmet ise gönülleri açar. İnatla akan su, en sert kayayı bile şekillendirirken; öfke çoğu zaman en yumuşak kalbi bile taşlaştırır.
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Hayatımızda her gün damlayan hangi iyilikler var?
Her gün okuduğumuz kaç âyet, kaç hadis, kaç sayfa kitap, kaç dakikalık tefekkür, kaç samimi dua, kaç gizli infak, kaç güzel söz, kaç tebessüm, kaç istiğfar ruhumuzu besliyor?
Yoksa biz de büyük işler hayal edip küçük ama sürekli iyilikleri küçümseyenlerden mi olduk?
Unutmamak gerekir ki okyanuslar damlalardan oluşur. Dağlar kum tanelerinden meydana gelir. Kütüphaneler sayfaların, medeniyetler insanların, büyük şahsiyetler ise küçük ama vazgeçilmeyen alışkanlıkların eseridir.
Hayatı değiştiren çoğu zaman büyük devrimler değildir; her sabah aynı istikamette yeniden yürüyebilmektir.
Öyleyse su gibi olalım…
Gösterişsiz ama faydalı…
Sessiz ama etkili…
Mütevazı ama kararlı…
Çünkü bugün kimsenin önemsemediği bir damla, yarın bir kayayı oyar; bugün ihmal edilmeyen küçük bir ibadet, yarın cennete uzanan bir yol olur. Allah'ın rızasına giden yol, çoğu zaman büyük sıçrayışlardan değil; ihlâsla atılan küçük, samimi ve istikrarlı adımların bereketinden geçer.
Ve unutmayalım:
Vazgeçmeyen su, taşı oyar. Vazgeçmeyen mümin ise önce nefsini fetheder; nefsini fetheden ise Allah'ın izniyle dünyayı imar edecek iradeye kavuşur.
Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Dursun





